4. Bu Özel Oturum için gerekçe pek çok kamu oturumunda İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni tarafından sorgulanan bir dizi şartlar ve Gazze’deki insani acil durumun varlığıdır. Bayan Livni “insani ateşkese” ihtiyaç olmadığını çünkü insani bir krizin olmadığını ileri sürüyor. İsrail’in sınırdan gıda ve ilaç sevkıyatının geçmesine izin verdiğini ancak UNRWA ve diğer BM memurlarının da gözlemlediği gibi bu sevkıyatlar Gazze Şeridinin çoğu yerinde hâkim olan savaş şartları durumunda dağıtmak mümkün olmadıkça açlığı ve beslenmesel zorlukları hafifletmeyecek. Bu korkunç şartlar 7 Ocak’ta İsrail tarafından ilan edilen savaş operasyonlarında üç saatlik duraksamayla hangi hafif boyutta gönderme yapılabileceği görülmek üzere bırakılıyor. Ani krizin ötesinde bazı belli başlı özellikler dikkate alınmalıdır: nüfusun yaklaşık olarak %75’i sıhhî su ve elektrik gücünden yoksunlar. Bu tür şartlar Gazze nüfusunun bir bütün olarak beslenme durumunu bozan, özellikle çocukların %45’ini akut anemiden sıkıntı çekmesine neden olan ve fiziksel ve zihni sağlığı bozan uzun süreli ambargo nedeniyle Gazzelilerin koşulları üzerinde aşırı dayatma yapıldı. İlaç ve sağlık donanımının tedarikine müdahale ve sınır kapatmaları nedeniyle pek çok Gazzeliler için hayatlarını tehdit eden şartlar için tedavi almak ve devam ettirmek imkânsız hale geldi. Aynı zamanda Gazze’nin %80’i kadar büyük kısmı yoksulluk sınırı altında yaşıyor, işsizlik oranı toplamda %75’e yaklaşıyor ve sağlık sistemi ambargonun etkileri nedeniyle neredeyse yok olmak üzere. Bu şartlar bütünü elbette tarafsız uluslar arası gözlemcileri ve sivil hizmetlileri tartışmasız bir sonuca götürdü ki Gazze’nin nüfusu zaten 27 Aralık öncesinde de vahim büyüklükte insanlık krizi yaşıyordu.
5. İşgalci gücün işgal altındaki nüfustan çıkan güvenlik tehditlerine karşı güç kullanması uluslararası hukuk tarafından koyulan sınırlar içerisinde izin verilebilir. İsrail mevcut askeri seferinin makul olduğunu iddia ediyor ve Sderot ve Ashdod Güney İsrail kasabalarında yaşayan İsrailli sivil nüfusa yöneltilen Hamas’a atfedilen roket saldırılarının ölçü ve şiddetine gereken önemin verilmesini istiyor. Bu iddiayı değerlendirmede çözülmesi gerekecek bugüne kadar ne diplomatik ortamlarda ne de medya tarafından yeterince tartışılmamış meseleler var.
6. Sivil hedeflere roket atmanın yasal (ya da ahlaki) hiçbir haklı çıkarması olmadığını ve bu tür davranışın savaş suçu olduğu kadar yaşama hakkı ile ilgili olarak İHH’nin ihlali olduğunu tartışmasız bir şekilde belirtmek gereklidir. Aynı zamanda saldırının yapısı 4 Kasım 2008’de Gazze’de Filistinli militanlara ölümcül bir İsrail saldırısıyla ciddi olarak bozulana kadar Temmuz 2008’den beri süren geçici ateşkesin ilgisi de dâhil ortaya çıkması bağlamında değerlendirilmelidir. 27 Aralık tarihinden önceki yıl içinde Gazze’den ateşlenen roketlerden dolayı tek bir İsrailli ölümü gerçekleşmemiştir. Ayrıca Temmuz 2008’den beri her iki taraf tarafından ateşkese uyuldu. Sadece ufak kural ihlalleri oldu ancak her iki tarafın da ateşkesi bozma isteği olduğunun bir işareti yoktu. Bu dönem boyunca İsrail’in Gazze’nin tüm nüfusunda ciddi zorluklara sebep veren ambargoyu kaldırması ya da en azından hafifletmesi bekleniyordu, özellikle gıda, ilaç ve tıbbi malzeme ve yakıt tedarikindeki sınırlamalarda fakat böyle olmadı. Sivil Gazze’ye yapılan akut tehlikeye defaten BM yetkilileri tarafından yerinde dikkat çekildi. Gazzelilerin insani ihtiyaçlarını karşılamada göz korkutucu görevle doğrudan ilgili olan BM Yardım ve Çalışma Örgütü’nün (UNRWA) Komisyon Başkanı da buna dikkat çekenlerdendi.
