TBMM’deki 547 milletvekilinin 411’inin oyu ve 3 partinin uzlaşmasıyla yapılmasına rağmen, gerekçe CHP’lilerin ‘demokratik uzlaşma yolları dışlandı, dayatma yapıldı’ iddialarına dayandırılarak, çoğunluktan ziyade Meclis’teki azınlık CHP-DSP mantalitesinin dominant yorum olarak ele alındığı ifşa edilmiş oldu.
Anayasa Mahkemesi’nin, üniversitelerde kılık kıyafet yasağının sınırlarını genişleten bu değişikliği iptal etmesinin gerekçeli kararı, yayınlandığından bu yana büyük eleştiri topluyor. Üniversitelerde kılık kıyafet özgürlüğünün sınırlarını genişleten Anayasa değişikliğinin iptal kararının gerekçesinde, Meclis’in Anayasa değiştirme yetkisi olmadığı iddia edildi. Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı Haşim Kılıç ve Sacit Adalı’nın karşı oyuna karşılık 9 oyla iptal ettiği değişikliğin gerekçesinde de, ‘Ülkenin siyasal rejiminde çeşitli etkenlere dayalı olarak ortaya çıkan kesintilerin ürettiği ve ortaya çıkış biçimi itibariyle hukuksal çerçeve dışında yer alan, yeni hukuksal düzenin temel esaslarının ne olacağını belirleyen anayasa koyucu irade’ olarak nitelendirilerek, anayasaların darbe dönemlerinde yapılabileceği öne sürüldü.
Meclis’in Anayasa değişikliği yetkisini daraltan gerekçeli karar, AKP hakkındaki kapatma davasının gerekçeli kararıyla adeta örtüştü. Başörtüsünü hedefe alarak, demokrasi ve hukuk kavramlarını soyut tehlikelere(!) kurban eden anlayış, siyaset alanını tamamen daralttığı için eleştiriliyor. Gerekçeli kararı ile yetkisini “resmen” aşan Anayasa Mahkemesi, Meclis’in yasama erkini de adeta ele geçirdi.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı yeni bir içtihat oluşturmakla birlikte, anayasa hukukunun gelişimini de derinden sarstı. Anayasa’nın 148’inci maddesinde, Anayasa Mahkemesi’nin Meclis’in yapacağı Anayasa değişikliklerini sadece “Şekil” yönünden denetleyebileceği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, Yüksek Mahkeme, “Devletin temel niteliklerini ilgilendiren Anayasa değişikliklerini esastan inceleyebileceği” sonucuna vardı. Anayasa Mahkemesi böylelikle 148’inci maddeyi değiştirerek TBMM’ye ait bir yetkiyi ele geçirmiş oldu.
Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 411 oyla değiştirdiği 10’uncu ve 42’nci maddeleri, iptal kararı ile yok sayarak bir kez daha eski sisteme dönüş yaptı. Normalleşmeye izin vermeyen Mahkeme, askeri vesayetin yerine adeta kendini ikame ederek, “yasakçı” bir hüviyete de sahip olduğunu deklare etti.
“Yasak kesinleşti” sözü yalan!
Hukukçular, Meclis’in açıkça ‘yasak’ kararı getirmedikçe, olmayan bir yasak olan başörtüsü yasağının uygulanmasının hukukdışı olduğu konusunda birleşiyor. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını ve gerekçesini göz önüne alarak CHP zihniyetinin “Artık başörtüsü yasağı kesinleşmiştir” düşüncesinin kabul edilemeyeceğini belirten hukukçular, Parlamento’nun bir kanunla yasaklamadığı takdirde yasağın her zaman hukuk dışı olacağını ifade ediyor. Temel insan haklarından biri olan kıyafetle ilgili bir yasağın ne Anayasa Mahkemesi ne de başka bir kurum tarafından konulamayacağını belirten hukukçular, iptal kararlarının da yeni bir hüküm doğuramayacağına dikkat çekiyor. Halen başörtüsünü yasaklayan bir yasa bulunmuyor ve Anayasa değişikliklerinin içinde de başörtüsü ibaresi geçmiyor.
9 ÜYENİN İPTAL GEREKÇELERİ:
Başörtüsü baskı aracına dönüşür
- Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da, kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır.
- Yasa koyucunun temel siyasal karar mekanizması olduğu ve ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun belirli bir dine mensup olduğu dikkate alındığında, bu takdirin dinsel özgürlüklerin sınırlandırılmasında kullanılmasının güçlüğü açıktır.
- Toplumsal sorunların Anayasa’nın açık hükümleri çerçevesinde ve demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü yerine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir.
MİLLİ GAZETE - 3 KASIM 2008 PAZARTESİ







