Gazze'deki yapılan baskıların soykırım potansiyeli olduğu kabul edilse ve Amerika'nın jeopolitik şemsiyesi altında İsrail'in dokunulmazlığı bir kenara bırakılsa bile Gazze'de herhangi bir koruyucu eylem yapılabilmesinin bir garantisi yoktur. 1994'te Ruanda'da meydana gelen soykırımda güçlü ilerleme sinyalleri mevcuttu, ve yine de bunu durdurmak için hiçbir şey yapılmadı; 1995'te Srebrenica'da birkaç ay öncesinde Dünya Mahkemesi'nin 'soykırım' olarak tanımladığı bir hadise olarak Boşnaklara yönelik katliam yapılırken BM ve dünya seyretti; benzer şekilde geçtiğimiz yıllarda Darfur'da defalarca kitlesel katliam olduğu söylenen hadiseler meydana gelirken uluslararası camia ne tehdit altındakileri korumak ne de çatışan etnik gruplar arasında bir şekilde yetki ve kaynakların paylaşımını sağlayarak çatışmayı çözmek için neredeyse parmağını bile kıpırdatmadı. Fakat Gazze, henüz kitlesel ölümlerle sonuçlanmasa bile, ahlaki açıdan çok daha kötüdür. Durum çok daha kötüdür, çünkü uluslararası toplum, bazı mensupları Gazze'deki yaklaşımında İsrail'i aktif olarak teşvik edip yardımcı olurken sadece sergilenen çirkin manzarayı seyretmekle yetinmektedir. Yalnızca Birleşik Devletler değil, aynı zamanda Avrupa Birliği de suç ortaklığı yaptığı gibi, Mısır ve Ürdün gibi komşu ülkeler de kendi sınırları içindeki Müslüman Kardeşler'in gücünün artışı nedeniyle bir şekilde kendi problemleriyle ilişkilendirdikleri Hamas'a yönelik endişelerinin etkisiyle suça iştirak etmektedirler.
MİLLİ GAZETE -11 TEMMUZ 2007 ÇAERŞAMBA (ORD. PROF. FALK / ZAMAN)






