Irak’ta 2003’te başlayan ABD işgalinin karanlık yüzünü ortaya çıkarmak için Amerikalı gaziler tarafından kurulan Gerçekler Ortaya Çıksın Derneği, Bağdat ve çevresinde görev yapan askerlerin akıl almaz itiraflarını yayınladı.
Irak’ı yedi yıl önce işgal eden ABD güçleri 2011’de bu ülkeden tamamen çekilmenin hesaplarını yapsa da Iraklılar bölgede yaşanan insanlık dramının yaralarını sarabilmiş değil. İşgal boyunca ölen Iraklı sivillerin sayısı bile kesin olarak bilinmiyor. Gerçekler Ortaya Çıksın Derneğinin yayınladığı itiraflar ise bu tartışmayı daha da alevlendirecek gibi görünüyor:
Olayın faillerinin anlattığına göre: verilen emirlerde sokağa çıkma yasağını delen herkese ateş edilmesi isteniyor. Ne zaman masum bir sivil öldürse hemen cesedinin üzerine bir silah yerleştiriliyor ve direnişçi süsü veriliyor. Iraklı çocuklara ABD ordusunun askerlerine verilen hazır yiyeceklerden dağıtılıyor. Çocuklara şeker veriliyor ama bu onları çok sevmelerinden değil, çocuklar askeri araçların yanında olunca direnişçilerin ateş açamaması için...
Görgü tanıklarından bazılarının anlattıkları şöyle
Bir er şöyle anlatıyor: Bağdat’ta sokağa çıkma yasağı ilan edilen bir gece, akşam devriyesi sırasına tarlasında toprağıyla uğraşan iki çiftçi gördük. Yanımdaki asker hemen üzerlerine ateş açtı ve emirlerin sokağa çıkma yasağını delen herkese ateş edilmesi şeklinde olduğunu söyledi. Ölen iki çiftçinin hikayesini sonradan öğrendik. Tarlayı sulamak için kullandıkları pompa elektrikle çalışıyormuş. Gündüzleri elektrik olmadığı için gece tarlada iş yapmak zorunda kalmışlar. Onları öldüren askere, “Bunu bilsen yine de ateş eder miydin” diye sordum. Bana, “Emirler böyle” diye yanıt verdi.
Bir Onbaşı: Devriyedeyken bir Iraklı kadın karşıdan geliyordu. Elinde büyük bir çanta vardı. Bize doğru ilerlediğini ve bomba taşıdığını varsayarak hemen bomba atar diye “önleyici saldırı” yaptık. Havayı kaplayan toz bulutu kalktığında çantanın içinde bizim için hazırladığı meyveler olduğunu gördük. O bize yemek getirmişti, biz onu parçalara ayırdık. Yanımızda ekstra silahlar taşıyorduk.
Ne zaman masum bir sivili öldürsek hemen cesedinin üzerine bu silahı yerleştirip öldürdüğümüz kişiye direnişçi süsü veriyorduk. Bunu komutanlardan aldığımız talimatla yapıyorduk. Ölenlerin sayısı hesaplanmıyordu. Bu şekilde kaç Iraklı hayatını kaybetti bilmiyorum. Ama inanın sayısı çok fazladır.
Bir er: Bir keresinde direnişçilerden birinin bir takside olduğunu söyleyen komutan telsizden gördüğümüz tüm taksilere ateş açmamız emrini verdi. Hazır bekleyen keskin nişancılar şaşırmıştı, “Tüm taksilere mi ateş açacağız? Yanlış duyuyorum heralde” dediler. Telsizden yarbayın cevabı duyuldu: Beni doğru duydun asker! Sana bütün taksilere ateş etmeni emrediyorum! Bu emir sonrası taksilere mermi yağdırmaya başladık.
Bir er: Kadınlar ve çocuklar konvoyumuzun önüne çıktığında kesinlikle yavaşlamamamız ve durmamamız konusunda kesin emir almıştık. Eğer bir direnişçinin sivillerin arasından konvoya saldırdığına emin olursak saymamız emredilmişti. Sivillerin sayısı 30’un altındaysa ateş açabiliyorduk. Peki ateş altındayken hangimiz “Burada 30 kişiden fazlası var ateş edemem” diye düşünür ki?
Bir Onbaşı: 2004’teki yapılan Felluce baskınına katıldım. Bize verilen emir şuydu: Size doğru beyaz bayrak sallayarak yaklaşan birini görürseniz bunun numara olduğundan emin olun ve onu öldürün. Komutanlar sivil kayıpları önemsemiyordu ve kurallara uymadan sivil kayıplara neden olanlara göz yumuyordu. Hatta rastgele ateş açmayı teşvik ediyordu.
Bir er: Çocuklara şeker vermemizin onları çok sevmemizden kaynaklandığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çocuklar araçlarımızın yanında olduğu zaman direnişçiler bize ateş açamıyordu. Bu nedenle sürekli şeker dağıtarak çocukları “canlı kalkan” olarak kullanıyorduk. Bize dağıtılan uyarı metinlerinde insanlara silahlı olduklarından emin olmadıkça ateş açmamamız öğütleniyordu. Ancak kağıtların son bölümünde “Bu kurallar hayatınızı tehlikeye atmanızı gerektirmiyor” notu vardı.
DÜNYA BÜLTENİ / 12 NİSAN 2010







