TBMM İsrail’e heyet gönderiyor
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, İsrail’in Gazze’ye yardım götüren gemilere yönelik saldırısını kınayan bir mektubu BM başta olmak üzere değişik ülkelerin insan hakları komisyonlarına gönderme kararı aldı, ayrıca bir alt komisyon oluşturarak İsrail’de inceleme yapılması benimsedi. (Milliyet)
İsrail resmen özür dilemeli
TBMM Genel Kurulu, İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin insani yardım gemilerine saldırısını kınayarak, İsrail hükümetinin resmi özür dilemesini ve mağdurlara tazminat ödemesini istedi.
Grup başkanvekillerinin imzasını taşıyan bildiri, Meclis Genel Kurulu’nda milletvekillerinin alkışlarıyla oybirliğiyle kabul edildi. Bildiride, İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin insanlık dışı saldırısı şiddetle ve nefretle kınandı. BM yasası ve uluslararası hukukun ihlal edildiği belirtilen bildiride, BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail’i kınayan ve yaptırım öngören bir karar çıkarması, bağımsız bir uluslararası soruşturma komisyonu kurulması istendi ve şöyle denildi: “İsrail hükümeti, bu saldırı dolayısıyla resmen özür dilemeli, olayın sorumlularının yargılanarak cezalandırılmalarını sağlamalı, saldırının mağdurlarına tazminat ödenmelidir. Türkiye, İsrail’e karşı milli ve uluslararası yargı yollarına başvurmalıdır. TBMM, halkımızın gösterdiği haklı tepkileri saygıyla karşılamaktadır. TBMM bu tepkilerin şiddete dönüşmeyeceğine ve Türkiye’deki Musevi vatandaşlarımızı incitici bir nitelik taşımayacağına inanmaktadır.Saldırgan tutuma karşı gösterilen tepkiler İsrail milletini hedef almamalıdır.” (Hürriyet)
Gül: İsrail büyük zarar görecek
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine yönelik silahlı saldırısını değerlendirirken, “İsrail kendisine zarar veriyor. Bu böyle kalmayacak. İsrail bu işten büyük zarar görecek” dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye-İsrail ilişkileri ve terör olaylarıyla ilgili, şunları söyledi:
“İsrail, kendisine zarar veriyor. Bu böyle kalmayacak. İsrail bu işten büyük zarar görecek. İsrail’in elinde tuttuğu Türk vatandaşlarını gruplar halinde göndermesini kabul etmiyoruz. Tümünün en kısa sürede gönderilmesini istedik.”
Türkiye’nin üç şartı
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzelmesinin üç koşula bağladı. İlk koşul, İsrail’in Türkleri serbest bırakmasıydı: “Tek bir vatandaşın sorgulanmasına, yargılanmasına izin vermeyiz.”
Diğer şartlar Gazze’ye ablukanın kalkması ve uluslararası soruşturmaydı: “İsrail zanlıdır. Suçlu ülke hangi hakla soruşturma yapabilir?” BM İnsan Hakları Konseyi, uluslararası bağımsız soruşturma açılmasını onayladı... (Radikal)
İnsan Hakları Komisyonu İsrail'in saldırısını kınadı
BM İnsan Hakları Komisyonu, İsrail'in Gazze saldırısını kınadı ve İslam Konferansı Örgütü'nün (İKÖ) uluslararası hukukun ihlal edildiğine ilişkin soruşturma açılması çağrısı yapan karar tasarısı önerisini kabul etti.
Komisyon'dan yapılan açıklamada, Cenevre'deki İKÖ üyesi ülkelerin talebi doğrultusunda, İnsan Hakları Komisyonu'nun, İsrail'in Gazze'ye yardım malzemesi götüren filoya düzenlediği saldırının neden olduğu insanlık trajedisini ele almak üzere özel bir oturum yapıldığı belirtildi.
Oturumda, İKÖ'nün uluslararası soruşturma açılması çağrısında bulunan karar tasarısı önerisinin oylamaya sunulduğu, oylamada 47 üye ülkeden 32 ülkenin "evet" oyu verirken, ABD, Hollanda ve İtalya'nın "hayır" oyu verdiği, 9 ülkenin "çekimser" kaldığı, 3 Afrika ülkesinin de oylamaya katılmadığı kaydedildi.
