İslamın üçüncü mukaddes şehri, Araplar tarafından da '2009 Arap Kültür Başkenti' ilan edilmişti. İsrail'i oldukça rahatsız eden bu duruma rağmen, etkinlikler cumartesi gecesi Batı Şeria'da başladı. Ve tüm yasaklamalarına rağmen Kudüs'te de sürüyor.
Peki İslamın önemli mekanlarından Mescid-i Aksa'yı da içinde barındıran Kudüs'ün tarihi özelliği ve kimliği ne? İşte cevabı...
Kudüs, Akdeniz ile Ölü Deniz'in kuzey ucunun arasında kalan Judean Dağları'nda bulunmakta. Şehrin tarihi milattan önce 4000'lere kadar gider, yani Kudüs dünya üzerindeki en eski şehirlerden biri.
Kudüs, üç İbrahimî din için de özel ve kutsal bir şehir sayılmıştır. Kudüs, milattan önce 10.yüzyıldan bu yana Museviliğin en kutsal şehri ve ruhani merkezidir. Aynı zamanda şehir Hristiyanlık'a ait çok fazla antik sit alanı barındırmaktadır. İslamiyette ise Mekke ve Medine'den sonra üçüncü kutsal mekanın bulunduğu şehirdir.
Kudüs'ün sur içinde kalan bölümü "Eski Şehir" olarak anılır. Eski Şehir, 1982'de tehlikedeki Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. Sadece 0.9 kilometrekarelik bir alana sahip olan Eski şehrin bazı alanları dini öneme sahiptir. Tapınak Dağı ile Kuzey Duvarı Yahudiler için, Kutsal Sepulchre Kilisesi Hıristiyanlar için ve Mescid-i Aksa ile Kubbetüs Sahra da Müslümanlar için kutsal merkezlerdir.
KENTİN TARİHİ
Kudüs'te en eski yerleşimin tarihi, ilk Tunç Çağı'na, M.Ö. 3500 yıllarına dayanıyor. M.Ö. 1000'li yıllarda kenti, Hz. Davut Yahudi Krallığı'nın başkenti yapıyor. Bu sırada o dönemdeki adı Uruşalim olan Kudüs'de bir Kenani topluluğu olan Yabusiler ve Filistinliler yaşıyordu. Hz. Davut, kente Davut'un Şehri adını verir. Kente sonradan Yeruşalim denir.
Hz. Davut beraberinde Ahit Sandığı'nı da getirir. Bu, günümüze kadar gelen anlaşmazlıkların da başlangıcı olur. Çünkü Ahit Sandığı'nda, Hz. Musa'ya indirilen ve din ile ahlakı birleştiren ilk belge kabul edilen On Emir'in yazılı olduğu iki tablet saklıdır. Hz. Davut'un oğlu Hz. Süleyman, kenti genişleterek kendisi için bir saray ve Kudüs Tapınağı'nı (Beytü'l-Makdis) yaptırır; Ahit Sandığı'nı buraya yerleştirir.
M.Ö. 586'da tapınak ve kent, Babilliler tarafından tamamen yakıldı; işte bu dönemde Ahit Sandığı'na ne olduğu bilinmiyor. Yahudiler, Babil'e sürüldü. 538'de Kudüs'e dönen Yahudiler tapınağı ikinci kez yaptılar. Tapınak M.Ö. 168'de Helenler'in saldırısına uğradı. Yağma edilen tapınak, Zeus Olympos'a tahsis edildi. Yahudilerin kurban kesmeleri, şabbatı tutmaları, sünnet olmaları, ölüm cezasıyla yasaklandı. Kutsal kitapları yokedildi. Tarihte ilk defa olarak bir din yasak ediliyor, mensupları baskıya uğratılıyordu.
