Afganistan’da son yıllarda işgalcilerin dinci Taliban militanlarına karşı yaşadığı başarısızlıklar, ABD’nin 1979’da aynı ülkeye askeri müdahalede bulunan Sovyet Birliği’yle aynı kaderi paylaşacağı yorumlarına yol açıyor. İki savaş arasındaki benzerlikler, Afganistan’ın işgalciler için nasıl bir batak olduğunu ortaya koyuyor.
Halkın Demokratik Partisi hükümetiyle olan dostluk anlaşmasını gerekçe göstererek 1979 yılında büyük bir askeri güçle ülkeye giren Sovyetler Birliği, modern ordusuna rağmen ABD’nin desteklediği ve silahlandırdığı İslamcı militanların başlattığı gerilla savaşına karşı koyamamıştı. 9 yıl süren işgalin Sovyetler Birliği’ne bedeli ağır olmuş, 15 binden fazla asker öldüğü savaş, Rus ekonomisinin çökmesine yol açarak Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecini hızlandırmıştı. Mücahitlere karşı ağır bir yenilgi alan Sovyet askerlerinin Afganistan’dan çekilmesi 4 yıl sürmüş ve bu süreçte de binlercesi hayatını kaybetmişti.
Sovyet yönetiminin Afganistan’dan çekilme stratejisi de NATO’nun bugünkü stratejisiyle aynıydı: Kâbil’de müttefik bir hükümet kurulması ve ulusal ordunun tek başına ülkeyi savunabilecek güce ulaşması. Ancak bugün ülkede ABD desteğine rağmen halkın sıcak bakmadığı Hamid Karzai hükümeti gibi, Sovyetler’in maddi ve siyasi desteğini alan solcu hükümet de ülkede yeterli destek alamamıştı.
Sovyetler de ek asker göndermişti
Kayıpların ve başarısızlıkların hızla artması üzerine büyük bir açmazla karşı karşıya kalan Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov, asker sayısını arttırma kararı aldıktan bir yıl sonra, 1986’da şöyle diyecekti: “Sadece sonucun aşağılayıcı bir yenilgi olmayacağından emin olmamız gerek. Bu kadar kişi öldü ve şimdi kısa sürede her şeyi bırakıp ülkeden hemen ayrılmamız gerek.” Sovyet komutan Sergey Akhromeyev de aynı tarihte askeri operasyonun siyasi iradeyle desteklenmediğini söylemiş ve Kâbil dışında Afgan topraklarının büyük bölümünün İslamcı direnişçilerin elinde olduğuna dikkat çekmişti.
11 Eylül 2001 saldırılarının ardından, kendi elleriyle yarattıkları dinci Taliban hareketine ve El Kaide terör örgütüne savaş açarak Afganistan’ı işgal eden ABD’de son dönemde yürütülen tartışmalar ile açıklamaların benzerliği dikkat çekici. 2001’deki işgalin ardından devrilen Taliban’ın giderek güç kazanmasıyla, NATO ve ABD içinde savaşın artık kazanılamayacağı yönündeki sesler giderek artıyor. Bazı uzmanlar da Afganistan’a 30 bin ek asker göndereceğini açıklayan ABD Başkanı Barack Obama’nın, 1988 öncesindeki Gorbaçov yönetimi gibi “panik içinde” böyle bir karar aldığını belirtiyorlar.
1982-83 yılları arasında Afganistan’da görev yapan Sovyet komutanlardan Viktor Yermakov, yıllar sonra Afganistan’da tarihin tekerrür ettiğini belirterek “Güç kullanarak demokrasiyi dayatamazsınız. Afganlar özgürlüklerine çok düşkünlerdir” diyor.
‘Yeni savaş başkanı Obama’
Amerikalı muhalif yönetmen Michael Moore, hafta başında yeni Afganistan stratejisini henüz açıklamamış olan Obama’dan, yayımladığı açık mektupla Afganistan’a ek asker göndermemesini ve “yeni savaş başkanı” olmamasını istemişti. Afganistan’ın “İmparatorlukların Mezarlığı” olarak bilindiğini hatırlatan Moore, Obama’ya Gorbaçov’u aramasını tavsiye etmiş ve “Eminim sana yapmak üzere olduğun tarihi hatayla ilgili önemli şeyler söyleyecektir” demişti.
Amerikalı bir başka muhalif yönetmen Oliver Stone da dünkü açıklamasında, Afganistan’a takviye asker gönderme kararının “ABD’nin sonunun başlangıcı olabileceğini” söyledi ve “Liberal denilen bir başkanın tabuta çivi çakması çok ironik” diye konuştu.
CUMHURİYET - 4 ARALIK 2009 CUMA