Açıklamada, tasarının kabul edilmesiyle İnsan Hakları Komisyonu'nun, İsrail'in farklı ülkelerden masum sivillerin öldüğü ve yaralandığı gemilere saldırısının şiddetle kınandığı, masum sivillerin ölümünden derin üzüntü duyulduğu ve ölenlere rahmet, kurbanların yakınlarına başsağlığı dilendiği, "işgalci güce" Uluslararası Kızılhaç Örgütü ile işbirliği yaparak gözaltına alınan ve yaralanan kişiler hakkında bilgi temin etmesi, gözaltına alınanların derhal serbest bırakılması Gazze ve diğer yerlerdeki kuşatmasına son vermesi çağrısı yapıldığı ifade edildi. (Milli Gazete)
Doğu Akdeniz'e tansiyon ayarı
Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine yapılan askeri saldırı sonrasında gerilen Türk-İsrail ilişkilerinde yeni bir krizin patlak vermemesi için taraflar tansiyon düşürücü tutum izliyor.
Türk ve İsrail Hava Kuvvetleri, Doğu Akdeniz üzerinde karşı karşıya gelmemek için uçuşlarına kısıtlama getirdi. Diyarbakır Ana Jet Üs Komutanlığı’nın Doğu Akdeniz üzerinde kriz öncesinde planlanan rutin uçuşlarının da bu kapsamda gerçekleşmediği öğrenildi.
Mavi Marmara krizinin ardından Türkiye’nin güney sınırını koruyan ve Doğu Akdeniz’deki uçuşları gerçekleştiren Diyarbakır Ana Jet Üs Komutanlığı’ndaki Scramble (Göreve Hazır) uçaklarının sayısında bir artışa gidilmedi. Türkiye, son dönemde Scramble uçaklarının sayısını, özellikle İran’a yönelik olası bir askeri operasyon sinyallerinin güçlendiği dönemlerde arttırıyordu. Son gelişme sonrasında ise Türkiye’nin Scramble uçaklarının sayısında artışa gitmediği öğrenildi.
Diyarbakır’da konuşlu 2. Hava Kuvveti Komutanlığı bünyesinde Türk Hava Kuvvetleri’nin en vurucu uçakları yer alıyor. Diyarbakır’a bağlı olarak, 3 ana jet üssü, 1 tanker üssü, bu üslere bağlı 2 Av-Önleme filosu, 3 Av-Bombardıman filosu, 1 Havada Yakıt İkmal Filosu ve kuvvet komutanlığına doğrudan bağlı 1 irtibat ve Arama-Kurtarma filosu bulunuyor.
Diyarbakır’daki F 4 2020 uçaklarından oluşan 171. Korsan Filo ile F-16 uçaklarından oluşan 181. Pars Filo her türlü hava koşulunda gece/gündüz uçabilme yeteneğine sahip. Ankara, 9 kişinin öldürülmesi, onlarca kişinin yaralanmasının faturasını İsrail’e öncelikli olarak diplomatik ve ekonomik alanda kesmeyi planlıyor. (Cumhuriyet)
Bizi soyup eşyaları aldılar
Gelişmeleri Sabah Gazetesi adına izlerken, saldırıya uğrayan gemideki diğer yolcularla birlikte tutuklanan muhabir Mediha Olgun operasyonun üzerinden 72 saat geçtikten sonra, diğer tutuklularla birlikte Türkiye'ye gönderilmek üzere serbest kaldı.
Olgun, yola çıkmak üzere uçağın içinde beklerken, THY hosteslerinden birinin telefonundan gazetesine ulaşarak yaşadıklarını anlattı. Sabah muhabirinin anlattıkları felaketi gözler önüne serdi;
Oyuncakları kardılar
Olgun, gemideki sıcak saatleri şöyle anlattı: "Önce gemiyi didik didik arayıp, çatışma sırasında kamaralara saklanan kadınlar dahil herkesi otomatik silah tehdidiyle dışarı çıkardılar. O anda üzerimizde giysi olarak ne varsa, fazladan sırtımıza hiçbirşey almamıza izin vermeden hepimizi güvertede topladılar. Daha hava aydınlanmamıştı ve korkunç bir soğuk vardı. Hepimiz güvertede beklerken, saatlerce bütün gemiyi didik didik aradılar. Çantaların, valizlerin tamamen ters çevrilip yerlere boşaltılarak arandığını, tüm eşyaların çiğnendiğini gördük. Gazzeli çocuklara götürülen oyuncak bebekleri, topları keserek içlerini boşalttılar. Tüm olan biteni güverteden izliyorduk."
