Türk iş dünyası, dünyayı saran küresel kriz nedeniyle bazı ekonomik göstergelerde sapmaların yaşandığı 2008'i geride bırakırken, yeni yılla ilgili beklentilerini açıkladı.
Yılın ikinci yarısında krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerinin giderek belirginleşmesiyle üretim, ihracat ve istihdamın yanı sıra, tüketim ve yatırım harcamaları ile yabancı sermaye yatırımlarında da düşüşler oldu. Döviz kurunda oynamalara neden olan kriz, şirketler için finansman imkanlarını da zorlaştırdı.
Tüketim ve harcamalar ile finansal kaynaklardaki daralmanın reel kesimde üretim, satışlar, karlılık ve istihdam üzerindeki azaltıcı etkisinin 2009'da daha fazla hissedileceği ifade ediliyor.
Krizden dolayı bu yılın son çeyreğinde bazı tasarruf tedbirleri alan iş dünyasının, önümüzdeki yıl da bu tedbirlere devam etmesi bekleniyor. Bu yıl yükseliş gösteren iş yeri kapanmalarının yanı sıra, satın alma ve birleşmelerin de 2009'da artmasının muhtemel olduğu belirtiliyor.
İş dünyası, küresel belirsizliğin etkilerinin devam etmesi nedeniyle tedirgin olmakla birlikte 2009'un ikinci yarısında toparlanma beklentisi taşıyor.
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Üyesi Ali Kibar, hiçbir tahminin öngörülen süreç içerisinde, öngörüldüğü neticeleri vermediğini, çok büyük sapmaların yaşandığı bir dönemden geçildiğini ifade ederek, "Önümüzdeki yıl içinde de muhtemel sapmalarla karşılaşacağız gibi gözüküyor" dedi.
Kibar, önümüzdeki günlerde çıkması beklenen 2008 yılı dördüncü çeyrek büyümesinin daha da düşük seviyelerde olacağını, bunun 2008 genelini ortalamada biraz daha aşağıya çekebilme riski taşıdığını kaydederek, "Önümüzdeki yıl ile ilgili yüzde 2'lik büyümeyi biraz iyimser görüyorum. Türkiye'nin, hiç değilse, sıfırlar seviyesini muhafaza etmesini dahi bir başarı olarak öngörmek lazım" şeklinde konuştu.
Dünyada bir kaynak sorunu bulunduğuna işaret eden Kibar, yeterli finansmana ve orta vadeli finansman kaynaklarına ulaşılabilmesinin daha zor olması nedeniyle çok büyük satın almalardan ziyade, bir takım birleşmelerin söz konusu olacağı bir dönemin yaşanabileceğini, ayrıca mali sıkıntılardan dolayı yaşamını devam ettirmeye çalışan, ancak çeşitli sıkıntılarla karşılaşan kurumlar olabileceğini anlattı.
İşsizliğin şu anda hızlı bir tırmanış sürecine girdiğine dikkati çeken Kibar, "Bugünkü gündemin en önemli sorunu güven, istikrar ve geleceğe yönelik beklentilerdeki olumlu öngörülemeyen süreç... Bu iki faktörü ve güvenin istikrara yönelik kısmını aştığımız takdirde sıkıntıların birçoğunu bertaraf etmiş oluruz" diye konuştu.
-"HERKES TEDİRGİN"-
İş dünyasının tedirgin olup olmadığı konusunda, "Gayet tabii herkes tedirgin" değerlendirmesinde bulunan Kibar, beklentilere ilişkin olarak da, finansal piyasaların daha yakın kontrol edilerek bir takım sıkıntılara girme temayülünde olan sektörlere kısa sürede reaksiyon göstermek suretiyle tedbirlerin hızlı devreye alınması gerektiğini vurguladı.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük de, 2008'in Türk sanayisi açısından olumsuz anlamda bir dönüm noktası olduğunu, 6 yıl aradan sonra ilk defa 2008'de sanayi üretiminin 3 ay üst üste küçüldüğünü ifade ederek, "Sanayi üretimi konusunda kasım ve aralık ayları için de iyimser olmak mümkün değildir" dedi.