M.Ö. 63 yılı Roma işgali başladı. Yahudiler M.S. 66'da Roma'ya karşı ayaklandılar. 70'de Romalılar kente girip tapınakla birlikte her yeri yaktılar. Bu, aynı zamanda ibadetlerindeki değişimin de başlangıcı oldu; artık kurban sunacakları bir tapınak yoktu, sadece kutsal kitabı okuyup dua edebiliyorlardı. Ayrıca Siyon tepesine hac ziyareti için çıkıyorlar ve tapınağın ayakta kalmış olan tek duvarı olan Ağlama Duvarı karşısında yas tutuyorlardı. Yahve'nin kutsal tapınağının bulunduğu yerde artık Jüpiter'le Venüs'ün tapınakları yükseliyordu. Roma işgalinden sonra Yahudiler dünyanın dört bir yanına yayıldılar. Bu sürgün dönemi Yahudiler tarafından "diaspora" yani İsrail toprakları dışında yaşanan dönem olarak adlandırılır.
Büyük Konstantin'in 313'te Hıristiyanlığı tanıması ve annesi aziz Helena'nın 326'da Kudüs'e giderek gerçek haçı bulması, ünlü tapınakların inşa edilmesine yolaçtı. Kudüs artık Hıristiyanlığın da kutsal merkeziydi. Hıristiyanlar, Hz. İsa'yı Yahudilerin bu kentte çarmıha gerdiklerine inanıyordu. Ancak savaşlarda yıpranmış olan Doğu Roma İmparatorluğu, kentin bu özel durumuna ilgi gösteremedi.
İran'daki Sasani İmparatorluğu'nun hükümdarı 2. Hüsrev, 614'te kenti Yahudilerin yardımıyla ele geçirdi. Kutsal haç, İran kraliçesi Meryem'e götürüldü. Kudüs'ün kaybı, hıristiyanlar için darbe oldu ama çok geçmeden imparator Heraklios kenti aldı ve kutsal haçı Kudüs'e geri getirdi. Hz. Ömer'in 637'de kenti alışına kadar museviler ve hıristiyanlar arasında sürtüşme devam etti.
Kudüs, halife Hz. Ömer tarafından 634'de İslam topraklarına katıldı. Hakim nüfusu da, buraya gelip yerleşen Medineliler ile bugün adına Filistinliler denen müslümanlaşmış Araplar oluşturdu. Halife Ömer önce Peygamber Efendimiz`in göğe yükseldiği Süleyman tapınağına sonra da kutsal mezara gitti. 661-750 yılları arasında İslam devleti olan Emeviler Kudüs'de hüküm sürdüler. 691'de Abdülmelik bin Mervan, Kubbetü's-Sahrayı (Ömer Camii) yaptırdı. Kent 750'de Abbasiler, 969'da da bir başka İslam devleti Fatımiler'in eline geçti.
1095 yılına gelindiğinde, şövalyelikten gelen papa 2. Urban, tüm hıristiyanları, kutsal kent Kudüs'ü müslümanlardan kurtarmak için savaşa çağırdı. Savaşa katılan herkes, günahlarından arınmış olacaktı. 1099'da Kudüs'e varan haçlılar Kudüs Krallığı'nı kurarak 450 yıllık İslam hakimiyetine son verdiler. Yahudilerle müslümanlara kenti yasaklayan Kudüs Krallığı'na ise 1187'de Selahaddin Eyyübi son verdi.
13. yüzyılın ortalarında Yahudiler yeniden kente gelerek, mahallelerini kurmaya başladılar. 1517'de Yavuz Sultan Selim'in Kudüs'ü fethi ile 400 yıllık Osmanlı egemenliği başladı. Kanuni Sultan Süleyman devrinde yeni surlar, medreseler, imarethaneler yapıldı. 1831'de Osmanlı'ya başkaldıran Mısır valisi Mehmed Ali Paşa kenti ele geçirdi.1840'ta Osmanlılar kenti geri aldı ve reformlar yapıldı. 1887'de Kudüs belediyesi oluşturuldu; Avrupa devletleri konsolosluklar açtı. Doğu Avrupa ülkelerinden göçlerle gelen Yahudiler nedeniyle kentin nüfus yapısı değişti. 19. yüzyılın ortalarından sonra nüfusun çoğunluğu Yahudilerden oluşmaya başladı. Ancak Birinci Dünya Savaşı yıllarında açlık ve salgın nedeniyle Kudüs'ün nüfusu iyice azaldı.
