Gazze'nin Hamas tarafından kanlı bir şekilde ele geçirilmesiyle sonuçlanan olaylar pişmanlık ve birçok yönden utanç konusu olmalı. Hiç kimse, İsraillilerin küçük bir kesimi bile, bağımsız bir Filistin devleti hayalinin devlet olmayan iki oluşuma bölünmeyle sonuçlanmasından zerre kadar tatmin sağlamamalı.
Karşılıklı suçlamalarla herkes bu trajik çöküşün suçunu siyasi tercihi veya önyargısına göre paylaşacak: Bütün bunlar İsrail militarizminden veya Filistin paramilitarizminden ziyade, Amerikan beceriksizliğinin veya Avrupa'nın ilgisizliğinin bir sonucu değil mi?
Oslo sürecini öldüren İsrail'di
Yukarıdakilerin hepsinin bu sonuçta payı var. Ancak en zayıf tarafla başlamak analitik ve ahlaki anlamda yanlış: İşgal ve askeri kuşatma altındaki Filistinliler, arabuluculuk yapmak yerine İsrail'in isteklerini destekleyen ABD diplomasisine karşı isyan etti.
Üstelik bu diplomasinin sonucu, gayet yanlış bir biçimde sunuldu: 1993-2000 Oslo barış sürecinin çökmesinin yegâne sorumlusu merhum Yaser Arafat liderliğindeki Filistinlilerdi. Arafat devlet adamı falan değildi ve hiçbir zaman silaha tümüyle veda edemezdi...
Fakat, Oslo'yu asıl öldüren acımasızca genişleyen işgaldi. Batı Şeria'daki yerleşimcilerin sayısı 1993-96 yılları arasında, yani barış sürecinin zirvede olduğu dönemde yüzde 50 oranında arttı.
Filistinli militanlar tarafından İsrailli sivillerin hedef alınması da, İsrail'in karşı saldırılarında daha fazla Filistinli sivili öldürdüğünü söyleyen-lerin aralarında bulunduğu barış hareketinin ölümüne yol açan siyasi bir felakete yol açtı.
Hangi taraftan olursa olsun Filistinli liderler, ulusal projelerinin bir nevi aşiret savaşına dönüşerek çökmesinden sorumlu. Ancak Bush yönetimi, Ortadoğu'da yol açtığı felaketler rekoruna bu berbat durumu da ekleyebilir. ABD'nin Hamas'ın 2006'daki seçim zaferinden sonra gerçekçi olmayan önkoşulları ve daha sonra yaptırımları dayatıp ve Fetih'le bağlantılı yerel savaş ağalarını destekleyerek, Filistinliler için başka bir insani felaket anlamına gelen bu sonucun ortaya çıkmasında etkin bir rol oynadığı açık.
Geriye dönüş çok zor
Geriye dönüş olmayabilir. Bir geriye dönüş şansı varsa da bu, Arap arabulucuların Hamas ve Fetih'i tekrar geçici bir hükümette acilen bir araya getirmesini gerektiriyor. Bu dış gözlemcilerce izlenecek yeni bir seçim yapılmasını gerektirecek. Bu durumda bir yol ayrımı söz konusu: Ya İsrail ve Filistin'in güven içinde yan yana var olduğu bir çözüm ya da devlet sayılamayacak iki umutsuz oluşum.
İsrail, kesinlikle iki devletli çözüme bağlı kalmak için bu son şansını kullanmalı ve böylelikle kendi geleceğini güvence altına almalı. Arap Birliği'nin işgal altındaki Arap topraklarında tam barışın tesisi yönündeki önerisi de ideal olarak eski ABD Devlet Başkanı Bill Clinton veya eski Dışişleri Bakanı James Baker gibi güvenilir bir arabulucu eşliğinde ABD ve müttefikleri tarafından gerçekleştirilmeye çalışılmalı. Ortadoğu, bu sorun çözülmeden asla istikrara kavuşamayacak.
RADİKAL -20 HAZİRAN 2007 ÇARŞAMBA (FİNANCIAL TIMES)