Küçük, kasım ve aralık aylarında sanayi üretiminde muhtemelen daha yüksek oranlı küçülmelerin gündeme geleceğini belirterek, 2009'da ise "en azından" yılın ilk yarısı için "çok büyük olasılıkla" daha da karanlık bir tablonun kendilerini beklediğini söyledi.
Sanayinin, küresel krize direnci ve rekabet gücü zayıflamış, "adeta pamuk ipliğine bağlı" dengeler üzerinde üretim ve ihracat mücadelesi verirken yakalandığını ifade eden Küçük, krizle birlikte sanayi için ihracat ekseninde üretimi artırma sürecinin de ciddi anlamda riske girmiş göründüğünü, otomotiv başta olmak üzere "neredeyse" tüm sektörlerin üretim ve ihracatının gerilediğini vurguladı.
-"2009'UN İLK YARISI SANAYİ ÜRETİMİ VE İHRACAT AÇISINDAN ZOR GEÇECEK"-
Tanıl Küçük, mevcut durum itibariyle iç pazarda tüketici güvenini güçlendirmeye, özel tüketim harcamalarını harekete geçirmeye yönelik herhangi bir gelişme göremediklerini ifade ederek, dış pazarlarda resesyonun daha da derinleşmesinin ihtimal dahilinde bulunduğuna, bu koşullar altında 2009'un özellikle ilk yarısının sanayi üretimi ve ihracat açısından zor geçeceğine dikkati çekti.
Bu yılın 10 ayı sonunda ağırlıklı pazarları olan AB'ye yaptıkları ihracatın toplam ihracatları içindeki payının düşerken, yakın ve Orta Doğu, Doğu Asya ve Afrika ülkelerine gerçekleştirdikleri ihracatın toplam ihracatları içindeki payının artış gösterdiğini belirten Küçük, bu gelişmenin, sanayinin çok çabuk bir refleks ile şimdiden krize karşı bir mücadele başlattığının ve nispeten başarılı olduğunun göstergesi olduğunu kaydetti.
Sanayinin bu gayretinin rekabet gücünü artıracak uygulamalarla mutlaka hükümet tarafından desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Küçük, Türkiye ekonomisinde uzun süredir var olan sıkıntıların küresel krizin etkisiyle daha da açığa çıktığı ve derinleştiği, 2008'de yıllık büyüme oranının muhtemelen yüzde 1,5-2 gibi Türkiye'nin gelişme dinamikleri açısından "kayıp" sayılacak bir oranda gerçekleşeceğini söyledi. Küçük, önümüzdeki yıl büyümenin bunun da altına düşmesinin, hatta negatif olmasının ihtimal dahilinde bulunduğunu kaydetti.
Kurdaki yukarıya doğru dalgalanmanın devam etmesi halinde enflasyon hedefinde de sapmalar ortaya çıkabileceğini belirten Küçük, "Genel kanaat, hem dünya hem Türkiye için küresel krizin olumsuz etkilerinin 2009 yılında daha fazla hissedileceği yönündedir. Özellikle 2009'un ilk yarısına yönelik beklentiler olumsuzudur" dedi.
Küçük, 2001 krizi sonrasında ilk kez 2008'in ilk 10 ayı sonunda açılan iş yeri sayısının yüzde 4,6 azalırken, kapanan iş yeri miktarının yüzde 49,5 artış gösterdiğini vurgulayarak, ekonomideki olumsuz gelişmelerin kapanan iş yeri sayısını artırdığını, 2008'den daha olumsuz seyretmesi öngörülen önümüzdeki yıl iş yeri kapanmalarının, satın alma ve birleşmelerin daha da artmasının muhtemel olduğunu bildirdi.
-"EKONOMİ 2009'UN SON YARISINDA BELLİ BİR TOPARLANMA SÜRECİNE GİRECEKTİR"-
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş ise Türkiye ekonomisini dünya ekonomisinden bağımsız değerlendirmemek gerektiğini, ekonomistlerin, dünya ekonomisinin 2009'da yüzde 1-2 arasında büyüyeceğini düşündüğünü, Batı ülkelerinde sıfır veya negatif, gelişmekte olan ekonomilerde ise yaklaşık yüzde 2 ile 3 arasında büyüme beklendiğini kaydetti.