1917'de Kudüs'te yönetimi İngilizler ele geçirdi. Kent, 1922 yılında, İngiltere'nin koruması altındaki Filistin'in başkentiydi.14 Mayıs 1948'de İngiltere koruma rejimine son verdi ve sorumluluğu BM'ye bıraktı. Aynı gün İsrail devleti kuruldu. Böylece Kudüs'te yeni bir dönem de başlamış oldu. Kudüs BM kararıyla uluslararası statüye kavuşturuldu. Bu karara Yahudiler sevinirken Araplar karşı çıktı. Bu karar, İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi soykırımına uğrayan bu halka, hıristiyan dünyasının kefaret ödemesi olarak değerlendirildi.
1948'de kent, İsrail ile Ürdün arasında bölüşüldü. Eski Kent ve Doğu Kudüs'ün diğer bölümleri Ürdün'de; Batı Kudüs de İsrail'de kalmak üzere paylaşıldı. İsrail, Batı Kudüs'ü başkent ilan etti.
1967'deki Altı Gün savaşından sonra İsrail, Doğu Kudüs'ü de işgal ederek kentin tümünü ele geçirdi ve sonsuz ve bölünmez başkent yaptı. Aynı yıl İsrail, Kudüs'teki kutsal mekanları her dinin kendi kuruluşlarının kontrolüne verdi. Bir Yahudi mahallesinin kurulması da yine bu yılda oldu. 1967 yılından sonra radikal Yahudiler, müslüman mahallesinin içindeki 40 binaya el koydular. Bu binaların Osmanlı döneminde Yahudilere ait olduğunu ve 1929 sonrasında gelişen Filistin ayaklanmaları sırasında ellerinden alındığını iddia ettiler. 1980'de çıkarılan özel bir yasa ile Kudüs'ün İsrail'in başkent olduğu bir kez daha vurgulandı. Ancak bu girişim uluslararası düzeyde kabul görmediğinden kentin statüsü anlaşmazlık konusu olmaya devam ediyor.
1988 yılına gelindiğinde bu defa Filistin Milli Konseyi, Kudüs başkenti olmak üzere Filistin Devleti'ni ilan etti. 1993'de Doğu Kudüs'e kapatma uygulanmaya başlandı. O güne kadar Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nden Doğu Kudüs'e giriş çıkışlara izin verilirken bu tarihten itibaren bu imkan kalmadı. 1994'de İsrail, Ürdün'ün, Kudüs'teki müslüman mekanlarda söz hakkı olduğunu kabul etti.
1996'da İsrail, Harem-i Şerif dahilinde yapılacak her türlü tadilat, tamirat ve inşaat için izni kendisinin vereceğini söyledi. Aynı yıl Harem-i Şerif'in hemen kenarından geçen ve Mescid-i Aksa'nın temellerini sarsma ihtimali olan Hasmonay tünelinin Via Dolorosa'daki çıkış kapısının açılması üzerine çatışma çıktı. 1997 yılında Eski Kent'in içinde müslüman ve hıristiyanlara ait evleri Yahudileştirmek üzere kurulmuş olan Ateret HaKohanim (Kohenlerin Tacı) grubu, 30 Arap evini Yahudileştirdi.
2000 yılında Filistin güvenlik bakanının uyarılarına ve Filistin otoritesinin çıkacak olaylardan sorumlu olmayacağını açıklamasına rağmen İsrail muhalefet partisi Likud'un barış süreci karşıtı başkanı Ariel Şaron, yüzlerce taraftarı ve polis gücü eşliğinde Mescid-i Aksa'yı ziyaret etti. Çıkan ayaklanmaya Filistinliler "Aksa İntifadası" adını koydular. 2002 Nisan'ında Şaron, başbakan oldu ve kutsal yerler sorunu devam ediyor.
