ATİNA / Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, 2003 yılında Kıbrıs`ta bir çözüm sağlanması için mücadele edeceğini söyledi. Simitis, yayınladığı yeni yıl mesajında Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konusuna da değindi.
ATİNA / Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, 2003 yılında Kıbrıs`ta bir çözüm sağlanması için mücadele edeceğini söyledi. Simitis, yayınladığı yeni yıl mesajında Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konusuna da değindi.
Kıbrıs`ta bir çözüm sağlanmasının bölgede barış ve istikrar için büyük bir adım olacağını belirten Simitis, ``Çözüm mümkündür. Çözüm, Türk-Yunan ilişkilerinde başka önemli adımların atılmasına da yol açacaktır`` dedi.
Mesajında, 2002 yılının Yunanistan için önemli değişikliklerin yaşandığı bir yıl olduğunu belirten Simitis, bu değişikliklerin Yunanistan ve ``Helenizm için yeni bir sayfa açtığını`` kaydetti.
Simitis, ``2002 yılında Drahmi`yi Euro ile değiştirerek, çağdaş tahriklere yanıt verebilecek güçlü bir Avrupa ittifakına katıldık. 2002 yılı demokrasinin teröre karşı sert yanıt verdiği bir yıl oldu. Siyasi değişiklikten bu yana varolan ağır bir gölge kalktı. 2002 yılı Kıbrıs`ın AB`ye katılım başarısıyla tamamlandı. Uzun yıllar süren sistemli çaba sonucunda Yunanistan ve Helenizm için yeni bir sayfa açtık`` dedi.
DIŞİŞLERİ BAKANI`NIN MESAJI
Öte yandan, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu da yayınladığı yeni yıl mesajında, Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konularına değindi. Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesinin Yunanistan`ın başkanlık dönemi süresince öncelikli hedeflerini oluşturacağını belirten Papandreu, mesajında şunları kaydetti:
``Kıbrıs`taki siyasi sorunun çözümü önümüzdeki dönemde de Yunanistan`ın kalıcı stratejik hedefini oluşturmayı sürdürecektir. Bizim için, AB dönem başkanlığı süresince olan önceliklerin ötesinde Türkiye-AB ve Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi ve Kıbrıs`ta kalıcı ve çalışabilir bir çözüm bulunması bölgede barış ve istikrara yönelik genel bir stratejinin parametreleri olarak kalacaktır.``
Yunan’ın Batı Trakya oyunu
İSTANBUL / Azınlıklara ve mültecilere yönelik uygulamaları ile uluslararası kamuoyunun gündeminden düşmeyen Yunanistan'ın, önümüzdeki dönemde de bu kötü alışkanlıklarını sürdüreceği gözleniyor. İsimlerinde 'Türk' bulunan dernekleri yasaklayan Yunan yönetimi, Batı Trakya Türkleri'nin, Lozan Antlaşması uyarınca müftülerini özgür iradeleriyle seçmelerine de engel oluyor. Asırlarca Türkler'e ait bulunan en değerli arazilere, 'üniversite, hapishane, askeri tesis kurma' bahanesiyle hiçbir hak tanımadan el koyan Yunan yönetimi, vakıflara ait gayri menkulleri adeta yağmalıyor. Yunanistan toprakları içinde ezilen ve yok edilmek istenilen diğer azınlıkları da Arnavut ve Makedon kökenliler oluşturuyor.
İHA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanan bir raporda, mültecilere ve azınlıklara yönelik işkence ve kötü muamele konusunda eleştirilen AB üyesi Yunanistan, Batı Trakya'da yaşayan Türkler'in 'Yunanlı Müslümanlar', Makedonların 'Kuzey Yunanistan'a göç etmiş Slavlar' olduklarını iddia ediyor. Yunanistan'daki bütün azınlıkların, 1920 'Yunan Sevr Anlaşması'na göre, kendi dillerinde eğitim yapma ve ibadet edebilme hakları bulunuyor. Ancak Yunan yönetimleri, azınlıklara verdikleri bütün hakları, çoğu zaman kuvvet kullanarak ellerinden aldılar.