Yalçıntaş, dünya ekonomisinde küresel ticaretin 1982'den beri ilk kez daralmasının beklendiğini ifade ederek, "Elbette bu doğrudan doğruya Türkiye'yi etkileyecek. Hem büyüme hem de dış ticaret anlamında negatif olarak etkileyecek" dedi.
Dünya ekonomisinin 2010 yılında bir toparlanma sürecine gireceğinin gözüktüğünü belirten Yalçıntaş, "Şunu söyleyebiliriz; 2009'un son yarısında Türk ekonomisi, belli bir toparlanma sürecine girecektir ve 2010'da da bu toparlanma süreci hızlı bir şekilde artarak devam edecektir" diye konuştu.
Önümüzdeki yıl hem dünyada hem de Türkiye ekonomisinde talep daralmasının büyük bir ihtimalle süreceğini ifade eden Yalçıntaş, tüketici fiyatlarının gerilemeye devam edeceğini, bunun da, üzerlerindeki enflasyon baskısının azalacağı anlamına geldiğini söyledi.
Dünyadaki büyük merkez bankalarının faiz indirimlerini sürdürdüğünü dile getiren Yalçıntaş, Türkiye'de de Merkez Bankasının aynı trendi izleyeceğinin sinyalini aldıklarını, 2009'da da Merkez Bankasının makul ölçüde faiz indirimlerini gerçekleştirmesini beklediklerini kaydetti.
Yalçıntaş, "Elbette bu küresel ticaret hacmindeki yavaşlama, bunun Türk ekonomisine etkileri, buna bağlı olarak da dünya petrol fiyatlarındaki gerileme bizim ihracatımızı bir miktar azaltacaktır ama cari işlemler açığı üzerinde de olumlu bir etki yaratacaktır. 2009'un başında büyük ihtimalle IMF ile bir anlaşma imzalayacağız" şeklinde konuştu.
Dünyanın tam olarak krizin boyutlarını ve de etkilerini hesaplayabilmiş durumda olmadığını vurgulayan Yalçıntaş, hükümetler ve merkez bankalarının bugünkü veri ve resme göre karar aldıklarını, belli bir zaman geçtikten sonra bugünkü resmin eksik veya yanlış olduğunun ortaya çıkması halinde 2009 rakamlarının revize edilebileceğini söyledi.
2009'un iç talebin çok fazla genişlemeyeceği bir yıl olacağını belirten Yalçıntaş, şirketlerin, daha verimli, rahat ve likit çalışabilmeleri için gereken tedbirleri alacağını, dünya ekonomisinin de kümelenme noktasına gittiğini anlattı.
-"2009 YILINDA TÜM EKONOMİ KRİZİ DAHA FAZLA HİSSEDECEK"-
Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği (TSPAKB) Başkanı Nevzat Öztangut da tüm dünyayı etkileyen krizin Türkiye'ye de yansıdığını, ancak Türk finans sisteminin genelini etkileyecek yapısal bir sorun yaşanmadığını, krizin çıkışına yol açan finansal enstrümanların Türkiye'de yer almamasının bunda önemli bir etken olduğunu vurguladı.
Öztangut, "Banka ve aracı kurumlarımız, karlılıkları düşse de sağlam mali yapıları ile iyi bir gözetim ve denetim sistemi altında faaliyetlerini sürdürmeye devam edecekler. Krizle beraber finans sistemine olan bir güvensizlik söz konusu. Bu durum, borsalarımızda işlem hacimlerini olumsuz etkiliyor. Öte yandan, borsa endeksi yılın başından bu yana neredeyse yarı yarıya değer kaybetti. Bu ortamda yeni halka arzların da kısıtlı kalacağı tahmin ediliyor" değerlendirmesinde bulundu.
Gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan krizin Türkiye'ye etkilerinin döviz kuru, yurt dışı finansman imkanı ve dış talep kanallarıyla gerçekleştiğini, hem iç hem de dış talebin daraldığını gördüklerini ifade eden Öztangut, finans kesiminde ve reel sektörde çeşitli tasarruf tedbirleriyle beraber işten çıkarmaların da başladığını anlattı.
Yılın ilk 9 ayında milli gelirdeki reel büyümenin yüzde 3'te kaldığını, bu rakamın yıl sonunda daha da düşük gerçekleşmesinin beklendiğini kaydeden Öztangut, "Görünen o ki, 2009'da ekonomide bir daralma yaşanmasa da büyüme hızı hayli düşük kalacak. Halihazırda resmi büyüme hedefi yüzde 4. Bu hedef kriz ortaya çıkmadan önce belirlenmişti. Mevcut şartlar altında hedeflenen büyüme oranının altında kalınacağı tahmin ediliyor. Diğer bir deyişle 2009 yılında tüm ekonomi, krizi daha fazla hissedecek" diye konuştu.
Kriz nedeniyle ABD'de önde gelen yatırım bankalarının yapı değiştirdiğini, bazılarının iflas ederken, bir kısmının da mevduat bankasına dönüştüğünü, hem ABD'de hem de Avrupa'da bazı bankaların devletleştirildiğini hatırlatan Öztangut, şunları kaydetti:
"Yapı değiştiren ABD'li ve Avrupalı aracı kuruluşların Türkiye'de iştirakleri bulunuyor. Dolayısıyla, aracı kuruluşlarımızın bazılarının dolaylı olarak ortaklık yapısında değişimler oluyor. Bazı kurumların yurt dışındaki birleşme ve devirlerinin orta vadede ülkemizdeki kurumların yapılarını etkilemesi mümkün görünüyor. Ancak bu durum aracılık sektörünün genel görünümünü değiştiren bir gelişme değil."
-"2009'DA HER ŞEYİN DAHA YAVAŞLADIĞI BİR YIL BEKLİYORUZ"
Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) Başkanı Tahir Uysal da 2008'de doğrudan yabancı yatırım miktarının 15 milyar dolar civarında olmasının beklendiğini ifade ederek, "2008'in önemli bir kısmının aslında çok da dünya krizi beklentisi olmadan geçtiğini düşünürsek, 15 milyar dolar iyi bir rakam" dedi.
Uysal, 2009'da işlerin biraz daha yavaşlayacağına ve yatırımda 15 milyar doların altında bir rakam beklemek gerektiğine işaret ederek, "YASED olarak hala 10-15 milyar dolar penceresinde bir doğrudan yabancı yatırım girişinin doğru olacağını düşünüyoruz. Ama bu da tabii belli şeyleri yerine getirmek şartıyla..." şeklinde konuştu.
Türkiye'nin, bir paket açıklayarak finansman konusunda doğru hareketleri yaptığı takdirde, büyümede yüzde 1,6'yı yakalamasının önemli bir unsur olduğunu belirten Uysal, şu görüşleri dile getirdi:
"Yatırımcılar, Türkiye'deki projelerine bakmaya devam ediyorlar, durmuyorlar. Bu önemli bir nokta. Ama bunlar yatırıma 2009 yılı içinde girecekler mi? Açıkçası bu çok belli değil. Bunların bir miktarı girecek, bir miktarı sanırım daha da erteleyecek, projelerini öteleyecek. Onun için 2009'da her şeyin daha yavaşladığı, daha zor gittiği, herkesin çok ihtiyatlı olduğu bir yıl bekliyoruz."
Yatırımların tamamen durmayacağını söylemek gerektiğini ifade eden Uysal, paranın bu kadar kıt, zorlu olarak alınabildiği bir piyasa içerisinde niyet edilse bile bunun gerçekleşmesi konusunda sıkıntılar ortaya çıkacağını kaydetti.
Uysal, Türkiye'de hala yapılabilecek çok iş bulunduğunu belirterek, özelleştirme programında açıklanmış, ancak yerine getirilmemiş unsurlar olduğunu, bunların 2009 yılı içerisinde yapılıp yapılmayacağının bilinmediğini söyledi.
