İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

Türk'ün İç Düşmanla İmtihanı

Türk'ün İç Düşmanla İmtihanı
Dünya
|

Önceki gün, 27 Aralık 1979 Afganistan'ın kızıl ordu tarafından işgalinin 30. yıldönümüydü. Bu ülkenin tam 30 yıldır kan ve ateşle yaşadığı imtihana bakarak bunca acıyı, sarsıntıyı, zulmü nasıl göğüsleyebildiklerine şaşmamak mümkün değil.

Önceki gün, 27 Aralık 1979 Afganistan'ın kızıl ordu tarafından işgalinin 30. yıldönümüydü. Bu ülkenin tam 30 yıldır kan ve ateşle yaşadığı imtihana bakarak bunca acıyı, sarsıntıyı, zulmü nasıl göğüsleyebildiklerine şaşmamak mümkün değil.

Ne var ki Türkiye'nin hemen hemen aynı tarihten beri yaşadıklarına bakarsak, halkımızın bunlara nasıl "tahammül gösterdiği"ne hayret edecek çok insan vardır. Sahi 12 Eylül darbesi ve sonrası yaşanan travmalar; Güneydoğu'da kıvılcımlanan olaylar, faili meçhullerden işkencelere, toplum mühendisliği adına inancını yaşamak isteyenlere uygulanan baskı, ayrımcılık … Uzun listenin sonuna gelindiği umudu ile karamsarlığın iç içe yaşandığı bir süreçte, gerilim anındayız.
"Kozmik oda"lara kadar giren sivil hakimler neyi deşifre ediyor? Kozmik odalar kimin mahrem bilgilerini saklıyor? Kozmik odalarda kime ve neye karşı işlenen suçun delilleri aranıyor?
Eğer bir memleketin en muhkem teşkilatına mensup elemanlar, bir suikast girişimi şüphesiyle yakalanıyorsa daha düşük profildeki teşkilata bu istihbaratı veren kim olabilir? Sırları kozmik odalarda saklananların, kağıda çizili krokilerle eyleme çıkmalarındaki tuhaflık neden önemsenmez?
Her kesimin birbirine sağır kesildiği; mücadelenin suikast, bombalama, darbe gibi düşman kesimler arasında söz edilebilecek türden cepheleşmeye işaret ettiği bir siyaset etme biçiminden söz ediyoruz.
İthamlar kime yapılırsa yapılsın normal bir ülkede toplumu ayağa kaldıracak gelişmeler yaşanıyor aslında. Siyasetin en üstündeki isimlere suikast hazırlığından bahsediliyor, ama toplum derin bir sessizlik içinde. "Peygamber ocağı" olarak algılanan yapının yıpratıldığı iddia ediliyor, kimsede en küçük bir tepki yok. Hatta gizli bir hoşnutluk duygusu taşıyanların olduğu bile hissediliyor…
Bu listeyi uzatmak mümkün. Bu sessizliği ister toplumun duyarsızlığına ister 'derin sükunet'ine yorun, sonuçta yaşananların herkesi yorduğu ortada. Birkaç yıl içinde yaşadıklarımız normal bir ülkede belki onlarca yıllık süreçte yaşanacak türden sarsıntılar.
Meselenin özeti şu, yaklaşık 200 yıllık batılılaşma maceramızda köklü değişikliklerin tamamı büyük ölçüde dış dengelerin etkisiyle gerçekleştirildi. Bu nedenle de attığımız adımlar reçel kavanozunu camından yalamaktan öteye geçmedi… Bizi değişime icbar edenler, bunun sonucundan en fazla istifade edenler, yani sonucun bizim aleyhimize olmasını da hesaplamışlardı…
Geçirdiğimiz süreç de benzer biçimde, devlet ve toplum hayatını temelden etkileyecek kimi değişikliklerin bu milletin iradesiyle ve de kendi menfaati yönünde olmak üzere gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği meselesidir.
Siyasi muhalefetin, medyanın sahadan çekilip mücadelenin devletin tepesindeki güçler arası bilek güreşine dönüştüğü görüntüsünün verildiği şu günlerde, milletin sessizliğinin bir anlamı olmalı. Mesela şu soruyu sormalı; orduyu birileri yıpratıyorsa "ordu-millet" olduğu söylenen bu halk neden sessiz kalır? Yoksa halk ordunun gerçekten yıpratıldığına inanmıyor, inansa bile önemsemiyor mu? Her şıkka verilecek cevabın farklı sonuçları olacaktır. Eğer ordu adına postmodern darbeler gerçekleştirilmeyip, orduevine bile başörtülü asker anasının alınmadığı manzaralar olmasaydı bu kadar tepkisiz kalabilir miydi? Gölgelerin gücü adına iç düşman icat ederek halkına yabancılaşma oyununa gelinmeseydi belki kırılma yaşanmayacaktı.. Yoksa, derin sağduyusuyla, ordunun gerçekten kendi içindeki darbeci unsurları sivillerle beraber temizlediği kanaatine mi sahip halkımız?
Kahir ekseriyetle oy vererek iktidara getirdiği siyasilere yönelik, birileri devirmek hatta suikast düzenlemek üzere planlar kuruyorsa halkımız neden buna karşı çıkmaz?
Bütün bu olup bitenlerden çıkardığım sonuç şu: görüntünün aksine hükümetle asker arasında belli konularda bir mutabakat var ve bu devam etmektedir. Bunun en basit göstergesi Ergenekondan son karargâh aramasına kadar bizzat askerin izniyle gerçekleşmiş olmasıdır.
Bu mutabakata rağmen ordu içinde yeni duruma direnenler olduğu gibi sivil kanatta da mutabakatı provoke etmeye zorlayan yapılanmalar mevcut.
Baştaki soruya dönecek olursak, değişimin bu ülkenin iradesiyle gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için; "direnenlerle provoke edenler" arasındaki mücadelede mutabakat sahiplerinin pozisyonunda aramak gerekir.
Belli konularda mutabakata varanlar, uluslararası dengelerin desteğini alarak ya da bu dengelerin taleplerine olumlu cevap vererek değişimi gerçekleştirme niyetindeler. Bu mutabakatın devamının mı yoksa bozulmasının mı millet menfaatine olacağı sorusuna cevap verebilmek için eğer gerçekten varsa, "direnenlerle provoke edenler"in adreslerine bakmak lazım. "İç düşman"tanımı üzerinde yapılacak bir sınav kâğıdı önümüzde hâlâ duruyor.
YENİ ŞAFAK - 29 ARALIK 2009 SALI / AKİF EMRE
AKRA