İsrail buldozerinin altında kalarak ölen ABD'li Rachel, annesine böyle yazmıştı. "Korkuyorum. Burada katliamı görünce artık, insanlara olan inancımı yitirdim"
ABD'den kalkıp İsrail'e giden barış eylemcisi 23 yaşındaki Rachel Corrie'nin geçtiğimiz gün buldozer altında kalarak ölmesinden sonra, tüm dünya genç kızı konuşuyor. Filistinli bir fizikçinin evini kurtarmaya çalışırken yaşamını kaybeden Rachel binlere kilometre yolu barış için gelmişti ama amacına ulaşamadı ve canından oldu.
GRUP KURDU
Peki Rachel'in yolu buraya nasıl düşmüştü? Washington'a bağlı Olympia kasabasında yaşıyordu. Kasabasıyla Gazze'deki mülteci kampı arasında bir bağ kurdu. Buradaki gençlerin birbirleriyle mektuplaşmalarını sağladı. Aklında hep onların yaşadıklarının nasıl durdurulabileceği vardı. Yaşadığı bölgede, kısa süre sonra bir grup kurmuşlar ve kendilerini masum Filistinliler'e adamışlardı. Rachel, masumların, özellikle çocukların öldürülmesine katlanamıyordu. Sonunda arkadaşlarıyla birlikte bölgeye gitme kararı aldı. Belki, tankların ve buldozerlerin karşısında dururlarsa onları engelleyebilirdi. Hiç vakit kaybetmeden bölgeye gittiklerinde takvimler, geçen Ocak ayının son günlerini gösteriyordu.
BENİ MERAK ETME
Genç kız Gazze'ye ilk adım attığında orada ne kadar kalacağını bilmiyordu. Hesabını yapmamıştı. Ancak sürekli ailesiyle irtibat halindeydi, tıpkı günlük tutar gibi e-postalar gönderiyordu onlara. "Olympia ve burası arasında inanılmaz farklar var. Buradakiler yaşamıyorlar" diyordu e-postalarda. Çocukların, silâhlar arasında büyüdüğünü anlatıyor, "Buradaki hayat, hayat değil" diyordu. Küçücük çocukların bile, yaşıtları oynarken savaştan bahsetmesine, silâh kullanmayı öğrenmesine hayret ediyordu. Hatta sık sık "Dışarıdan bakmak çok kolay. Ama burada olanları ancak görerek anlayabilir insan" ifadesini kullanıyordu.
Günler geçtikçe, yazdıkları da değişiyordu. Refah'a da gitmişti. Hatta bir keresinde annesine başından geçen bir olayı anlatmıştı Yürüyordum. Karşımda Mısırlı askerler vardı. Bana 'Git' diye bağırdılar. Çünkü arkamdan tanklar geliyordu." Rachel, yaklaşan Irak Savaşı'nı da çok yakından takip ediyordu. Şubat ayının sonlarında ailesine "Biliyorum, savaş kaçınılmaz" diye yazmıştı. Hayatını neden riske attığını, neden orada olduğunu şöyle açıklıyordu "İnsanları kurtarmak, haksız ölümleri engellemek istiyorum. Buna bir son verilmeli. Eğer gerekirse aylarca burada kalabilirim. Zaten güvendeyim. Başıma gelebilecek en kötü şey, askerlere karşı çıkarken tutuklanmak. Onun dışında kimse bana kötü bir şey yapmıyor."
BURASI KORKUNÇ
Ancak sağlığına fazla dikkat etmiyordu. Neredeyse birkaç haftada bir grip oluyor, onu da limonlu çay içerek atlatmaya çalışıyordu. Zaman zaman kabuslar görüyordu. Annesinin evinin önünde buldozerlerin yıkmak için beklediklerini görüyordu. Nefes nefese uyanıp, bilgisayarın başına oturuyordu. Hatta öyle zamanlar oluyordu ki, bazen kendisi dahi inanamıyordu yaptıklarına. Çok cesurca davranıyor, kendini tehlikeye atıyordu.
Gördüğü her felaketi e-postada annesine aktarıyordu. Evlerin nasıl yıkıldığını, insanların nasıl öldürüldüğünü, silâhların yanı sıra, taşlarla yapılan sokak çatışmalarını.. Kimi zaman boğazı düğümleniyordu. Boş zamanlarında ise bebekleri oyalıyordu. Onlarla saatlerce oyun oynuyordu.
Son zamanlarda, Rachel'in yazılarının tarzı değişmişti. Açıkça bir endişe seziliyordu satırlarında. "Artık korkmaya başladım. Buradaki katliamı gördükten sonra, insana olan inancımı yitirdim. Bu artık durmalı. Hem oraya gelip hayatıma devam etmek istiyorum, hem de burada kalıp buna bir 'dur' demeyi. Ama biliyorum, ABD'ye döndüğümde kabuslar göreceğim ve Filistin'de olmadığım için vicdan azabı duyacağım." Gördüklerini kolay kolay atlatamayacağını hissediyordu. Ama yine de "Buraya gelmek, bugüne kadar verdiğim en doğru karar" diyordu. Bir kişiyi bile mutlu etmek, onu amacına ulaştırıyordu.
'Arkadaşlarımla bir gün mutlaka tanışmalısınız'
Rachel'in, pek çok Filistinli arkadaşı vardı. Onları ailesiyle tanıştırmak istiyordu
Martin ortalarında artık Filistin'deki hayata iyice alışmıştı Rachel. Birçok Filistinli arkadaşı vardı. Çok sık bir araya geliyorlardı. Onların sorunlarını dinliyor, hep beraber bu durumu nasıl atlatabileceklerini tartışıyorlardı. Ailesinin resimleri de yanındaydı, ancak fazla göstermiyordu. Zira yaşadığı yer Filistin'den çok farklıydı. Aradaki farkı arkadaşlarının görmesini istemiyordu. En çok şaşırdığı şeylerden biri de, her şeye rağmen, tankların ve buldozerlerin arasında, aileleriyle kaldıkları zaman mutlu olmalarıydı. Mektuplarında "Onlar bunu hak etmiyor" yazıyordu. Rachel'ın tek istediği Filistinli arkadaşlarının en yakın zamanda ailesiyle tanışmasıydı. Hatta annesine gönderdiği son satırlarda şunları yazmıştı "Elimden geldiği kadar size aktarmaya çalıştım burada olanları. Ama daha önce de yazdığım gibi, yaşamadan anlaşılması çok zor. Sizi buradaki arkadaşlarımla tanıştırmak istiyorum. Umarım bir gün bu gerçekleşir..."
SABAH
19.03.2003