AKP’nin Anayasa Mahkemesi’ne savunduğu ön savunma metninde 22 Temmuz seçimlerinde söylendiği gibi her mitingde tek millet tek bayrak ve tek vatan tek devlet vurgusunun yapıldığı belirtiliyor.
AK Parti’nin laikliğe karşı odak değil laikliği toplumsallaştıran bir hareket olduğu ve bu davayla hukuk sistemimizin zarar gördüğü ifade ediliyor.
Metinde “Hukukun siyasallaştığı düşüncesi vatandaşların hukuka karşı güven duygusunu zedelemektedir, bu davayla demokrasimiz zarar görmektedir, Meclis demokrasisinin kalbi partilerse bu kalbe kan taşıyan ana damarlardır. Bu davayla ülkemiz milletimiz zarar görmektedir. Bu dava, siyasi ve ekonomik istikrarın tahrip edilmesi, ülkenin ve halkın fakirleşmesi, zaman kaybetmesi demektir. Türkiye’ye onlarca yıl kaybettirmeye kimsenin hakkı olmamalıdır. Bu davayla devletimizin bütünlüğü zarar görmektedir” deniliyor.
Bu bağlamda söyleneceklerin tarihe tanıklık etmesi gerektiği belirterek şunlar ifade ediliyor: “Bu dava hukuki değil siyasi bir davadır. Bir iktidar partisi için kapatma mekanizmasının işletilmesi düşünülemez. Tarih ve ona şahitlik eden milletimiz ülkemizin çağdaş uygarlık mücadelesini engelleyenleri affetmeyecektir.”Metinde kapatma davasının siyasi ve ideolojik dili doğrulusunda da oldukça geniş bir bölüm ayrılıyor. Bu bölümde iddianamede pozitif ayrımcılık kavramının yanlış değerlendirildiği belirtiliyor.
Ön savunma metninde ayrıca “Kökten dinci, karşı devrimci, siyasal İslam, ılımlı İslam, aydınlanma felsefesi, küreselleşmenin merkez güçleri ve Büyük Ortadoğu Projesi gibi teorik siyasi tartışmalarda kullanılabilecek kavramların bir iddianamede yer almasının bu davanın hukuki değil siyasi münazaralarla açıldığı yönündeki kuşkuları beslemektedir” deniyor.
Bunun dışında Başbakan Erdoğan’ın Fettullah Gülen okullarına gittiği konusundaki iddialara da savunmada yer veriliyor ve eski cumhurbaşkanı Demirel, eski başbakan Tansu Çiller, perti liderleri Devlet Bahçeli ve Deniz Baykal’ın sözlerine yer veriliyor.
Ön savunmadaki ayrı bir başlıkta da demokrasilerde siyasi parti özgürlüğü ve sınırları yer alıyor ve bir siyasi partinin siyasi yarışma sonucu tasfiye olmasının onun bir yargı kararıyla yasaklanmasına nazaran daha doğru olacağı söyleniyor. Yani bu noktada seçimlerin doğru olduğu ama bunun dışında hiç bir şekilde yargı tarafından böyle bir yasaklanmanın söz konusu olmayacağı belirtiliyor.
Siyasi partilerin yasaklanmasındaki evrensel standartlarda yine savunma içinde sıralanmış. Siyasi partilerin ancak şiddeti savunma veya şiddeti politik bir araç olarak kullanma durumunda kapatılabileceği belirtiliyor. Savunmada bunların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar, Venedik kriterleri doğrultusundaki durumları açıklanıyor. Ve bu noktada Türkiye’de kaç siyasi partinin yasaklandığı konusundaki ayrıntılara yer veriliyor.






