İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Bu ilk şantajları değil

Güncel
|

İngiltere isteklerinin kabulü için Osmanlı'ya baskı yapmış, sonunda Rus Harbi çıkmıştı

Lahey'deki Kıbrıs görüşmeleri başarısız olunca, AB Komisyonu bu sonucun Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme şansını yok ettiğini açıkladı. Bu, Avrupa'nın istediklerini elde etmek için şantaja ilk başvuruşu değil. Benzer bir siyaset Osmanlı'yı Rusya ile savaşa sokmuştu. İngiltere'nin politik manevralarına ve şantajlarına boyun eğmeyen Osmanlı devleti 1877'de Rusya ile savaşa girdi. Savaşın en trajik olaylarından biri, Gazi Osman Paşa'nın Plevne'yi kahramanca savunmasıydı. Yandaki gravürde teslim olduktan sonra Rus Başkomutanı Grandük Nikola'yla karşılaşması betimlenen Osman Paşa, gösterdiği askeri başarıdan ötürü Çar tarafından da çifte kartal nişanıyla onurlandırılmıştı. Geçen hafta Lahey'de yapılan Kıbrıs görüşmelerinin sonuçsuz kalmasından sonra AB Komisyonu tarafından Türkiye'ye yönelik yapılan açıklama, Avrupalıların istedikleri sonucu elde etmek için şantaj dahil her yolu mübah gördüklerini bir kez daha gösterdi. Aslında bu açıklamanın hayal kırıklığı yaratmasına izin vermemek lazım, çünkü bu Avrupalıların belden aşağı attıkları ilk yumruk değil. Tarihimiz, Batı dünyasının çıkarlarını kollamak uğruna giriştiği çirkin uygulamalarla dolu. Şantaj yapmak, bunlardan yalnızca biri; hem de en eskilerinden biri. 1877-78'de Rusların Çatalca'ya kadar ilerlediği ve top seslerinin İstanbul'dan duyulduğu Osmanlı-Rus Savaşı, işte böyle bir şantajın ardından başlamıştı. Şantajı yapan da İstanbul Konferansı'nda diğer Avrupa ülkelerinin isteklerini tehditle kabul ettirmeye çalışan İngiltere'ydi. Balkanlar ateş üstünde 1850'lerden sonra Rusya'nın uygulamaya başladığı Panslavizm siyaseti Balkanlar'da mevcut tüm dengelerin değişmesine ve 1876'da önce Sırbistan'ın, sonra Karadağ'ın Osmanlı Devleti'ne savaş açmasına yol açmıştı. Rusya'nın kışkırtmaları ve örtülü yardımlarıyla çıkan bu savaşta Sırbistan bozguna uğrayınca yardımına yine Rusya koşmuş, İstanbul'a bir nota vererek ateşkes yapılmasını sağlamıştı. Ancak ateşkese rağmen Balkanlar'da dinamitin fitili ateşlenmiş, onlarca yıl sürecek olan büyük bir karışıklık dönemi başlamıştı. Suni bir kriz yaratılıyor Balkanlar, her biri başka bir emelin peşinden koşan Avrupa ülkelerinin satranç tahtası haline gelmişti. Rusya, bir yandan Romanya ve Bulgaristan üzerinden Boğazlar'a yaklaşmak, diğer yandan da Kars ve Ardahan'ı ele geçirerek Karadeniz'deki ağırlığını arttırmak istiyordu. Avrupa'da oluşturduğu ''Üç İmparatorlar Birliği'' ni korumak isteyen Almanya, kapalı kapılar ardında Avusturya'ya Bosna ve Hersek'i teklif ediyordu. Bu tasarı, öteden beri Ortadoğu'da paylaşım hesapları yapan Fransa ve İngiltere'ye de uyuyordu. Osmanlı-Sırp savaşının sonucunda ortaya çıkan belirsizliği gidermek ve Balkanlar'da barışı sağlamak maskesi altında bu paylaşım hesaplarını uygulama görevini 4 Kasım 1876'da İngiltere üstlendi. İngilizlerin girişimiyle aralık ayı sonlarında İstanbul'da uluslararası bir konferans düzenlendi. Konferansa katılan Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya, Almanya ve İtalya daha önce bir araya gelmiş, Osmanlı Devleti'ne dikte edilecek şartlar konusunda kendi aralarında mutabakata varmışlardı. Senaryo ortadaydı. Osmanlı hükümeti kabul edilmesi olanaksız isteklerle karşı karşıya bırakılacak, böylece tüm sorumluluk anlaşmaya yanaşmayan Osmanlı Devleti'ne yıkılmış olacaktı. Konferanstan önce Avrupa'da, özellikle de İngiltere'de Osmanlı Devleti aleyhine büyük bir karalama kampanyası başlatılmıştı. Kamuoyu desteği Osmanlılar, zavallı Bulgar halkını gaddarca katleden barbarlar olarak gazetelere manşet oluyor, Osmanlı aleyhine büyük mitingler düzenleniyordu. Tüm bunların amacı, elbette oynanan oyunu sahnelemek için gerekli kamuoyu desteğini sağlamaktı. Konferans beklenen şekilde çıkmaza girip Osmanlı heyetinin protestosuyla karşılaşınca, Avrupa'daki Hıristiyan halkların savunucusu rolüne bürünen İngiltere sahneye çıktı. İngiliz başdelegesi Salisbury , sanki Osmanlı tarafını tutuyormuş gibi bir tavır takınarak Babıâli'nin şartları kabul etmesinin iyi olacağını, aksi takdirde kendilerinin de elinden bir şey gelmeyeceğini, ''İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu'nu kendi kaderiyle baş başa bırakmak zorunda kalacağını'' söylüyordu. Aslında bu sözlerin ''sömürgeler bakanı'' bir kişinin ağzından çıkıyor olması, zaten İngiltere'nin meseleye bakışını ve perde arkasındaki gerçekleri ironik bir şekilde ortaya koyuyordu. İtiraz edecek para yok Salisbury'nin şantajı, Mithat Paşa'ya yazdığı şu mektupta da tüm çıplaklığıyla görülüyordu: ''Vatanınızın mahv ve selameti sizin elinizdedir... Sarayı tehdit eden yegâne tehlikenin Rusya ile bir harp olduğu zannedilmemelidir. Eğer bu harp patlarsa Türkiye az zamanda mağlup olacaktır... Hazineniz boştur. İstikraz edecek para bulamayacaksınız. Hıristiyanlarla meskun vilayetleriniz isyan etmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacaklardır. Zira kudretli komşunuz, Avrupa'nın tarafsızlığından emin olarak Osmanlı İmparatorluğu'nu mahvetmek için çıkacak ilk fırsatı kaçırmayacaktır.'' Aynı Salisbury gerçek yüzünü, 25 Ocak 1898'de O'Connor 'a gönderdiği gizli bir mektupta şöyle gösterir: ''Bizim fikrimize göre Türk imparatorluğu öylesine zayıftır ki, bütün hayati meselelerde bizim hariciyemizin tavsiyelerine tamamen uyacaktır. Fakat İngiltere ve Rusya tavsiyelerde bulunurken hep birbirlerine zıt hareket ediyorlar. Şayet Rusya ile anlaşırsak, bunda her iki memleketin müşterek menfaatleri CUMHURİYET - 14.03.2003
AKRA