TÜRK VARLIĞI İNKAR EDİLİYOR
Yunanistan, Batı Trakya'daki Türk varlığını, 1950'li yılların başından beri inkar ediyor. Yönetim, Türk olan bu insanları dünyaya "Yunan Müslümanları" olarak tanıtıyor. Bu politika çerçevesinde, Yunan mahkemeleri, Türk Öğretmenler Birliği, İskeçe Türk Birliği teşkilatlarının "Türk" kelimesini kullanmalarını yasakladı, 1991 Nisan ayında da Yüksek Mahkeme'nin 1729/ 1987 sayılı kararıyla isimlerinde "Türk" kelimesi bulunan derneklerin kapatılması onaylandı. 1999'a gelindiğinde Yunanlılar ile Batı Trakya'da yaşayan Türkler arasında mücadele ciddi boyutlara vardı. Türk olduklarını açıklayanlar hapsedilerek malları elinden alındı, işten atıldı ve çeşitli bahanelerle vatandaşlıktan çıkarıldı.
BÖLÜCÜLÜK AYBI
Vatandaşlıktan çıkarılanlar arasında, akrabalarını ziyaret etmek veya seyahat amacıyla Yunanistan dışına çıkan kişilerin çoğunluğu teşkil etmesi ise diğer bir ilgi çekici nokta. AB üyesi Yunan vatandaşı olarak çalışmak için Avrupa'ya giden Türkler de aynı uygulamaya muhatap oldu. Yunan makamlarının, 2 bin 500 Batı Trakya Türkü'nü vatandaşlıktan çıkarttığı tahmin ediliyor.
Yunan yönetiminin, Batı Trakya Türkleri'ni asimile etme politikasının başarısız olması neticesinde, azınlığı kendi içinde bölme taktiğine başvurması da dikkat çekiyor. Suni olarak bir Pomak, Çingene kültürü oluşturmaya çalışan Yunanistan, azınlığı Türk, Pomak, Çingene olarak bölme çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.
MÜFTÜ SEÇİMİNE İPTAL
Lozan Antlaşması çerçevesinde, Batı Trakya Türkleri'ne müftülerini özgür iradeleriyle seçme hakkı da tanınmış olmasına ve 1990 yılı sonuna kadar müftüler cemaat tarafından seçilmesine rağmen, bu uygulama keyfi bir kararla iptal edildi. Gümülcine ve İskeçe müftülüklerinin başına, Yunanlı yöneticilerin tayin ettiği ve Türkler tarafından onaylanmayan müftüler getirildi.
Batı Trakya'daki Türkler'in ellerindeki topraklara da çeşitli bahanelerle el konuluyor. Resmi kayıtlara göre, Lozan Antlaşması imzalandığında, Batı Trakya'daki toprakların yüzde 84'ü Türkler'e aitti. Yunanistan'ın sürdürdüğü politika sonunda şimdi Türkler'in elinde kalan toprak oranı yüzde 25'e düştü. Yönetim, asırlarca Türkler'e ait bulunan en değerli arazilere üniversite, hapishane, askeri tesis kurma bahanesiyle hiçbir hak tanımadan el koydu.
Vakıfların, yönetim ve denetim hakkını azınlığın elinden almakla yetinmeyen Yunan yönetimi, vakıflara ait gayri menkulleri adeta yağmaladı. Mesela, Gümülcine'de bir zamanlar mezarlık olan 21 dönümlük alan, şimdi 'savaş müzesi' haline getirildi. Camilerin onarılmasına izin vermeyen Yunanlılar, Türkler'e ait mezarlıklara da saygısızca davranıyor.
YUNANİSTAN, LOZAN'I ÇİĞNİYOR
Yunanistan'ın Batı Trakya Türkleri'ni asimile politikasının diğer bir hedefini de "eğitim" konusu oluşturuyor. Lozan Antlaşması'nın 40. Maddesi, Müslüman Türk azınlığa, masrafları kendilerine ait olmak üzere, ana dilinde eğitim yapacak öğretim kurumları kurmak hakkını tanıyor. 41. maddesi ise Yunan hükümetine, Müslümanların çoğunlukta bulundukları bölgelerde ilkokul eğitimi yapacak Türk çocukları için okullar açılmasını öngörüyor. Oysa Yunanistan, 1976 ve 1977'de çıkardığı iki kanunla Türk okullarını kendi gözetimine almış, okullara kendi politikası doğrultusunda yetiştirdiği Selanik Pedagoji Akademisi mezunu öğretmenleri atamış, azınlık mensubu formasyonlu öğretmenlere görev vermemiştir.
