İstanbul’da düzenlenen Doğu Türkistan Sempozyumu yurt içinden ve yurt dışından bir çok önemli ismi bir araya getirdi. Sempozyuma Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı vatandaşlarından da yoğun katılım oldu. Sempozyumda Çin’in Doğu Türkistan’ı dünyaya açması ve insan hakları ihlallerine son vermesi istendi.
Aralarında İHH İnsani Yardım Vakfı’nın da bulunduğu İstanbul Barış Platformu tarafından düzenlenen Doğu Türkistan Sempozyumu Zeytinburnu Sanat ve Kültür Merkezi’nde yapıldı. Sempozyum Türkiye’deki Doğu Türkistanlıları bir araya getirdi. Yerel kıyafetleriyle sempozyuma katılan bazı Uygur kadınların, Doğu Türkistan’da katliamlarını anlatan fotoğraflara bakarken gözyaşı dökmesi dikkat çekti. Sempozyuma farklı ülkelerden gelen Doğu Türkistan kökenli akademisyenler katıldı.
Sempozyumun açılış konuşmasını İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım yaptı. Yıldırım, Doğu Türkistan’da yaşanan baskıları ve insan hakları ihlallerini dünyaya duyurmak için böyle bir sempozyum düzenlediklerini ifade etti. Yıldırım, “Biz Çin’in Doğu Türkistan’ın kapılarını dünyaya açmasını, aktivistlerin, sivil toplum kuruluşlarının, insan hakları kuruluşlarının bölgeye gidip durumu yerinde incelemesini istiyoruz. Doğu Türkistan’da bizim bilmediğimiz çok katliamlar, işkenceler yaşandı. Biz bunları artık bilmek istiyoruz. Buradaki insan hakları ihlalleri artık bitsin diyoruz. Müslüman Uygur Türklerinin insanca yaşamasını talep ediyoruz. Ve buradan BM’ye, İKT’ye ve Arap Birliği’ne çağrıda bulunuyoruz.Doğu Türkistan için bir şeyler yapın. Çin yönetiminin bu konuda artık İslam dünyasıyla masaya oturup sorunu çözmesi lazım. Doğu Türkistan İslam dünyası için kanayan bir yaradır. Durum düzelmezse en büyük zararı Çin görecektir“ dedi
Prof. Dr. Alimcan İnayet, tebliğinde Uygur Türklerinin her türlü baskıya ve insan hakları ihlallerine maruz kaldığını belirtti.
İnayet, Çin’in Uygurları azınlık konumuna düşürmek için bölgeye sürekli göçler gönderdiğini belirtti. İnayet, “Çin komünistleri Doğu Türkistan’a yoğun bir biçimde nüfus nakletmekle birlikte, Uygurcanın resmî dairelerde kullanılmasını kısıtlama, alfabe değiştirme, Çince eğitim, çift dilli eğitim, doğum yasağı, dinî ibadeti kısıtlama gibi dolaylı ve dolaysız çeşitli yöntemlere başvurdular“ dedi.
Doğu Türkistan’nın 1.644.000 km2lik yüz ölçümüyle Orta Asya’da Kazakistan’dan sonra en büyük ülke durumunda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Alimcan İnayet, bölgenin doğal kaynaklar bakımından çok zengin olduğunu söyledi.
“Doğu Türkistan sözde de olsa özerk bir bölgedir. Ama özerklik hak ve yetkileri ağır biçimde çiğnenmektedir“ diyen İnayet, bu hak ihlallerini şöyle sıraladı:
“Çin’in bölgeye yönelik göçü teşvik politikası devam etmektedir. Bölgeye yerleştirilen Çinli göçmen, Doğu Türkistan’ın nüfus dengesini Türkler aleyhine bozmakla birlikte, çok ciddi sosyal sorunlara da yol açmaktadır.
Uygurca dili yasak
Çin yönetimi 1990’lı yıllara kadar uygulamada olan Uygurca eğitimi ortadan kaldırıp Çince eğitimi yürürlüğe koyarak Doğu Türkistan Türklerinin eğitim hak ve imkânlarını kısıtlamaktadır. Çin yönetimi her ne kadar Çince eğitim uygulamasıyla bölge halkının eğitim ve kültür seviyesini yükseltmeyi hedeflediğini ileri sürse de, asıl amacın asimilasyon sürecini hızlandırmak olduğu bellidir.
Ana dili kullanma, ana dilde eğitim, düşünce ve inanç özgürlüğü, üreme-çoğalma hakkı gibi temel insan haklarını hiçe saymaktadır. Google gibi arama motorları dahil olmak üzere internet siteleri Çin’in internet polisleri tarafından sansürleniyor.
İbadet özgürlüğü kısıtlanıyor
İbadet özgürlüğü kısıtlanmaktadır. Çin anayasasına göre, her vatandaşın dine inanma veya inanmama hakkı vardır. Ama bu hak Doğu Türkistanlılara fazla görülmektedir. Doğu Türkistan Türk nüfusunun tamamı Müslüman’dır. Dinî ibadetlerini yerine getirmede özgür değillerdir. Devlet memuru olan Müslümanların namaz kılması ve oruç tutması yasaklanmış durumdadır. 18 yaşın altındaki çocukların Kur’an öğrenmesi ve camilere gitmesi yasak.
Doğu Türkistan “Unutulmuş Filistin“dir
Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya ise Doğu Türkistan için “unutulmuş Filistin“ ifadesini kullandı. Yalçınkaya, şöyle konuştu: “İşgalci İsrail devletinin kurulduğu tarih olan 1948 yılı aynı zamanda Doğu Türkistan’ın komünistler tarafından işgal edildiği yıldır. İşte bu yüzden bazı yazarlar ve araştırmacılar Doğu Türkistan için unutulmuş Filistin ifadesini kullanmaktadırlar. Belki de Doğu Türkistan, yitirilmiş Endülüs gibi Filistin’den daha kötü bir hâle gelecektir.
Çin, komünizm döneminden önce ve sonra soykırımdan daha hafif bir kelimeyle nitelenmesi mümkün olmayan her türlü politikayı ve icraatı Doğu Türkistanlılar üzerinde uygulamıştır. Hükümet son dönemde “ayrılıkçılık propagandası yapanlara ve ayrılıkçılara karşı savaş” söyleminin yanında “radikalizm ve radikaller” söylemini de kullanmaya başladı. Buna göre bütün âlimler, din ilimleri tahsil eden talebeler, hocalar, imamlar, hatipler ve tebliğciler, Hacca gitmek isteyenler, İslami kılık kıyafet giyenlerin hepsi potansiyel tehdit olarak görülüyor. İnsanların oruç tutmaları, camiye gitmeleri ve İslam dinini öğrenmeleri ve öğretmeleri yasaklandı. Çinliler Uygurlara karşı her türlü ayrımcılığı; ekonomi, eğitim, sağlık ve yerleşim alanlarında en acımasız yöntemlerle uygulamaktadırlar.“
HABER 7 / 22 MART 2010