KUDÜS'ÜN BUGÜNÜ
Kudüs'ün Eski Kent bölgesinde 220 tarihî ve dinî site bulunuyor. Camiler, kiliseler ve sinegoglar adeta içiçe girmiş durumda. Sabahın erken saatlerinde müezzinlerin sesine karışan çan gürültüleri ve ağlama duvarı önünden yükselen yakarmalar dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek bir manzara oluşturuyor. Kudüs bu özellikleriyle yılda 2 milyondan fazla ziyaretçisi olan, dünyada bir başka örneği olmayan bir şehir.. Müslümanlar, museviler ve hıristiyanlar birkaç metrekareyi geçmeyen Eski Kent'teki kutsal mekanları ziyaret ediyor.
Beş bin yıldır insanların oturduğu sanılan Eski Kent, her kenarı yaklaşık bir kilometre uzunluğunda surlarla çevrili dikdörtgen alan oluşturuyor. Kentin en göze çarpan yapısı olan surları, Kanuni Sultan Süleyman, 1538-1540 yılları arasında Haçlılar dönemine ait kalıntıların üzerine yaptırmış.
Kentin kutsal mekanları tarihsel içiçeliği yaşarken, yerleşim bölgeleri kesin çizgilerle birbirinden ayrılıyor. Müslümanlar, Eski Kent'te özellikle de Kubbetü's-Sahra'nın, diğer adıyla Ömer Camii'nin kuzeyine düşen mahallelerde yoğunlaşmış durumda. 7. yüzyılın sonlarında yapılan Kubbetü's-Sahra'nın ve Mescid-i Aksa'nın bulunduğu yere Harem-i Şerif deniyor.
Ağlama Duvarı ise Harem-i Şerif 'i çevreleyen duvarın bir parçası. Uzunluğu 50, yüksekliği 18 metre. Hz. Süleyman'ın yaptırdığı Kudüs Tapınağı'nın tek kalıntısı olan Ağlama Duvarı, musevilerin kutsal saydığı dua ve hac yeri. Bu duvar en son, 1967'de yapılan Altı Gün savaşından sonra Yahudilerin egemenliğine geçti. Museviler burayı ziyaret ettiklerinde tapınağın yıkılmasına ağlarlar ve yeniden kurulması için dua ederler. Duvara bu adı, ortodoks musevilerin dualarına tanık olan Avrupalı gezginler vermişler. Müslümanların Eski Kent'teki komşuları ise manastırlardan dönüştürülmüş eski binalarda oturan Ermeniler. Yahudi nüfus da Eski Kent'in surlarının dışında kalan modern semtlerde yaşıyor. Ancak siyonist Yahudiler`in gözü hala Eski Kent'te ve burada müslümanların olmasına tahammülleri yok. Bu kutsal köşenin denetimini ele geçirmek için mücadele hem yeraltında hem de üstünde hala devam ediyor. İsrailliler, tapınağın kalıntılarını ulaşmak için Harem-i Şerif'in altında tüneller açmaya devam ederlerken, zaman zaman da kutsal tapınağı yeniden kurmak amacıyla Mescid-i Aksa'yı havaya uçurma planları yapıyorlar.
Kudüs'te önemli sayıda hıristiyan topluluk da yaşıyor. Hz. İsa'nın, Romalılar tarafından, sırtında tahta haç, Via Dolorosa (Hıristiyan Haç Rotası) boyunca yürütüldükten sonra çarmıha gerildiği yerde bulunan Kutsal Mezar Kilisesi, Romalı askerlerin İsa peygamberin başına dikenli zeytin dalı yerleştirdikleri Ceza Kilisesi, Hz. Meryem'in anne ve babasının oturduğu evin yerine yapılan St. Anna Kilisesi, Rus ve Yunan Ortodoksların kilisesi, Etyopya katoliklerinin kutsal mekanı, kentteki hıristiyan topluluğunun farklı mezheplerini temsil ediyor.
