Tüm bu yaşananların en önemli sonuçlarından biri de bu. 'Filistinli' olma duygusunun kaybolması. Filistinliler için 'Hamaslı' veya 'El-Fetihli' olmak belirleyici kimlik haline geliyor. Oysa ulus olma sürecini tamamlamış bu halk için, toprakları işgal altındayken, işleyen bir devlet mekanizmaları, bağımsızlıkları yokken, mücadele için tutunabilecekleri tek ortak payda 'Filistinli' olmak ve onu da yitirmiş gözüküyorlar.
Bugün Filistin'deki bu karmaşa ve bölünmüşlük ABD'nin, Avrupalı devletlerin ve tabii ki İsrail'in özenle izledikleri politikalarının sonucu.
Hamas'ı iktidardan uzaklaştırma sürecinde Batılı devletler sadece ellerindeki ekonomik kozu kullanmakla kalmadılar, bizzat Filistin'in kendi devlet başkanı aracılığıyla seçilmiş iktidarı köşeye sıkıştırdılar. Abbas'ın devlet başkanı sıfatıyla sahip olduğu geniş yetkiler, İsrail ve Batılı ülkelerle sürdürdüğü temaslar, önce iki başlı bir yönetimin doğmasına, sonra bizzat yönetime El-Fetih tarafından el konmasına yol açtı. Batılı liderler ve medya tarafından sıklıkla 'demokratik' ve 'ılımlı' bir lider olarak sunulan Abbas'ın, ulusal birlik hükümetini hukuku ve anayasayı hiçe sayarak feshetmesi ve çatışmalarda aldığı tutum ne demokrasiyle, ne de ılımlı bir tavırla bağdaşmakta. Çatışmalar, ABD, Avrupa ve İsrail'in El-Fetih'e verdiği destekle bu noktaya geldi ve zaten fiziki olarak ayrı olan Filistin'i siyasi olarak da ikiye böldü.
MİLLİ GAZETE -3 TEMMUZ 2007 SALI (SELİN BÖLME / RADİKAL)






