Amerikalıların işgal sonrası kendilerine Irak’ı yönetme görevi verdiği işbirlikçilerin mezhep temelinde eski hesapları görme arzusu suçsuz insanların kaçırılmasına ve öldürülmesine, Irak cadde ve sokaklarının cehenneme dönüşmesine yol açtı.
Uluslararası ve bölgesel güçlerin çatışmasını etnik ve mezhepsel ayrışma üzerine oturtması nedeniyle birçok Iraklı aile gözü yaşlı bir şekilde vatanına, yaşadığı topraklara, Dicle ve Fırat’a veda ederek komşu ülkelere, hatta Avrupa’ya ve Amerika’ya göç etmek zorunda kaldı.
RESMİ RAKAMLAR
BM Mülteciler Yüksek Kömiserliği’ne göre evlerinden olan 4 milyon Iraklı’dan 2 milyonu iç göç yapmayı tercih etti. Irak dışına göç edenlerin ülkelere dağılımı ise şöyle:
Irak’a komşu ülkeler ve Arap ülkeleri: Suriye: 1 milyon 200 bin, Ürdün: 750 bin, Mısır: 100 bin, İran: 54 bin, Lübnan: 40 bin, Türkiye: 10 bin, Körfez ülkeleri: 200 bin.
Avrupa ve diğer ülkeler: Almanya: 52 bin, İngiltere: 23 bin, Hollanda: 21 bin, İsveç: 21 bin, Avustralya: 11 bin, Danimarka: 10700, Norveç: 8500, ABD: 6000, İsviçre: 5000, Kanada: 4000, Finlanda: 1600, İtalya: 1300, Fransa: 1300, Macaristan: 1200, Avusturya: 1200, Yunanistan: 820, Yeni Zelanda: 820, Ermenistan: 460, Romanya: 450, İrlanda: 340.
MEÇHULE GÖÇ
Irak’taki güvelik koşullarının gün geçtikçe kötüye gitmesi nedeniyle mülteci durumuna düşen –bazı verilere göre- 8 milyon insanı meçhul bir gelecek beklerken, Irak’ın yaşadığı toplu göç 1948’den sonra Filistin’in yaşadığı göçe benziyor. Dört yılda 8 milyon insanın göç etmek zorunda kalması gerçekten büyük bir rakam. Irak toprakları adeta halkını boşaltıyor.
Iraklı mülteciler sorununun çözümü aslında Irak’ta güvenin sağlanmasında ve hiç kimsenin evini terk etmek zorunda kalmamasında. Fakat kısa vadede ve özellikle işgalin gölgesinde bunun gerçekleşmesi zor görünüyor. Komşu ülkelerin de bu kadar büyük mülteci akınına cevap verebilecek alt yapıya sahip olmamaması işgalin gizli kurbanlarının çilesinin dayanılmaz boyutlara ulaşmasına neden oluyor.
Örneğin Ürdün’de mültecileri barındıracak kamplar yok. Ürdün, Iraklı göçmenlerin girişini kolaylaştırsa da, resmi oturum belgesi vermiyor. Bu nedenle çalışma izni alamıyor, çocuklarını okula yazdıramıyor ve sağlık hizmetlerinden yararlanamıyorlar.
Ürdün Hükümeti, Iraklı göçmenlere mülteci değil, kaçak muamelesi yapıyor. 2005’te Amman’da düzenlenen bombalı saldırının ardından Ürdün, Iraklı göçmenler üzerindeki baskısını artırdı. Başkent Amman caddelerinde dolaşan göçmen avcısı beyaz polis arabaları kaçak konumdaki Iraklıların korkulu rüyası.
Suriye’deki mültecilerin çilesi de çok farklı değil. Suriye’nin mülteciler için aldığı yardımın kıtlığı da buna eklenince, Iraklı göçmenler Suriye’ye büyük ekonomik ve sosyal yük getiriyor. Son üç yılda gıda maddelerinde görülen %35’lik fiyat artışı bunun sadece küçük bir örneği.
FACİANIN SORUMLULARI
Irak’ta yaşanan facianın her türlü boyutunun birinci derece sorumlusu işgal ise ikinci sorumlusu mezhep çatışmaları. Bu facianın iki hazırlayıcısı ABD ve Britanya, şimdi de bütün yüzsüzlükleriyle mültecilere yardım çağrısında bulunuyorlar. yol açtıkları sorunu, işgale baştan beri karşı olan uluslararası kamuoyunun sırtına yüklemeye çalışıyorlar. En büyük fatura, ilginçtir ki işgale en çok karşı çıkan Suriye’ye çıkıyor.
ABD ve İngiltere, geçmişte Saddam'dan kaçan mültecileri gayet güzel kabul ederken, şimdi “özgürleştirilmiş Iraklıları” güvenlik riski oluşturduğu gerekçesiyle mülteci olarak kabul etmekten kaçınıyor.
Tarafsız gözlemciler, Iraklı göçmenlerin iltica ettikleri ülkelerde vatandaşlık statüsü kazanmasının işgalciyi ödüllendirmek anlamına geleceği görüşünde. Bu nedenle yapılması gerekenin, Irak’ta işgalin sona erdirilmesi, güvenliğin sağlanması ve sonrasında göçe zorlananların evlerine geri dönmesi üzerine yoğunlaşmak olduğunu düşünüyorlar.






