İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

Vefatının sene-i devriyesinde Esat Coşan Hoca’nın ardından...

Güncel
|

Günler, ne çabuk geçiyor! İki yıl önceydi. Prof. Dr. Esat Coşan ve damadı Prof. Dr. Ali Yücel Uyarel, Avustralya’da geçirmiş oldukları elim bir trafik kazası sonucunda hayatlarını kaybetmişlerdi.

Mehmet Erdoğan Günler, aylar ne çabuk geçiyor! Bundan iki yıl önceydi. Prof. Dr. Esat Coşan ve damadı Prof. Dr. Ali Yücel Uyarel, 4 Şubat 2001 Pazar günü Avustralya’da geçirmiş oldukları elim bir trafik kazası sonucunda hayatlarını kaybetmişlerdi. Esat Coşan Hocayı ilk defa, merhum Mehmet Zahit Kotku Hocanın ölümünden bir iki yıl sonra, üniversiteye giriş imtihanı için gittiğim İstanbul’da, İskenderpaşa Camiindeki mutat sohbetlerinden birinde görmüş ve dinlemiştim. İnsanı kuşatan bir üslûbu vardı. Ayrıca o yılların en seviyeli edebiyat dergilerinden biri olan Mavera dergisinin de iyi bir okuyucusu sayılırdım. Mayıs 1981, 54. sayısında merhum Akif İnan’ın Halil Necatioğlu (Esat Coşan Hocanın müstear adı) ile tasavvuf üzerine yapılmış ve tasavvufu sağlam temeller üzerine inşa eden muhkem bir konuşması yer almıştı. Esat Coşan Hocayı böyle tanımıştım. 1984 yılının sonbaharında, daha önce birkaç defa gelmiş olduğum Ankara’ya, bu defa İlâhiyat Fakültesinde okumak üzere gelmiştim. Keçiören-Kalaba’da, Esat Coşan Hocaya bağlı cemaat evlerinden birinde bir dönem kalmıştım. Hoca, o yıllarda İlâhiyat Fakültesinde Türk-İslâm Edebiyatı derslerine giriyordu. Biz derslerine yetişemedik. 1987 yılında kendi isteğiyle emekli olmuş ve ardından da Ankara’dan ayrılmıştı. Aynı yılın Aralık ayı olmalıydı. Bir gün hocanın fakültedeki odasına gitmiş, elini öpmüş, kendimi tanıtmıştım. Kendisiyle sanat ve edebiyatın mahiyeti üzerine bir konuşma yapmak istediğimi, uygun görürlerse yapacağımız konuşmayı yayımlatacağımı söylemiştim. Birkaç gün sonra elimde bir teyp ve sorular tekrar hocanın odasındayım. Sorulara baktı; beğendiğini ve edebiyata olan ilgimi sürdürmem gerektiğini söyledikten sonra cevaplara geçti. Konuşmayı teybe kaydettim. Gidip deşifre edecek ve hocanın tashihine sunacaktım.Bendeki kayıt da zaman içinde kaybolup gitti. Hatırladığım kadarıyla hoca, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’un sanatı temellendiren düşünceleriyle ilgili değişik şeyler söylemiş ve onların sanat yorumuna dinî bir eleştiri getirmişti. Hassan b. Sabit’ten örnekler vererek sanatı, doğrudan dinin emrinde görüyordu. 1980’li yılların özellikle ilk yarısı, Esat Coşan Hocanın öncülüğünde İslâm mecmuasının yüz binlerin üzerinde sattığı, İlim ve Sanat, Kadın ve Aile gibi nitelikli dergilerin yayımlandığı yıllar olmuştur. Müslüman gençlik bu dergilerin çevresindeydi. Kuruluşuna öncülük etmiş olduğu Hakyol Vakfı, taşra kökenli üniversite öğrencilerinin barındığı önemli yerlerden biriydi. Esat Coşan Hoca, her şeyden önce bir ilim adamıydı. Doçentlik tezi olarak hazırlamış olduğu Hacı Bektaş Velî, Makalât isimli çalışması, bugün ilim dünyasının itibar etmiş olduğu güvenilir çalışmalardan biridir. Çeşitli ilmî makalelerinin yanında yüzlerce fikrî makalesi yayımlanmış ve bunlar kitaplaştırılmıştır. Bir sohbet halkası vardı; insan yetiştirir ve gönülleri aydınlatırdı. Birtakım teşebbüslerinin akamete uğraması, hareket alanını büyük ölçüde daraltmıştır. Bu yüzden son yıllarda, yurt dışındaki etkisi Türkiye üzerindeki etkisinden daha fazla olmuştur. Esat Coşan Hocanın bağlı bulunduğu tasavvuf anlayışının şahsım üzerinde de müspet ve öğretici tesirleri olmuştur. O yıllarda aynı tasavvuf yolunun Trabzon kolunu temsil eden Ahmet Yaşar Hocanın elini öpmüş, sohbetlerinden istifade etmiştim. Fakat tasavvufa olan ilgim uzun sürmedi; sadece fikir boyutunda devam edip geldi. Prof. Dr. Esat Coşan Hoca hizmete koşarken geçirmiş olduğu elim bir trafik kazası sonucunda ahiret yurduna hicret etti. Tıpkı damadı ve halifesi olduğu Mehmet Zahit Kotku Hoca gibi sevenlerinin gönüllerinde yaşayacak ve her zaman rahmetle anılacaktır. Cenazesi Avustralya’dan Türkiye’ye getirildi. Süleymaniye Camii haziresinde defnedilmesiyle ilgili kararnameyi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onaylamaması üzerine 9 Şubat 2001 Cuma günü Eyüp Sultan Mezarlığına defnedildi. Şairin dediği gibi, “Her ölüm erken ölümdür” belki; ama Esat Coşan Hocanın ölümü gerçekten erken oldu. Bilgi ve tecrübesiyle ülkesine, ülkesinin insanlarına, İslâm âlemine ve bütün insanlığa tam hizmet edebilecek bir çağdaydı. Makamı cennet olsun MİLLİ GAZETE - 04.02.2003
AKRA