5 - 8 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen buluşmada, Kur’ân-ı Kerîm, iman, inanç ve aile başta olmak üzere pek çok konuda sunumlar yapılıyor. Programın ilk günü dört akademisyenin ortak çalışmasıyla hazırlanan Nûru’l Hüdâ Meâl ve Tefsiri ile İngilizce Kur'an meali olarak hazırlanan The Final Human User Manual eserleri katılımcılara sürpriz olarak tanıtıldı. Günün son konuşmasında ise Dr. Ömer Demirbağ, “İman ve Duruş” başlığı altında insanın yaratılıştaki konumunu ve imanın kıymetini anlattı.
Nûru’l Hüdâ: Kur’ân’ın Hidayetini Hayata Taşıyan Eser
Buluşmanın ilk gününde katılımcılara sürpriz olarak Nûru’l Hüdâ Meâl ve Tefsiri tanıtıldı. Kur’ân-ı Kerîm’i sade ve anlaşılır bir dille okuyucuya ulaştırmayı hedefleyen eser, Prof. Dr. Muhammed Abay, Prof. Dr. Kadir Özköse ve Prof. Dr. Orhan Çeker'in ortak çalışmasıyla hazırlandı.
Yıldıray Kaplan'ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen tanıtım söyleşisinde akademisyenler, eserin hazırlanma sürecini, kaynaklarını ve öne çıkan özelliklerini anlattı.
Tanıtımın ilk konuşmacısı The Final Human User Manual eserinin müellefi Orhan Kök, Türkçede Kur’ân-ı Kerîm'in yaklaşık 400 tercümesinin bulunduğunu belirterek yeni bir tercümeden ziyade okuyucunun ufkunu genişletecek, Kur’an’ı daha derinlikli anlamasına katkı sunacak bir esere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Kur’an’ın yalnızca görünen anlamıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Kök, bu durumu buz dağına benzeterek görünen kısmın ötesindeki anlam dünyasının da esere yansıtılmasının önemine dikkat çekti.
Çalışmanın nihai şekline kavuştuğunu ancak tamamlanmış bir süreç olarak görülmemesi gerektiğini belirten Kök, eserin asıl hedef kitlesinin okuyucular olduğunu söyledi. Okuyuculardan gelecek her türlü geri bildirimin kendileri için kıymetli olduğunu dile getiren Kök, metinde fark edilen eksiklik veya hataların küçük görülmeden kendileriyle paylaşılmasını istedi. Hocaların da okuyucuların da yanılabileceğini hatırlatan Kök, eserin gelecek nesillere ışık tutacak bir çalışmaya dönüşmesinde okuyucu katkısının önemli olduğunu vurguladı.
Eserin ismi ve hazırlanma amacı hakkında bilgi veren Dr. Kadir Özköse ise Nûru’l Hüdâ isminin Kur’ân-ı Kerîm'in insan hayatına yön veren hidayet kaynağı olmasına işaret ettiğini belirtti. Çalışmaya Antalya'nın Elmalı ilçesinde, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın Hak Dini Kur’an Dili adlı eserini kaleme aldığı yerde başladıklarını aktaran Özköse, Elmalılı'nın farklı ilim dallarını bir araya getiren yaklaşımını örnek aldıklarını söyledi.
Çalışmanın herhangi bir meale alternatif olma iddiası taşımadığını vurgulayan Özköse, Kur’ân'ı anlama çabasına katkı sunmayı amaçlayan samimi bir hizmet gayreti olduğunu ifade etti.
Tasavvuf ve İrfan Geleneğinden Beslenen Eser
Nûru’l Hüdâ'nın hazırlanma sürecinin sekiz yıla yayıldığını belirten Özköse, her âyetin farklı ilim dalları ve kaynaklar çerçevesinde incelendiğini anlattı. Her bir bölüm için yaklaşık üç hafta süren araştırmaların ardından bir araya gelinerek ortak değerlendirmeler yapıldığını kaydetti.
Eserde Ahmed Yesevî'nin hikmetlerinden, Yunus Emre'nin ilahilerinden, Hacı Bektaş-ı Velî'nin nefeslerinden ve İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân adlı eserinden yararlanıldığını belirten Özköse, Mahmud Esad Coşan'ın tefsir sohbetlerinin de çalışmaya önemli ölçüde yansıtıldığını dile getirdi.