Papandreu: Türkiye İslam dünyasını temsil etmiyor
BERLİN / Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, Türkiye`nin kriterleri yerine getirdiği takdirde 2004`ten sonra AB ile müzakereleri yürütme şansı olmasının Birlik içerisinde yeni harekete neden olacağını söyledi.
Almanya`nın günlük gazetelerinden Süddeutsche Zeitung gazetesinin sorularını yanıtlayan Papandreu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan planına 28 Şubat tarihine kadar evet denilmesini dilediğini ifade ederek, ``Fakat bilmiyorum. 28 Şubat`ı kırılma noktası olarak almamalıyız. Eğer sorunlar varsa, çözüm bulana kadar müzakereye devam etmeliyiz ya da; Hayır, kesinlikle ümidimi yitirmek istemiyorum`` dedi.
``Ankara`daki iç gelişmeleri kestirmemiz zor`` diyen Papandreu, farklı siyasi çıkışlar ve görüşler bulunduğunu ve bunların şu anda birbirleriyle mücadele ettiğinin açık olduğun belirtti. Papandreu, yeni hükümettin müzakereleri ilerletmek istediğine de dikkat çekerek, ``Bize bunun güvencesini verdi. Maalesef Rauf Denktaş direnmeye devam ediyor. Göründüğü kadarıyla, Annan planının temel ilkelerine karşı`` dedi.
Papandreu, ``Annan Planı, adada bir halkoylamasını talep ediyor. Türkler planı kabul eder, Rumlar`daki referandum başarısızlığa uğrarsa ne olacak?`` sorusuna şu cevabı verdi:
``İki taraf da, vatandaşlarının benimseyeceği bir çözüm bulduklarına inandıkları takdirde planı imzalayacak. Tabii ki olumsuz bir senaryo da düşünülebilir. Fakat o zaman iki tarafın da yeniden birlikte yaşama isteğini sorgulamak gerekecektir.``
``Eğer Türkiye günün birinde AB`ye üye olursa, Yunanistan artık kenarda olmayacak. Ankara ile hemen müzakerelere başlanmasını savundunuz. Birçok AB ülkesinde Türkiye`ye karşı korkular mevcut. Bu korkular, Yunanistan`da neden yok?`` sorusuna Papandreu, ``Türkiye bizim komşumuz ve hep komşumuz olacak. Bu yüzden bizim için mesele, Avrupalı bir komşu isteyip istemediğimizdir. AB perspektifi sayesinde, ülkelerimiz arasındaki tarihi sorunlar yeni bir çerçeveye kayıyor. Bir değerler toplumu içerisinde daha kolay ortak çözümler bulabiliriz`` cevabını verdi.
Avrupa`da İslam konusunda büyük bir tartışma olduğu, bunun Yunanistan için bir önemi olup olmadığı şeklindeki bir soruya da Papandreu, şu cevabı verdi:
``Türkiye İslam dünyasını temsil etmiyor. Fakat birçok İslam ülkesi için bir model haline gelebilir. Bu, küresel çerçevede ve Avrupa`nın güvenliği için büyük önem taşıyor. Neticede Avrupa bir coğrafya meselesi değil ki. Burada söz konusu olan ortak değerler, demokratik yapılar, istikrar ve refahtır. Bu değerleri daha da yaygınlaştırmalıyız.``
İsrail’de Yahudi nüfusu artmıyor azalıyor
Şaron’un büyük korkusu
LONDRA / İngiliz The Guardian gazetesinin dünkü nüshasında, İsrail'de giderek artan Arap nüfusu ve Başbakan Ariel Şaron'un nüfusun dengelenmesine yönelik olarak almayı düşündüğü tedbirler konusunda bir makale yayımlandı.
Yazıda, Şaron'un, Yahudi olmayı kolaylaştıran düzenlemeler yapılması yönünde ülkedeki dini liderlere çağrıda bulunduğu, mevzuattaki değişikliklerin sağlayacağı yeni göçmen akımıyla nüfus dengesizliğini gidermeyi planladığı belirtildi.
Yazıda, Şaron'un Yahudi olmayı kolaylaştırıcı düzenlemeler istemesine rağmen kendi kabinesinden bir bakanın aksi görüşleri savunduğu ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinden gelen göçmen dalgasının İsrail'in dini bütünlüğünü tahrip ettiği gerekçesiyle "laik göçmenlerin" ülkeye girişlerinin engellenmesini istediği kaydedildi.
