İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

AB-İsrail ilişkilerinde tarihi dönemeç

AB-İsrail ilişkilerinde tarihi dönemeç
Dünya
|

AB, İsrail ile olan ilişkilerini güçlendirmeyi ve İsrail'i stratejik ortak olarak gördüklerinin ilanı olan bir anlaşmayı kabul etti.

AB, İsrail ile olan ilişkilerini iyileştirmenin ötesinde güçlendirmeyi ve İsrail'i stratejik ortak olarak gördüklerinin ilanı olan bir anlaşmayı kabul etti.    
 
22 Kasım 2008 tarihinde "Quo Vadis Rusya ?" başlıklı yazımızın ikinci bölümünde, Fransa'nın Nice şehrinde gerçekleşen  AB-Rusya zirvesine değinmiş, bu zirvenin AB'nin dış politikasında idealizm'den realizm'e doğru bir kaymanın olduğunu ve bunu daha iyi görmek için zamana ihtiyacımızın olduğunu ifade etmiştik. Bunu güçlendiren gelişme, hafta başında gerçekleşti. 
AB Dışişleri Bakanları 9 Aralık günü , "Council Conclusions Strengthening of the EU bilateral relations with its Mediterranean partners - upgrade with Israel" başlıklı bir metni kabul ettiler. Belge, Akdeniz ülkeleriyle olan karşılıklı ilşkilere gönderme yapmakla birlikte aslında İsrail ile olan ilişkilerini iyileştirmenin ötesinde güçlendirmeyi ve İsrail'i stratejik ortak olarak gördüklerinin ilanı idi.
Metinde sırasıyla Fas, Tunus, Ürdün, Cezayir, Libya, Mısır ve Suriye'ye birer paragraf ayrılsa da, asıl 9. paragraf ve ekte yer alan ek belge, AB'nin İsrail ile olan ilişkilerinde yeni bir dönemin arafesinde olduğumuzu gösteriyor, ismini zikrettiğimiz diğer devletlerin belgede yer almasının sadece göz boyamaya yönelik olduğu hemen anlaşılıyor. 
Metnin ön gördükleirne geçmeden önce AB içinde İsrail-Filistin meselesi ekseninde son günlerde yaşanan bir takım gelişmeleri ve yapılan açıklamaları bir bir sıralayalım:  
AB'nin İsrail ile olan ilşkileri bir süreden beri en alt düzeyde idi. Akdeniz Birliği Projesi çerçevesinde ve Fransa'nın AB dönem Başkanı olarak diğer 26 üye devletin isteği üzerine bir kaç ayda yoğun bir diplomasi ile durum düzeltilmeye çalışıldı. Fransa, dönem başkanı olarak, AB Parlamentosu'ndan bir karar çıkararak İsrail'in birliğin organize ettiği bir takım faaliyetlere katılmasına yeşil ışık yakmasını istedi.  
Karar önce taslak olarak AB Parlamentosu Dışilişkiler Komisyonu'nda tartışıldı ve kabul edildi. Ardından İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni bu projenin desteklenmesi için lobi faaliyetleri yürütmek için Avrupa'ya geldi. Bu projenin uluslararası bir öneme sahip olduğunu anlatmaya çalıştı. Filistinli meslektaşı Salim Fayed de, kararın oylanmasından bir gün önce görüştüğü Avrupalı diplomatlardan, AB'nin İsrail ile olan ilişkilerini gözden geçirmesini ve Filistin topraklarında yaşanan durma işaret ederek durumun düzeltilmesi koşulunun ileri sürülmesini istedi. Bu talep, aynı gün Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcüsü tarafından da ifade edilse de bunun bir ön şart olmadığını söylemesi, bu ilişkilere verdikleri önemi gösteriyor. 
Lakin 3 Aralık günü, AB Parlamentosu bu projeyi gündeme aldı ve fakat beklenin aksine proje geçmedi, çünkü Avrupalı Parlamenterler, bu projenin oylanmasını ileri bir tarihe ertelediler. İleri bir tarihe ertelenmesinde Gazze'de yaşanan dramın etkili olduğunu, parlamenterlerin yaptıkları açıklamlardan anlıyoruz.  
Avrupa'da Hamas'a yönelik bir yumuşama olduğunu da ifade etmek istiyorum. Genel bir yumuşama olmasa da, örneğin Avrupa Parlamentosu'nda böyle bir yumuşama var. Mart 2008 tarihinde AB Parlamentosu'nda söz alan Fransa'nın AB ile ilişkilerden sorumlu Bakanı Jean-Pierre Jouyet'nin kurula karşı yaptığı konuşmadan hafızalarda kalan şu cümlesi oldu : "Çelişkilerimizle yüzleşmeliyiz. Demokratik seçimlerin yapılmasını destekledik. Haklıydık. Sonuçlarını boykot ettik. Hata idi."  
Avrupalı liderlerin Hamas ile görüşmek için ileri sürdükleri; şiddetten vaz geçmesi, FKÖ'nün kabul ettiği bütün metinleri/ antlaşmaları kabul etmesi ve İsrail'i tanıması ön şartlarını, parlamenterler tartışmaya açtılar. AB'nin, Afganistan'da düştüğü durum karşısında, Talibanlar görüşmeyi düşünürken neden Hamas ile görüşmeyi kabul etmediklerini haklı olarak soranlar da yok değil. 