17 Oturumda Ortak Bir Eser Ortaya Çıktı
Eserin ilk taslağını hazırlayan Prof. Dr. Orhan Çeker ise çalışma sürecine ilişkin ayrıntıları paylaştı.
Altı ayda bir 150 sayfalık bölüm hazırlama hedefiyle yola çıktıklarını aktaran Çeker, ilk taslağı yaklaşık iki yılda tamamladığını kaydetti. Ardından heyetle birlikte 17 çalışma oturumu gerçekleştirildi. Konya, İstanbul ve Ankara'da yapılan toplantılarda metinler yeniden ele alınarak ortak değerlendirmelerle son şekline kavuşturuldu.
Çeker, ilk taslağın 2 Şubat 2020'de tamamlandığını, heyetin ortak değerlendirme sürecinin ise 31 Mart 2021'de sabah namazı vaktinde sona erdiğini belirtti.
Hadis-i Şeriflerle Desteklenerek Zenginleşen Bir Anlatım
Eserde hadis-i şeriflere geniş yer verdiklerini vurgulayan Çeker, Bakara sûresinin 129 ve 151'inci, Âl-i İmrân sûresinin 164'üncü ve Cuma sûresinin 2'nci âyetlerinde Peygamber Efendimiz'in bildirilen görevlerine dikkat çekti. Bu anlayış doğrultusunda açıklamaları hadislerle desteklediklerini ve kaynaklarını belirttiklerini söyledi.
Okuyucunun âyetleri okurken zihninde oluşabilecek soruları da dikkate aldıklarını belirten Çeker, eserin anlaşılmayı kolaylaştıran açıklamalarla hazırlandığını ifade etti.
Konuşmasının sonunda hayırla anılmanın insan için ikinci bir ömür olduğunu belirten Arapça atasözünü hatırlatan Çeker, Peygamber Efendimiz'in ümmetine bıraktığı dosdoğru yola ilişkin hadisleri de aktardı. İnsanların Allah'ın dinine akın akın girdiği gibi ilerleyen zamanda akın akın çıkabileceklerine dair rivayetin kendisini derinden etkilediğini söyleyen Çeker, bunun Müslümanlara büyük bir sorumluluk yüklediğini dile getirdi.
Tanıtımda Prof. Dr. Muhammed Abay da okuyucuların esere ilişkin değerlendirmelerinin önemine dikkat çekerek çalışmanın gelecek nesillere de ışık tutmasını arzu ettiklerini belirtti. Programın sonunda eserin buluşmaya özel yüzde 50 indirimle katılımcılara sunulacağı duyuruldu.
İman Aile Buluşması’nın ilk günün son konuşmasında Dr. Ömer Demirbağ, “İman ve Duruş” başlığı altında insanın yaratılıştaki eşsiz konumuna ve imanın hayatımızdaki yerine dikkat çekti.
Kur’ân-ı Kerîm, iman, inanç ve aile başta olmak üzere pek çok konuda sunumlar yapıldığı İman Aile Buluşması’nın ilk günün son konuşmasında Dr. Ömer Demirbağ, “İman ve Duruş” başlığı altında insanın yaratılıştaki eşsiz konumuna ve imanın hayatımızdaki yerine dikkat çekti.
İnsanın yaratılmışlar arasındaki özel konumunu hatırlatan Demirbağ, insanın yükseliş ve düşüşünün kendi tercihleriyle şekillendiğini belirterek, “İnsan insanlıktan düşünce hayvandan daha aşağı, yükselince ise meleklerin secde ettiği bir varlık oluyor. Yükselişi ve inişi arasındaki en büyük fark insandadır.” ifadelerini kullandı.
İnsanı yücelten imanın karşılıksız bir nimet olduğuna vurgu yapan Demirbağ, Allah'ın insana verdiği nimetleri şu sözlerle anlattı:
“Allah bizi insan yaratmış. Bununla kalmamış, kendi varlığından bizi haberdar etmiş; yani iman etmemizi sağlamış. Bununla da kalmamış, en yüce peygamberin ümmeti kılmış. Başımızı bir ömür secdeye yapıştırıp ölünceye kadar hep şükür vaziyetinde olsak, bunların karşılığı verilmez.”