Yapılan değerlendirmede, kabine seviyesindeki görüş farklılığının, Arap toplumundaki yüksek doğum oranı ve giderek artan nüfus ile İsrail'in, Yahudi kimliğinin korunması arasındaki çelişkiye işaret ettiği vurgulandı.
İsrail'in aşırı muhafazakar Sağlık Bakanı Nissim Dahan, yaptığı açıklamalarla, göçmenler konusunu tartışmaların odağına çekmiş ve "Dışarıdaki Yahudi'yi İsrail'deki Yahudi olmayan birine tercih ederiz" diyerek dini bütün olmayan göçmenlerin yurda girişlerine izin verilmemesini talep etmişti.
Diğer taraftan, Başbakan Ariel Şaron, Dahan'ın görüşleri aleyhinde beyanat vermiş ve "İsteyen herkesin Yahudi olmasına imkan verecek düzenlemeler" yapılması çağrısında bulunmuştu.
HAKİM ÇEVRELERDE GÖRÜŞ AYRILIĞI
Gazetedeki yazıda, İsrail'deki hakim çevrelerin konu üzerinde mutabakata varamadığına dikkat çekildi. Değerlendirmede, 1970 yılında yürürlüğe konulan ve Nazilere nazire olarak, büyükbabası Yahudi olan herkese İsrail vatandaşlığı verilmesini öngören yasanın bulunduğu ifade edildi. Nazi döneminde, Yahudilerin tespitinde başvurulan bu yöntem İsrail makamlarınca da kullanılmış ve bu suretle Rusya'da eski Sovyetler Birliği ülkelerinden gelen takriben 1 milyon kişiye İsrail vatandaşlığı verilmişti.
Makalede, İsrail'deki tutucu çevrelerin, söz konusu göçmenlerin yaklaşık yüzde 70'inin, dini hukuk kapsamındaki "Yahudi sayılmak için Yahudi anneden doğmuş olmak" şartını karşılamadıklarını söylediği belirtildi. Bu çerçevede, İçişleri Bakanı ve Şas Partisi Lideri Eli Yişai'nin, İsrail'in Yahudi bir devlet olma durumun tehlikeye gireceğini öne sürdüğü ve "2010 yılından itibaren İsrail, Yahudi kimliğini yitirecek ve laik bir devlet inşa edilecektir. Yüz binlerce insan birçok kilise ve domuz eti satılan dükkanlar açacak ve her şehirde Noel ağaçları görülecek" dediği kaydedildi.
The Guardian'daki yazıda, sol kanattan Meretz Partisi'nin, "göçmenlerin geleneği" olduğunu öne sürerek seçim kampanyası esnasında Rus asıllı vatandaşlara Noel ağacı dağıtmasının da tartışmaların alevlenmesinde etkili olduğu belirtildi.
Bu kapsamda Yişai ve diğer tutucu çevrelerin, yürürlükteki "büyükbaba şartı"nın feshedilmesi ve ancak dini kurallarca tanımlanmış Yahudilerin İsrail'e dönmesine imkan verilmesini istedikleri kaydedildi.
"ARTAN ARAP NÜFUSU ENDİŞELERE YOL AÇIYOR"
Yazıda, İsrail Başbakanı Şaron'un, nüfus oranlarındaki farklılaşma ve Yahudiler aleyhine işleyen süreç nedeniyle endişeli olduğuna dikkat çekildi.
Yapılan araştırmalarda, halihazırda nüfusun yüzde 20'sini teşkil eden Arapların, yüksek doğum oranı nedeniyle İsrail ve İsrail hükmü altındaki topraklarda Yahudi nüfusunu geride bırakacağının tahmin edildiğine işaret edildi.
Şaron'un bu gelişmeleri dikkate alarak, halihazırda en düşük seviyede seyreden göçmen akımını tekrar canlandırmayı planladığı ve dini kimliği ihtilaflı kimselerin de ülkeye girebilecek olmasına rağmen bu kararını tatbikata koyacağı öne sürüldü. Hükümetin, ilk göçmen neslinin İsrail'e ve Yahudiliğe intibak konusunda güçlük çekmiş olmalarına rağmen takip eden nesillerin mevcut koşullarda hevesli birer Siyonist olmaları nedeniyle umutlu olduğu belirtildi.
MİLLİ GAZETE
02.01.2003