**ABD'nin vazgeçemediği emperyalist tutumu, dünyadaki yeraltı ve yerüstü zenginliklerine göz dikmesi 1800'lerin başından günümüze 100'den fazla savaşa neden oldu. Savaşlarda milyonlarca kişi öldü
ABD'nin, önce tüm Amerika kıtasına sahip olmayı amaçlaması, ardından dünya üzerindeki en büyük güçlerden Sovyetler Birliği'yle ''hür dünyayı savunma'' gerekçesiyle mücadelesi ve dünyadaki yeraltı, yer üstü zenginliklerini elde etme isteği 1800'lerin sonundan bugüne kadar 100'den fazla savaşa neden oldu.
ABD şimdi de dileğine ulaşmak için düşmanı ilan ettiği radikal İslami terörü gerekçe göstererek yeni savaşlara hazırlanıyor.
Amerikan politikası üzerine çalışmalarıyla tanınan Akdeniz Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılapları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. İsrafil Kurtcephe , ABD'nin sıcak savaşlara katılarak, istihbarat örgütleri aracılığıyla askeri darbeler düzenleyerek, bazı bölgelerde de kültürel ve siyasi nüfusu ele geçirerek yönetimlerde egemen hale geldiğini belirtti.
Sömürgeci ülke
ABD'nin 1945- 1990 yılları arasında sömürge alanlarını genişlettiğini ve milyonlarca kişinin ölümüne, sakat kalmasına, açlıktan yaşamını yitirmesine yol açtığını vurgulayan Kurtcephe, 1800'lerin sonundan bugüne kadar ABD'nin 100'den fazla ülkeye müdahale ettiğini söyledi.
''Amerika Amerikalılarındır'' söyleminden hareketle tüm kıtayı sömürge haline getirmek amacıyla Orta Amerika'nın hedef alınmasıyla başlayan müdahale sürecini Kurtcephe şöyle değerlendirdi:
''ABD Orta Amerika'da hem askerini hem de parasını kullandı. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren de Filipinleri İspanya'dan satın alarak Japonya, Çin ve çevre ülkeleri ele geçirmek amacıyla, emperyalist yollara başvurdu. 1920-1941 arasında iyice büyüyerek dünyanın en önemli emperyalist gücü haline geldi. 1945 ise insanlık tarihinin benzeri belki bir daha görülmeyecek bir vahşete sahne oldu ve ABD atom bombası kullanarak binlerce insanın ölümüne neden oldu. ABD bundan sonra, Sovyetler Birliği karşısında 'hür dünyayı savunma' gibi masum bir gerekçenin arkasına sığınarak dünyanın büyük bölümüne karşı sömürü politikası izledi. Bunun ardından dünyanın zengin yeraltı ve yer üstü kaynaklarını kontrol altına almak isteyen ABD, bu amaçla da her türlü yola başvurdu.''
Yeni düşman
Sovyet Birliği'nin dağılmasının ardından ABD'nin dünyanın tek patronu haline geldiğini ve 1990'dan sonra etkinliğini korumak için Amerikan hükümetine hizmet eden bilim adamları aracılığıyla yeni bir politika geliştirdiğini anlatan Kurtcephe, ''Siyasi ve askeri varlığını meşru göstermek ve sömürüsünü gizlemek isteyen ABD, kendisine radikal, İslami terörü yeni düşman olarak seçti. 1988'den itibaren kendi desteğiyle iktidara gelen Taleban güçlerinin yönettiği Afganistan da hedef ülke oldu'' dedi.
11 Eylül saldırılarının ABD'nin radikal İslami gruplara karşı mücadelesini kamuoyunda haklı ve inanılır hale getirdiğini de belirten Prof. Kurtcephe şöyle devam etti:
''Ancak Afganistan'ın stratejik konumu, zengin petrol, doğalgaz, altın ve madenlerinin kontrolü amacı, Taleban'ı yok etme amacından daha ağır basmaktadır. Dünya petrol zenginliğinin yüzde 67'sinin bulunduğu Ortadoğu'da, 122 milyar varillik petrol zenginliğine sahip Irak, önemli bir yer tutuyor. Bugün kitle imha silahları bulunduğu gerekçesiyle Irak'ı savaşla tehdit eden ABD'nin asıl amacı bu zengin rezervlerdir.''
CUMHURİYET - 07.01.2003