AKİF EMRE / YENİ ŞAFAK
Öteki olarak minare sembolizmi
İsviçre'deki minare referandumunda ortaya çıkan manzara epey tartışılacak gibi görünüyor. Çıkan sonuç karşısında şaşkınlık duyulmasının daha da 'şaşılası bir durum' olduğunu peşinen belirtmek gerek. Hangi Avrupa ülkesinde yapılacak böylesi bir oylamanın farklı neticeleneceği düşünülebilir? Kaldı ki, halk oylamasıyla minarenin yasaklanmış olmasının Avrupa'da yeni bir durummuş gibi yansıtılması, algılanması da bize özgü tuhaflık. Minareli caminin serbest olduğu Avrupa ülkesi gösterilebilir mi? Minareli camiler çok özel şartlarda ve çok özel izinlerle ancak yapılabilir. Onbinlerce Müslümanın yaşadığı Avrupa kentlerinde minareli cami inşa etmenin ne kadar güç olduğunu birazcık Avrupa görmüş ve de Avrupa'daki Müslümanların dertleriyle ilgilenmiş herkes bilir. Daha farklı bir örnek olarak Bosna'daki Yüksek Temsilcilik'in başta Saraybosna olmak üzere pekçok yerde yüksek sesle ezan okunmasını yasaklamış olması minare yasağının tekil örnek olmadığını gösterir.
Sorun teknik olmaktan çok; İsviçrelilerin doğrudan ifade ettiği 'Avrupalılık fikri'nin bugünkü anlamıyla ilişkilidir. Avrupa'daki "İslam karşıtlığı" bizde her renkten aydının ısrarla vurgulamaya çalıştığının aksine coğrafi olmaktan ziyade derinlerde yatan ve de Avrupalılık fikrinin de oluşmasında en büyük katkısı olan öteki olarak İslam algısıdır. Avrupalıların büyük kısmının sekülerleşmiş olması, dinle ilişkilerini tümüyle kopardıkları, hele hele Müslümanlara dair bakışlarında hiç etkisinin olmadığı anlamına gelmez. Mesela önceki gün Alman Anayasa Mahkemesi'nin pazar günleri işyeri açılmasını "dini özgürlüklere aykırı olduğu" gerekçesiyle yasaklaması siyasal sistemin kamusal hayatı düzenlerken dini kriterlerin ne anlama geldiğinin göstergesi değil mi? Hıristiyanlarca pazar günlerinin kutsal olduğu gerekçesiyle merkezi Karlsruhe'de bulunan Anayasa Mahkemesi'ne başvuran kiliselerin talebi haklı görülerek pazar günü işyerlerinin açılması iznini iptal edildi. Gerek İsviçre'deki referandum gerekse Alman Anayasa Mahkemesi'nin aldığı bu kararın açıklaması Avrupa fikrinin ne olduğu sorusunu yeniden düşünmeyi zorunlu hale getiriyor. 'Avrupa fikri'ni oluşturan "biz ve öteki" tanımı kendi içinde değişimlere uğrasa da "öteki" hep aynı kaldı. Edvard Said'in söylediği gibi; "Biz, Avrupalıları Avrupalı olmayan 'onlar' karşısında tanımlayan kolektif bir kavramdır. Avrupa kimliğinin Avrupalı olmayan bütün halklar ve kültürlerden üstün olduğu fikridir." Bu üstünlük Avrupa tanımının dini olandan seküler olana doğru evrilmesiyle adlandırma düzeyinde değişse de İslam "öteki" olmaya devam etmiştir. Bu bağlamda Haçlı seferlerinin kafir Müslümanları ile Aydınlanma'nın uygar olmayan, barbar doğulu imgesini temsil eden İslam ve özelde Osmanlı Avrupalılığın bilincinde aynı resme tekabül eder.
Öteki olan Müslümanlar artık doğuyu belirleyen Osmanlı'yla sınırlardan taşmış evin içine gelmiştir. Sorun öteki olanın yani Müslümanların, siyahların, Asyalıların, göçmen işçilerin asimilasyonu sorunu haline gelmiştir. Hem asimilasyona direnmeleri hem de tarihi hafızada canlı olan ötekini temsil etmesi açısından Müslümanların daha farklı bir konumda olduklarını belirtmeye gerek yok. Bu durumda, asimile edilemeyeni ötekileştirerek Avrupalılık ve üstünlük duygusunu tatmin etmeyi denemektedir.
Öteki ile kurduğu ilişki bakımından, Avrupa fikrinin en sorunlu yanı tarafı: Avrupa kültürünün evrensel geçerlilik taşıdığı iddiasıdır. Avrupa fikrinin bir yanda Hıristiyan alemi anlayışının yerini alırken diğer tarafta Batı uygarlığının evrenselliği iddiası evrensel kilise iddiasının yerini almış olması bugün için gözardı edilemeyecek temel bir sorundur.
Batı uygarlığının geldiği seküler ve ilerlemeci ideolojisi kilisenin yerini gasp ederken gizliden gizliye dini bir muhtevayı da hep barındırdı. Alman Anayasa Mahkemesi (güncel olduğu için bu örneği veriyorum, yoksa bol miktarda hayatın her aşamasında farklı tezahürleri görülebilir)'nin aldığı karara dini gerekçe göstermesi tam da bu derin hafızaya tekabül eder.
Müslümanlara yönelik çifte standart gibi gözüken tavırlar aslında bu seküler görüntünün derinlerinde yatan Avrupalılık fikrinin tarihsel, dini muhtevasından ibarettir. Ünlü düşünür Lyotard'ın sözleri burada anlam kazanmaktadır: Avrupa'nın birleşme çabası düşmanca duyguların birleşmesi anlamına gelmektedir…
YENİŞAFAK - 3 ARALIK 2009 PERŞEMBE