Güvertede topladılar
5 saate yakın süren bu aramanın ardından geminin hareket ettiğini aktaran Mediha Olgun, "Bir yandan da üzerimizde askeri helikopterler alçak uçuş yapıyordu. Helikopterlerin rüzgârıyla yerlerimizde zor duruyorduk. Bu sırada soğuk içimize işledi. Bunu özellikle yaptıklarının farkındaydık" dedi. Aşdod Limanı'na ulaştıktan sonra teker teker gemiden indirildiklerini anlatan Mediha Olgun, limanda nasıl arandıklarını ve elektronik eşyalarının başına gelenleri şu ifadelerle aktardı: "Öncelikle telefonlarımıza, fotoğraf makinelerimize ve dizüstü bilgisayarlarımıza el koydular. Ardından teker teker kabinlere alıp soydular.
Çoraplarımıza kadar aldılar, ayakkabılarımızı kesip tabanlarını aradılar. Yedeklediğimiz bütün görüntü ve materyalleri böylece buldular. Hepsine el koydular." Arama faslının en az 10 defa daha farklı yer ve zamanlarda tekrarlandığını söyleyen Olgun, her noktada teker teker fotoğraflarının çekildiğini, farklı farklı kişi ve yetkili tarafından ifadelerinin alındığını ve fişlendiklerini bildirdi. Her aramada üzerlerindeki kimlik ve paraların eksildiğini söyleyen Olgun, İsrailliler'in sigaralarını içtiğini, cüzdan ve paralarını da iade edeceklerini söyleyerek aldıklarını aktardı. Muhabirimiz, sadece pasaportunu kurtararak uçağa binmeyi başarabildiğini, İsrailliler'in tüm elektronik ve kişisel eşyalarına el koyduklarını ve geri vermediklerini ifade etti.
Cezaevinde iki gece
İsraillilerin limanda kendilerine 'sınır dışı edilmek istiyorum' diye kağıt imzalatmaya çalıştıklarını da kaydeden muhabirimiz, buna rağmen imza atan ya da atmayanlara bakılmaksızın herkesin Per Şeva Cezaevi'ne gönderildiğini anlattı. İsrail ordusu tarafından götürüldükleri hemen her yerde tutuklu başına en az 50 kişilik asker ve görevlinin düştüğünü, neredeyse tüm İsrail donanmasının kendilerini gözettiğini de vurgulayan Olgun, "Per Şeva cezaevinde o şartlar altında 2 gece geçirdik. Yemek ve su sıkıntısı had safhadaydı. Ancak en kısa zamanda ülkeme döneceğimi, oğluma yakın zamanda kavuşacağımı hissediyordum" diye konuştu. (SABAH)
‘Yaralı Türkün başına ateş edip öldürdüler’
İsrail’in Gazze’ye yardım taşıyan gemilere saldırısının ardından özel bir uçakla ülkelerine dönen Kuveytli Ali Buhamd, “Yaralı bir Türkü başına ateş açıp öldüren bir İsrail askeri gördüm” dedi
İsrail tarafından gözaltına alındıktan sonra Kuveyt Emiri’ne ait bir uçakla Ürdün üzerinden ülkelerine dönen ve Başbakan Nasır Muhammed El Ahmed El Sabah ile üst düzey yetkililer tarafından karşılanan 6’sı kadın 18 Kuveytliden biri olan Ali Buhamd, yaralı bir Türkü başına ateş açıp öldüren bir İsrail askeri gördüğünü söyledi. Buhamd ayrıca, “Askerler yardım çağrılarına rağmen bir başka yaralı Türkü kan kaybından ölüme terk etti” açıklamasında bulundu.
Mavi Marmara gemisinde bulunanlardan avukat Mübarek El Mutava, “İsrailli komandolar uyarmadan ateş açtı. Daha gemiye çıkmadan birçok gönüllüyü öldürdüler. Sizi temin ederim ki, hiçbir gönüllüde ateşli silah yoktu. Mutfak gereçlerinden başka silahımız yoktu ve gönüllüler hiçbir direniş göstermedi” dedi. (Milliyet)
3 HAZİRAN 2010