Özellikle hıristiyan mezhepleri arasındaki dini bayram tarihi farklılıkları, kenti aralık ve ocak aylarında adeta bir dini festival kentine dönüştürüyor. Paskalya bayramında hıristiyanlar, Hz. İsa'nın sırtında çarmıhla dolaştırıldığı sokaklarda aynı acıyı yeniden yaşıyor. Papa'nın, Kudüs'ü resmi olarak ilk kez ziyareti ise 1992'de gerçekleşiyor. Bugün, Kudüs Patrikliği, Bağımsız Doğu Ortodoks Patrikliği olarak, kilise hiyerarşisi içinde İstanbul, İskenderiye ve Antakya kiliselerinden sonra 4. sırada geliyor.
MÜSLÜMANLARIN İLK KIBLESİ
Kudüs'ün özellikle de Harem-i Şerif alanının İslamiyet'teki önemi, Mirac olayının burada gerçekleşmiş olmasıdır. Hz. Peygamber, Hicret'ten bir yıl kadar önce Recep ayının 27. gecesinde Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gelmiş, buradan da Allah'ın katına çıkarılmıştır. Mirac'ın üzerinde gerçekleştiğine inanılan Muallak Kayası bugün Harem-i Şerif'in en gözde mekanı Kubbetü's-Sahra'nın (Ömer Camii) altında korunur ve her yıl müslümanlarca ziyaret edilir.
Mescid-i Aksa, müslümanların ilk kıblesi ve harem mescitlerinin üçüncüsüdür. Hz. Muhammed'in 624 yılına kadar kıble olarak kabul ettiği bu camii, bilindiği kadarıyla bir buçuk yıl kadar böyle kalmıştır. Mescid-i Aksa'nın adı, Kuran'da İsra suresinin ilk ayetinde geçiyor. İsra yani Mirac olayında Hz. Peygamber "Burak'a bindim Beytü'l-Makdis'e vardım" demiştir. Buradan da göğe yükseltilmiştir. İsra suresi birinci ayette Mescid-i Aksa'nın çevresinin mübarek kılındığı bildirilir.
Harem-i Şerif içinde yer alan bir başka kutsal yer ise Ömer Camii. İslam dininin Filistin toprakları üzerindeki en eski yapısı olarak biliniyor. Bu caminin bulunduğu tepeye Tapınaklar Tepesi deniyor. Kubbesi altın kaplama olan Ömer Camii'nin (Kubbetü's-Sahra) İslam açısından en büyük önemi, kutsal taşı barındırmasında yatıyor. Hz. İbrahim'in oğlunu kurban etmeye hazırlandığı bu kayaya, daha sonra Hz. Muhammed basmış ve göğe yükselmiştir.
Taşın yanıbaşındaki işlemeli kutuda Hz. Muhammed'in sakalından teller saklanıyor. Hz. Peygamberin vefatı üzerine defni konusunda farklı görüşler çıkmış, bir kısım sahabe onun Kudüs'te Beytü'l-Makdis'te defnedilmesini istemiş. Çünkü onlara göre Kudüs peygamberlerin defin yeridir. Ayrıca Hz. Peygamber orada Mirac'a çıkmıştır. Ancak sonra "peygamberler öldükleri yerlerde defnedilir" hadisine uyulmuştur.
Kudüs, hadislerde Mekke ve Medine ile aynı değerde tutulur ve bu iki şehire hac olanağı bulunmadığı zamanlarda bu görevin Kudüs'ü ziyaretle yerine getirilebileceği belirtilir. Bu nedenle İslam'ın kutsal şehirler hiyerarşisinde Kudüs, üçüncü sırada gelir. Hz. Peygamber'in Beytü'l-Makdis olarak andığı Kudüs için, "oraya gidemezseniz, hiç değilse o mescide bir hediye gönderin" şeklinde bir hadisi de sağlam hadis kaynaklarında geçer.