Hükümetten ilk beklentinin, özel sektörün üzerindeki borcun çevrilebilirliği konusundaki endişenin kaldırılması olduğunu belirten Uysal, "Belki bu çevrilebilir bir borçtur, bunu da bilmiyoruz. Aslında bankalar tekrar kredilerini yenileme sürecine girdi. Daha maliyetli ama yenilenebilir durumda... Fakat hala bir endişe var, bu endişe nedeniyle her şey durma noktasına geliyor. Bu durma noktasının kırılması lazım" diye konuştu.
Uysal, IMF anlaşması ve paranın temin edilmesinin, borcun döndürülebilirliği konusundaki endişenin ortadan kalkmasının, ilk ve en önemli unsuru olduğunu, bunun arkasından da iş yaratmak konusundaki bir eylem planının büyük önem taşıdığını kaydetti.
Yüksek riskli tutsat (mortgage) kredilerinde başlayan kriz nedeniyle satışları düştüğü için yılın ikinci yarısında kampanyalara sarılan otomotiv, gayrimenkul ve perakende sektörleri 2009'dan da çok umutlu değil.
Tüketim harcamalarının düşmesi nedeniyle otomotiv, gayrimenkul ve perakende sektörlerindeki kampanya ve indirimlerin önümüzdeki yıl da devam etmesi bekleniyor.
Otomotiv Distribötürleri Derneği (ODD) Genel Koordinatörü Işık Dikmen, otomotivin lokomotif sektör olarak ekonomiyle yan yana yürüyen ve bu alandaki dalgalanmalardan en fazla etkilenen sektör konumunda bulunduğunu söyledi.
Dikmen, dış piyasalarda yaşanan ekonomik istikrarsızlıkların Türkiye'de de yansımalarını gösterdiğini, ekonomideki gelişmeler, belirsizlikler ve beklentilerin iç pazarda duraksamalara neden olduğunu belirterek, bu yılın başında 2007'ye oranla binek ve hafif ticari araç satışlarında gözlenen artışların, ekonomik belirsizliklerin de etkisiyle aylar itibariyle azalan bir seyir izlediğini kaydetti.
ODD'ye üye markaların tahminleri doğrultusunda 2008 yılı binek ve hafif ticari araç toplam pazarının geçen yılın yüzde 10-15 altında sonuçlanacağının öngörüldüğünü ifade eden Dikmen, şöyle devam etti:
"2009 yılı beklentisi ise, içinde bulunduğumuz dönem itibariyle daha olumsuz. Yine üye markalarımızdan ulaşan veriler ışığında 2009'da önceki yıla oranla yüzde 25 civarında bir daralma gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Ekonomik istikrarın bozulmaması ve sektörümüzdeki olumsuz gidişin son bulması için dış kaynaklı olumsuzlukların bir an evvel çözüme kavuşturulması beklenirken, bu süreçte iç pazarımızı canlandıracak teşvikler büyük önem taşımaktadır."
Sektör derneklerinin bu konuyla ilgili yapılabilecek düzenlemeler hakkında kamu otoritelerine verdiği mesajların dikkatle değerlendirilmesi ve tüketici talebini olumsuz etkileyen vergi yükünün gözden geçirilmesi gerektiğinin altını çizdiğini vurgulayan Dikmen, 2003 ve 2004 yıllarında uygulanan ve kısa sürede uygulamadan kaldırılan hurda araç teşvikinin sağlam bir altyapı ile yeniden gündeme alınmasının gerekli görüldüğünü söyledi.
Türkiye'de otomotive uygulanan vergilerin AB içerisinde yer alan ülkelerde uygulanan oranlar ile mukayese kabul etmeyecek şekilde yukarıda seyrettiğini, yeni araç alımında uygulanan vergi oranlarının özellikle global krizin yansımalarından etkilenen sektörü ayağa kaldırmak adına gözden geçirilmesi ve gerekli iyileştirmelerin yapılması gerektiğini belirten Dikmen, çevre dostu araçların teşvikinin son derece önemli olduğunu da vurguladı.
HABER 7 - 21 ARALIK 2008 PAZAR