Koru, şunları söyledi: “Gizli belge sızması ya teknolojik yolla ya da o belgelere erişim imkânı olan personelin kasti davranışıyla olabilir. Teknolojik yöntemler kullanılarak yüz binlerce belge sızdırılamaz. Bu kadar çok belge ancak insan unsuru işin içine girdiğinde dışarı çıkartılabilir. Bu olay sonrasında hem teknolojik olarak hem de personelimizin belgelere erişimi çerçevesinde olası tüm zaafları ortadan kaldırmak için yeni önlemler aldık.”
Eski usulle arşivleniyor
Dışişleri Bakanlığı’nın kendi içinde ve diğer kurumlarla yaptığı yazışmalar kapsamında her yıl 1 milyon açık belge oluştuğunu, bunun üçte biri kadar da (yaklaşık 350 bin) ‘kapalı’ olarak adlandırılan değişik gizlilik derecelerine sahip kriptolu belgeleri bulunduğunu ifade eden Koru, açık belgelere bakanlığın merkez ve dış temsilciliklerdeki personelinin bilgisayar aracılığıyla ulaşımının mümkün olduğunu ancak gizli belgelerin bilgisayar ortamına taşınmadığını belirtti. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu geçen hafta Akşam gazetesinde yayınlanan demecinde “Gizli belgeleri eski usulle arşivliyoruz. İyi ki dijital sisteme geçmemişiz” demişti.
Ulaşımı zorlaştırdık
Kriptolu gizli belgelerin Bakanlık’ta Bilgi Teknolojileri Dairesi biriminde korunduğunu ifade eden Koru, bu birime erişimi eskisine göre daha da zor hale getiren önlemler aldıklarını belirtti. Güvenlik önlemlerinin başında ‘belgelere ulaşacak personel sayısının çok kısıtlı tutulması’ geliyor. Kor, birime ‘parmak izi’ ile erişildiğini, bu sistemi daha da güvenli hale getireceklerini söyledi.
Biz lakap kullanmayız
Koru, Dışişleri Bakanlığı’nın şifreleme sisteminin Türkiye’de üretilen “milli kripto sistemi” olduğunu, bunun casusluğu önlemede etkili olduğunu söyledi. Koru, Türk ve Amerikan diplomatlarının ‘raporlama usulleri’ arasında iki önemli farka da dikkat çekti: “1. Amerikalılar bulundukları ülkelerin yöneticileri hakkında bazı lakaplar ya da isimler takmışlar. Bu bizde olmaz. 2. Bizim tüm yazışmalarımız mutlaka büyükelçi tarafından kaleme alınır ya da onun mutlak onayından geçer. Ancak bazı yazışmaların imzası olmasına rağmen Amerikan büyükelçilerinin onayından geçmediği anlaşılıyor. Böyle bir usul Türk dışişlerinde olamaz.”
CUMHURİYET / 8 ARALIK 2010