Kudüs'ün tasavvufda da önemli yeri bulunuyor. Mutasavvıflar, Allah ile olan irtibatın en yüksek mertebesine ancak bu şehirde ulaşılabileceğine inanmışlar ve hayatlarının bir kısmını Kudüs'te geçirmişlerdir.
YAHUDİLERE GÖRE KENTİN ÖNEMİ
Kudüs'ün Yahudilik için öneminin temelinde, Süleyman Mabedi'nin bu şehirde bulunmuş olması yatıyor. Yahudiler, 1967'de Kudüs'ün kalbi dedikleri bu mekanı ele geçirdiklerinde 2000 yıldır Kudüs için tuttukları bir orucu tutmayı bırakmışlar ve "mesihin gelişi" ile tamamlanacak "tarihin sonundaki hadiselerin" ilkinin gerçekleştiğine inanmışlardır.
Son yüzyılın ırkçı Yahudilik hareketi Siyonizm, adını, Kudüs'ün bir sinonimi olan Siyon kelimesinden alır ve vermeye çalıştığı mesaj "İsrail'e dönüş hayallerinin gerçekleşmesi" hedefi ile yola çıktıklarıdır.
HRİSTİYANLARIN İKİNCİ ÖNEMLİ KENTİ
Hıristiyanlik için Kudüs, tarihin başladığı ve biteceği yerdir. Hz. İsa'nın çarmıha gerildiğine ve sonra da gömüldüğüne inanılan yer; yıkımı da Hz. İsa tarafından önceden haber verilmiş bir şehirdir. Haçlılarla birlikte Kudüs siyasal yönden de önem kazanır.
Kudüs'ün İsrail tarafindan ele geçirilmesi bazı hıristiyanlar tarafından bir anakronizm (tarihi gelişmelerde meydana gelen bir hata) olarak görüldü. Bazıları ise bunun vaadedilen Yeni Kudüs'ün kurulmasi için gerekli bir basamak olduğuna inandı. Bugün Vatikan'ın, İsrail'le ilgili politikası temelde, Katoliklerin kutsal mekanlara ulaşımını ve buralarda ayinlerin gerçekleştirilmesini garanti altına alacak şekildedir.
PAYLAŞILAMAYAN ŞEHİR
Kudüs'ün paylaşılamamasının temelinde, yerleşim bölgelerinin yani müslüman, hıristiyan ve musevi mahalleleri ile kutsal mekanların birbirlerinden net çizgilerle ayrılamıyor olması yatıyor. Ayrıca bir dinin kutsal mekanları, diğer iki din için de kutsal sayılıyor. Mescid-i Aksa Camii, müslümanların olduğu kadar museviler için de kutsal bir mekanda bulunuyor. Hıristiyanlar için kutsal olan Kutsal Mezar Kilisesi, iki camiinin ortasında yer alıyor. Ağlama Duvarı, Hz. Peygamber'in Mirac gecesinde Burak adlı atını bıraktığı yer olarak biliniyor.
Bugün şehirdeki dört mahalleli bölünme (Müslüman, Hıristiyan, Ermeni ve Yahudi mahalleleri) temelde bu kutsal mekanların etrafında örgütleniyor. Ağlama Duvarı'nın Mescid-i Aksa'nın Batı duvarında olması ve Kamame Kilisesi'ne giden Hıristiyan Haç Rotası (Via Dolorosa)'nın yine Mescid-i Aksa'nın kuzey sınırından geçmesi, mahallelerin neden içiçe olduklarını ve paylaşım meselesinin Mescid-i Aksa'yı üzerinde taşıyan Harem-i Şerif (Mabed Tepesi)'te kilitlendiğini daha iyi anlatıyor. Bu nedenle Yahudiler Harem-i Şerif'ten bahsederken Kudüs'ün Kalbinin Kalbi anlamına gelen "Lev libo sel Yeruşalim" diyorlar.
DÜNYA BÜLTENİ - 23 MART 2009 PAZARTESİ