7. 18 aylık bir süredir etkin olan bu ambargo kanunsuzdur, toplu cezalandırmanın yoğun bir türüdür ve Dördüncü Cenevre Sözleşmesinin 33. Maddesinin ve işgalci gücün sivil nüfusun yeterli gıdaya sahip olmasını ve sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasını temin etmesini gerektiren 55. maddesinin bir ihlalidir. Bu tür ambargo roket saldırılarının gerekçesiz özelliğini değiştirmez ancak yasal bir bakış açısından iki önemli sonuç ortaya koyar: Birincisi, İsraillilerin kanunsuz davranışından ortaya çıkan sivil zarar Filistinlilerin kanunsuz davranışlarından ortaya çıkandan çok daha büyüktür; İkincisi, uzun soluklu bir ateşkesi ortaya koymak için gösterilen çabada Hamas kadar İsrail’in de UCH’ye saygı duymasını temin ettirmelidir. Yani somut olarak söyleyecek olursak, normal sivil hayatın muhafazası için malların girişine müdahaleler son bulmalı ve gelecekte herhangi bir tür roket saldırısı olsa da misilleme önlemi olarak yeniden yapılmamalıdır. Benzer şekilde İsrail gelecekte bu tür sınırlandırmaları dayatırsa, bu İsrail sivillerine yönelik Filistinli şiddetin herhangi bir türü ya da yeniden başlayan roket saldırıları için yasal bir kapak teşkil etmeyecektir. Tüm roket saldırıları için Hamas’a sorumluluk atfetmekte bazı zorluklar vardır. Gazze’de örgütlenen bağımsız militanlar da vardır ve varlıkları Hamas’tan da önceye dayanır. İktidardaki yetkililer ellerinden gelen en iyi çabayı sarf etmelerine rağmen tüm roket atışlarını engelleyememişlerdir.
8. İsrail’in askeri çıkarması ayrıca İsrailli liderler tarafından roket saldırılarının varlığına “sakınılamaz” ve “kaçınılamaz” bir yanıt olarak haklı çıkarılmaya çalışıldı. Burada tekrar bu tür eylemin ve savunucu özelliğinin makullüğe götüren İsrail’in haklı çıkarmalarının gerçekçi durumunu incelemek önemlidir. Geçici ateşkesin pek çok beyanı ateşkesi fiili bir sona, Gazze’den artan sıklıkta roket atışına götüren başlıca sebebin 4 Kasım 2008’de İsrail’in ölümcül güç kullanımı olduğunu gösterir. Hamas’ın defaten İsrail’in ambargoyu kaldırması durumunda ateşkesi on yıla kadar uzatmayı teklif etmesi de anlamlıdır. Bu diplomatik olasılıklar değerlendirilebildiği kadarıyla İsrail tarafından incelenmemiştir, gerçi Gazeli nüfusun fiili temsilcisi olarak Hamas’ın tartışılan yasal statüsü kuşkusuz olayı içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Bunun İsrail’in roket saldırılarını şiddet içermeyen yöntemlerle sona erdirmek için iyi niyete dayanmasını zorunlu tutan BM Sözleşmesinin ana prensibi olarak son çare olarak zora başvurmak olan yasal bir dayanağı vardır.
11. İsrail askeri seferiyle ilgili bu “gereksiz acı” boyutu dikkat edilmeyen önemli bir özellik. Pek çok benzeri savaş durumunda çok sayıda sivil ani tehlikeden uzaklaşarak, “içeride yer değiştiren insanlar” ya da “mülteciler” haline gelerek tehlikeden kaçmaya çalışır. Ancak İsrail çıkışların sıkı kontrolüyle doğrudan ve dolaylı olarak Gazze sivil nüfusunun asla seçenek tercihi olarak değil ama çaresizliğin bir yansıması olarak “mülteci” olma seçeneğini reddetti. Reddetmesi Gazze nüfusunun İsrail işgal politikası tarafından özellikle hapsedildiği iddiasına inanılırlık kazandırmaktadır. USH bakış açısından bu Gazzeliler için mülteci olma seçeneklerine el konulması sivil nüfusun maruz kaldığı ciddi bir kötüleşmedir ve 27 Aralık’tan beri Gazze’de var olan insani krizin önemini vurgulamaktadır. Askeri çıkarma başladığından beri bu durum dramatik bir şekilde kötüleşti. Gazze’deki bir Kızıl Haç sözcüsü tarafından yapılan yorum genel anlayışı ifade etmektedir: "Bölgedeki operasyonların ölçüsü ve sefaletin ölçüsü karşı konulamaz durumda …"
12. Hareket planlama timi mandasının bakış açısından bu Özel Oturumda dikkati çekmek için aşağıdaki tavsiyeler önemli görünüyor:
(2) Savaş suçları iddialarını soruşturmak için Genel Meclis girişimlerini aramak;
(3) Gazze’den roket atışlarının durdurulmasına ve ambargonun şartsız kaldırılmasına dayanan uzun dönemli ateşkes teklif etmek;
(4) İsrail’in 2005’te “geri çekilmesine” müteakip Gazze’deki İsrail kontrolün yasal statüsünü değerlendirmek için Uluslararası Adalet mahkemesinden Hukuki Kanaat talep etmek.







