Toplumda dinin asla kabul etmeyeceği kötülükler yaşanıyorsa, demek ki biz gerektiği kadar yokuz'' diyen İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, önemli bir özeleştiri yaptı. Konferansta öz değerlerden uzaklaşmakla ilgili bir dizi ve toplumun tepkisi örnek gösterildi.
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge Köyü'nde yaşanan katliamın ardından, Diyanet'in 80-90 bin kadrosuyla ''ülkenin her yerinde var olduğu'' görüşünün değiştiğini belirterek, ''İslam dininin asla kabul edemeyeceği kötülükler yaşanıyorsa, demek ki biz gerektiği kadar yokuz'' dedi.
İstanbul Müftülüğü tarafından ilçe müftüleri ve camilerdeki din görevlilerine yönelik düzenlenen konferansların 27'incisi, ''İnsani Kriz ve Hizmetkar Liderlik'' konusunda gerçekleştirildi.
Konferansın açılışında konuşan Prof. Dr. Çağrıcı, bilginin büyük önem kazandığı bu çağda, din görevlilerine bilgi anlamında mümkün olduğu kadar hizmet etmek için çeşitli konularda konferanslar düzenlediklerini anımsattı.
''Modern dünyanın önemli kazanımları var, ama önemli sorunları da var. Çağın en büyük sorunu insani krizdir'' diyen Çağrıcı, günümüzde bütün geleneksel insani değerlerin örselendiği, hatta yıkıldığı, ancak yerine yenilerinin üretilmediği bir sürecin yaşandığını vurguladı.
Prof. Dr. Çağrıcı, sözlerine şöyle devam etti:
''Dünya barış içindeymiş gibi görünüyor, ama sadece savaşlarda 2 milyon insan ölüyor. Milyonlarcası da açlıktan ölüyor. Gayri insaniliğin var olduğu bir çağı yaşıyoruz. Bütün bunlar da, misyonumuzun gerektirdiği görev alanımıza giriyor. Görev alanımız kağıt üzerinde 'ezan okumak, namaz kıldırmak, vaaz vermek.' Ama böylesine korkutucu dünya sorunları karşısında ilgisiz kalma imkanımız yok. Tersine, nerede bir insan problemi varsa orada bir din adamının da olması gerekir.
Dolayısıyla bütün bunlar karşısında ben, şahsen kendimi sorumlu hissediyorum. Bilge Köyü'nde şu kadar insan katledildiğinde dedim ki; (80-90 bin kadromuzla bu ülkenin her yerinde varız) diyoruz, ama demek ki yokmuşuz. Var olmak, orada kadro olarak var olmak değil, din adamı olarak orada varlığımızın zuhur etmesidir. Bu dinin asla kabul edemeyeceği kötülükler yaşanıyorsa, demek ki biz gerektiği kadar yokuz''
ÖZ DEĞERLERDEN UZAKLAŞILMASI
Daha sonra ''İnsani Kriz, Hizmetkar Liderlik ve İletişim'' konferansını veren Davranış Bilimleri Uzmanı Dr. İlhami Fındıkçı da, insanların tarihin hiç bir döneminde ruh sağlığının bu kadar bozuk olmadığını, bu kadar umutsuz ve dertli görünmediğini belirterek, yoğun teknolojinin insanları kendilerinden, öz değerlerinden uzaklaştırdığını söyledi.
Öz değerlerden uzaklaşılmasını televizyon dizilerini örnek vererek anlatan Fındıkçı, bir dizide, bir genç kadının kocasının akrabasıyla aşk yaşadığını, küçük bir kasaba ki, vatandaşın da bu ihanet hakkında, ''İnşallah ortaya çıkmaz'' hissiyatıyla diziyi izlediğini, bunun çok tehlikeli olduğunu ifade etti.
Fındıkçı, eskiden filmlerde kötü olan karakterlerin, filmin sonunda bundan pişman olduğunu ve yaptıklarının kötülüğünün farkına vardığını, ancak günümüzde öz değerleri yok eden dizi, film ve programların mevcut olduğunu savundu.
Günümüzde yaşanan insani krizle başa çıkmada topluma yön veren siyasetçilere ve eğitimcilere büyük görevler düştüğünün altını çizen Fındıkçı, ibadethanelerin de aynı zamanda birer eğitim kurumları olduklarını ifade etti.
Fındıkçı, ''Ülkemizde yaşanan sorunların aşılması, insani değerlerdeki yıpranmanın aşılması, aile değerlerinin canlı tutulması, ama en önemlisi zedelenmeye başlayan kişisel ve toplumsal ruh sağlığının korunmasında, her aşamadaki din görevlilerinin büyük sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır'' diye konuştu.
HABER 7 - 24 ARALIK 2009 PERŞEMBE