Ekim 2007 tarihinde Brzezinski'nin ve Scowcroft'un ABD Başkanı Bush'a gönderdikleri bir mektupta böyle bir açılımdan bahsediliyordu. İsrail'de Şin Bet'in eski lideri Ami Ayalon ve yapılan bir ankete göre ise İsrail halkının yüzde 63'ü Hamas ile temasa geçilmesini desteklediklerini ifade ediyor. Parlamenterlerin isteği, AB'nin ileri sürdüğü üç şartın ortadan kaldırılması ve doğrudan temasa geçilmesi. 
Ancak AB Dışişleri Bakanları, Parlamento'nun aksine, haftalardan beri gizlice yürütülen görüşmelerin sonunda İsrail'e yapacakları açılımı, 9 Aralık günü tartıştılar ve bir karar ile duyurdular. İngiltere'nin ve Belçika'nın çekinceleri oldu. Metin dengelenmeliydi. İsrail'e yönelik bir takım övücü ifadelerden kaçınılmalıydı. İfadeler çıkarıldı ve metin kabul edildi.  
Metnin kabul edildiği gün BM adına Filistin'de görev yapan Richard Falk, Gazze'de yaşanan durumdan dolayı insanlık suçu işlenip işlenmediğinin araştırılması ve kuşatmanın sorumlularının uluslararası ceza hukukuna göre yargılanması gerektiğinin altını çiziyordu.  
Kabul edilen karara göre: 
1- AB Devlet ve Hükümet Başkanları ile İsrail arasında düzenli olarak zirvelerin yapılması.
İlki Çek Cumhuriyeti'nin 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren başlayacak dönem başkanlığı içinde yapılacak. Bu durum düne kadar sadece bir kaç büyük devlet için geçerliydi (Çin, Hindistan, Rusya...). 
2- Düzenli olarak en az yılda üç defa  Dışişleri bakanı düzeyinde toplantıların organize edilmesi. 3- Birliğin siyaset ve güvenlik komitesine düzenli olarak İsral dışişlerinden yetkililerin davet edilmesi. Sürekli olarak barış süreci, insan hakları, terörizm'e karşı mücadele konularında İsrailli uzmanların çağırılması. 
4-Gayriresmi olarak stratejik sorunlar üzerine görüşmlerin yapılması. 
5- Birliğin  dış politika ve güvenlik siyasetlerine  İsrail'in de dahil edilmesinin desteklenmesi. 
6-AB'nin ortak savunma ve güvenlik politikası çerçevesinde İsrail ile işbirliğine gidilmesi.  
Buna maddeye göre İsrail AB'nın barış gücü çerçevesi içinde veya doğrudan BM adına güvenliği sağlamakla sorumlu olduğu bölgelere (ör. Afrika-Balkanlar) İsrailli uzamanlar da çağrılacak.  
7-Önemli konularda bilgi alış verişinde bulunulması - İnsa hakları ve antisemitizm (yahudi karşıtlığı) konularında-
Bu noktada  İslamofobi de zikrediliyor. 
8-BM'de Asya grubuna katılamayan İsrail'in Western European and other groups (WEOG)'a dahil edilmesi için AB'nin çaba sarfedeceği. Böylece İsrail'in Güvenlik Konseyi ve BM'nin diğer önemli organlarına seçilmesinin önü açılmış olacak. 
9-Avrupa Parlamentosu ile İsrail Parlamentosu arasında ilişkilerin yoğunlaştırılması. 
Bu karara ilk tepki Mısır ve Filistin'den geldi. Tepki anlaşılır çünki alınan karar İsrail'i AB nezdinde güçlü bir partner yapmakla birlikte stratejik ortak konumuna yükseltiyor. Daha sıkı bir çalışmanın yanı sıra güvenlik ve savunma politikalarına da dahil ediyor İsrail'i.  
AB'nin içinde Parlamento ile Dışişleri Bakanları arasında bir siyaset farklılığı olduğu gözleniyor. Parlamentonun tutumu daha idealist iken Bakanların tutumu daha realist bir çizgide. AB'nin bu kararı ABD'yi kendine daha sıkı bağlama arzusundan kaynaklana bilir. Önümüzde ki yılın daha başında NATO'nun 60. yılı kutlamaları çerçevesinde ortaya konacak yeni belgede AB daha önemli bir konumda olmak istiyor. ABD'nin Avrupa'nın kurmak istediği ordu noktasında çenginceleri olduğunu da biliyoruz.  
Değişen dünyada AB'nin bu kararı önemli. AB'nin "soft power"den "hard power"e doğru kaydığını şuan için söylemek güç (başka parametrelerde de değişikliklerin olması gerekiyor ör; silahlanma) ama son aylarda,. attığı adımlardan, buna doğru bir kaymanın olduğu anlaşılıyor. Ancak herşeye rağmen dış politikasında realizm'e doğru bir kaymanın gerçekleştiğini artık rahatlıkla söyleyebiliriz.
DÜNYA BÜLTENİ - 13 ARALIK 2008 CUMARTESİ

 

AKRA