Dünyada pek çok ülkenin, hatta ABD müttefiklerinin çoğunun bile karşı çıkmasına rağmen, ABD yönetimi Irak’ın vurulması konusunda çok ısrarlı.
Bu ısrarın perde arkasını araştırdığımızda ise, karşımıza 20. yüzyılın başından bu yana Ortadoğu’da akan kan ve gözyaşının tek sorumlusu İsrail çıkıyor. İsrail Devleti’nin Irak’ın parçalanmasını hedef alan politikası oldukça geçmişe dayanıyor.
Enformasyon Dairesi’nin İbranice yayın organı Kivunim’de yazdığı “1980’lerde İsrail İçin Strateji” başlıklı raporu tüm Ortadoğu’yu İsrail’in hayat sahası haline getirmeyi amaçlıyordu. Yinon’un bu raporunda “Irak’ın parçalanması” senaryosu şu şekilde anlatılır:
“IRAK 3’E BÖLÜNECEKTİR”
“Irak bir yandan petrol bakımından zengin, öte yandan da içte bölük pörçük bir ülke olarak, İsrail için sağlam bir hedef olmaya adaydır. Irak’ın bölünmesi bizim için Suriye’nin bölünmesinden çok daha önemlidir... Irak, çoğunluğun Şii, yönetici azınlığın ise Sünni olmasına karşın özde komşularından farklı olmayan bir ülkedir. Nüfusun % 65’nin iktidara hiçbir siyasi katılımı yoktur. İktidar, % 20’lik bir seçkin tabakanın elindedir. Ayrıca, kuzeyde büyük bir Kürt azınlık vardır. İktidardaki rejimin elinden petrol gelirleri ve ordu alındığında Irak’ın gelecekteki durumu, Lübnan’ın geçmişteki durumundan farklı olmayacaktır.... Irak etnik ve mezhebi temeller üzerine bölünecektir; kuzeyde bir Kürt devleti; ortada bir Sünni ve güneyde Şii devleti.”
Bu senaryonun 1991’deki Körfez Savaşı’ndan sonra kısmen uygulandığını, Irak’ın resmi olarak olmasa da fiili olarak üçe bölündüğünü hatırlatmaya gerek yoktur sanırız. Bu makalenin kaleme alındığı sıralarda gündemde olan Irak’ın ABD tarafından işgali planının da yine böyle bir parçalanmayı ateşleyebilecek olduğu gerçeği ise,somut bir tehlikedir.
KÖRFEZ SAVAŞI’NDA İSRAİL’İN ROLÜ
Saddam Hüseyin, 1 Ağustos 1990 günü ani bir saldırıyla Kuveyt’i işgal etti. Böylece uluslararası bir kriz doğdu. Bu krizi körükleyen güçlerin başında ise İsrail geliyordu. ABD’nin Kuveyt işgalinin hemen ardından takındığı İsrail karşıtı söylemi en ısrarlı destekleyen ülkeydi. Hatta İsrailliler ABD’yi ılımlı bile buluyorlar, daha sert bir politika istiyorlardı. Öyleki İsrail Cumhurbaşkanı Haim Herzog, Amerikalılar’a nükleer silah kullanmalarını bile tavsiye etmişti. Öte yandan, ABD’deki İsrail lobisi de harıl harıl Irak’a karşı geniş kapsamlı bir saldırı düzenlenmesi için çalışıyordu.
“YAHUDİ LOBİSİ” ISRAR EDİYOR
Tüm bu durum, Amerika’da, Irak’a karşı düzenlenmesi düşünülen saldırının gerçekte İsrail çıkarları adına planlandığı düşüncesini yaygınlaştırdı. Ünlü köşe yazarı Patrick Buchanan, bu düşünceyi, “Washington’da Irak’a karşı bir savaş açmamızı savunan yegane güç, İsrail ve onun buradaki ‘ağlama duvarı’ (yani lobisi)dir” diyerek özetliyordu.
Öte yandan, İsrail konu hakkında ciddi bir propaganda kampanyası da başlatmıştı. Bu kampanya daha çok el altından yürütüldüğü için de, Mossad devreye girmişti.
Eski Mossad ajanı Victor Ostrovsky, bu konuda önemli bilgiler aktarır. Ostrovsky’e göre, İsrail, Körfez Krizi’nin başlamasından bile çok daha önce Amerika ile Saddam’ı savaştırmak istiyordu. Öyleki, İsrail bu yöndeki planını İran-Irak savaşının hemen ardından uygulamaya koymuştu. Ostrovsky’nin yazdığına göre, Mossad’ın LAP-LohAma Psicologit (Psikolojik Savaş) bölümü, çeşitli dezinformasyonlarla (yalan haber) bu konuda etkili bir kampanya başlatmıştı. Saddam’ı kanlı bir diktatör ve dünya barışına yönelik büyük bir tehdit olarak göstermeye yönelikti bu kampanya. (Victor Ostrovsky, The Other Side of Deception, ss. 247, 252-54.)
Savaşın ilk harcı MOSSAD ajanlarından
Ostrovsky, Mossad’ın bu propaganda için farklı yerlerdeki ajan ya da sempatizanlarını kullandığını, örneğin Amnesty International ya da Amerikan Kongresi’ndeki “gönüllü ajan”ların (sayanim) devreye sokulduğunu anlatıyor.
Irak’ın İran’la olan savaşı sırasında İran’daki sivil hedeflere yolladığı füzeler de kampanyanın malzemeleri arasındaydı. Ancak, Ostrovsky’nin dediği gibi Mossad’ın Saddam’ın söz konusu füzelerini malzeme olarak kullanması biraz garip bir durumdu; çünkü o füzeler, Amerikan uydularından gelen bilgilerin de yardımıyla, savaş sırasında Mossad tarafından hedeflere yönlendirilmişlerdi.
SADDAM’I İRAN’A KARŞI DESTEKLEMİŞLERDİ
İsrail, İran’a karşı yürüttüğü savaş boyunca desteklediği Saddam’ı şimdi canavar olarak gösterme çabası içindeydi. Ostrovsky, şöyle diyor:
“Mossad liderleri, eğer Saddam’ı yeterince korkunç göstermeyi başarırlarsa ve onun Körfez petrolü için bir tehlike olduğu -ki Saddam daha önce bu konuda bir güvence olarak algılanıyordu- düşüncesini yerleştirebilirlerse, ABD ve müttefiklerini Saddam’a saldırtabileceklerini hesaplıyorlardı.” (Victor Ostrovsky, The Other Side of Deception, ss. 254)
İSRAİL ABD’Yİ TEHDİT EDİYOR
İsrailliler bu konuda o denli kararlı ve ABD üzerinde de o denli ısrarlıydılar ki, 4 Aralık 1990 günü, İsrail Dışişleri Bakanı David Levy, Amerikan Büyükelçisi William Brown’ı diplomatik dille tehdit etmiş, ABD’nin “Körfez Krizi’nin başlangıcında verdiği tüm sözlerini tutmasını”, yani Irak’a saldırmasını istemişti. Levy’e göre, eğer ABD Irak’a saldırmazsa, İsrail bu işi kendi başına gerçekleştirecekti. (Andrew & Leslie Cockburn, Dangerous Liaison, s. 356.)
İsrail açısından savaşı ABD’ye yaptırmak ve de savaşın tümüyle dışında kalmak çok avantajlıydı. Nitekim öyle de oldu.
•YARIN: Terörle mücadele işin kılıfı
VAKİT
20.03.2003