Irak’ın vurulması ve Saddam Hüseyin rejiminin silah zoruyla yıkılması planı, sanıldığı gibi 11 Eylül 2001 sonrasındaki “teröre karşı mücadele” ortamında değil, bundan çok daha önce yapılmış ve Washington’ın gündemine getirilmişti.
Bu yöndeki ilk işaret, 1997 yılında ortaya çıkmıştı. Washington’daki bir grup İsrail yanlısı stratejist, kurdukları PNAC adlı “think-tank”le Irak’ın işgali senaryosunu savunmaya başlamıştı. PNAC’in en kayda değer isimleri ise, George W. Bush yönetiminin en etkin isimleri haline gelecek olan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve Başkan Yardımcısı Dick Cheney idi.
Philadelphia Daily News gazetesinde William Bunch imzasıyla yayınlanan “Irak’ı İşgal Etmek Bush Ekibi İçin Yeni Bir Fikir Değil: 11 Eylül’den 4 Yıl Önce Plan Hazırdı” adlı bir makalede, bu konuda şu gerçeklere yer verilmektedir:
Gerçekte, Donald Rumsfeld, Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve küçük bir grup muhafazakâr ideologlar Amerika’nın Irak’ı işgalini savunmaya henüz 1997 yılında başlamışlardı-yani 11 Eylül saldırılarından 4, Başkan Bush’un göreve başlamasından 3 yıl önce. Kendilerine PNAC (Project for the New American Century-Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi) adı verilen bu garip ve belirsiz siyaset grubu, Cheney, Rumsfeld, Rumsfeld’in yardımcısı Paul Wolfowitz ve Bush’un kardeşi Jeb Bush’u da içeriyordu. Ve daha o zamanlar bile, Ocak 1998’de, Başkan Clinton’ı Irak’ı işgale ikna etmeye çalışmışlardı. (William Bunch, Philadelphia Daily News, Jan. 27, 2003)
İSRAİL’İN GİZLİ PROJESİ
Kısacası; Washington’da önce Irak’ı ardından da Suudi Arabistan, Suriye, İran ve Mısır’ı hedef alacak bir savaşı körükleyenler vardır ve bunların en belirgin özelliği, “İsrail lobisi” ile aynı safta hatta özdeş olmalarıdır. Bu kişiler, her ne kadar “Amerikan çıkarları”ndan söz etseler de, aslında savundukları şey İsrail’in çıkarlarıdır. Çünkü gerçekte Amerika’nın tüm bir Ortadoğu’yla savaşmak, bu bölgedeki halkları kendine düşman etmek gibi bir stratejide çıkarı olamaz. ABD’nin Müslüman kitlelerle karşı karşıya geldiği tek coğrafya Ortadoğu’dur ve bu da Amerika’nın, bu ülkenin dış politikasında inanılmaz bir güce sahip olan İsrail lobisinin etkisiyle, İsrail’e angaje olmasından kaynaklanmaktadır.
Gerçek hedef İsrail’in güvenliği
PNAC üyelerinin Saddam’ı düşürmek konusunda bu kadar ısrarlı olmalarının nedeni neydi? Aynı makalede bu konuda şunlar yazılıdır:
“Petrol, PNAC’in Irak hakkındaki politika açıklamalarında arkaplanda bir yer tutsa da, itici güç gibi gözükmüyor. Pennsylvania Üniversitesi’nden siyaset bilimi profesörü ve Ortadoğu uzmanı Ian Lustick, Bush’un politikasını eleştirirken, petrolün savaş taraflarınca asıl olarak savaşın masrafını karşılamaya yönelik bir unsur olarak görüldüğüne dikkat çekiyor.PNAC’tan Schmitt ise, “ben Texas’tanım ve bildiğim petrolcülerin hepsi askeri bir operasyona karşı” diyor, “petrol pazarı istikrarsızlık istemiyor”.
Profesör Lustick’e göre ise, (savaş için) daha güçlü ama gizli bir motivasyon kaynağı, İsrail olabilir. Bush yönetimindeki şahinlerin, Irak’taki bir güç gösterisinin, Filistinlileri İsrail için avantajlı olan bir barış planını kabul etmeye ikna edeceğini hesapladıklarını söylüyor.” (William Bunch, “Invading Iraq not a new idea for Bush clique” Philadelphia Daily News, Jan. 27, 2003)
İşte Irak’a saldırı planının ardındaki en büyük motivasyon budur: İsrail’in Ortadoğu stratejisine hizmet etmek. Bu gerçek, başka Ortadoğu uzmanları tarafından da teşhis edilmiştir. Örneğin Cengiz Çandar, Irak’a saldırı planının ardındaki gerçek gücü bir yazısında şöyle açıklamaktadır:
“...Irak’a saldırının başını kim çekiyor peki? Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Condoleeza Rice. Bunlar, ‘en üst düzeydeki’ saldırı yandaşları. Ama buzdağının altı daha zengin ve ilginç. Orada çeşitli ‘lobiler’ var. Lobilerin başında İsrail sağı, Likud yanlısı ve Amerikan silah sanayii ile yakın ilişkileri bulunan JINSA ekibi geliyor. JINSA, Jewish Institute for Security Affairs (Güvenlik Meseleleri İçin Yahudi Enstitüsü). Bunlar, ‘silah lobisi’yle, Lockheed, Northrop, General Dynamics, İsrail askeri endüstrileri vs. ile sıkı ilişkilerdeler... JINSA’nın ‘temel ilkesi’ şu: ‘Amerika ile İsrail’in güvenliği bölünemez’; yani aynı şey... JINSA’nın amacı sadece Irak’ta Saddam rejiminin yıkılması değil; ‘total savaş’ mantığı ile S.Arabistan, Suriye ve Mısır ve bu arada İran rejimlerinin de yıkılmasından ve buralara ‘demokrasi’ getirilmesinden yanalar... Yani, ‘İsrail’in en aşırı kesimleri’yle aynı ‘dalga boyu’nda olan Amerikan Yahudileri’nin bir bölümü, şu dönemde ‘Washington şahinleri’ni oluşturuyor.” (Cengiz Çandar “ Irak ve ‘Türkiye dostu’ Amerikan Şahinleri...” Yeni Şafak, 3 Eylül 2002)
Çözüm İslâm Birliği’nde
Buraya kadar incelediğimiz bütün bilgiler şöyle özetlenebilir:
İsrail’in bütün Ortadoğu’yu kendi stratejik menfaatlarine göre düzenlemek gibi bir hedefi vardır. Bunu yapabilmek, yani dünyanın en hassas ve önemli bölgelerinden biri olan Ortadoğu’ya hükmedebilmek için, bir “dünya gücüne” ihtiyacı vardır. Bu güç ABD’dir ve İsrail, ABD üzerindeki büyük nüfuzu sayesinde bu ülkenin Ortadoğu politikasını ipotek altına almış durumdadır. İsrail, 4.5 milyon nüfuslu küçük bir ülke olmasına rağmen, İsrail ve Batı’daki destekçileri tarafından geliştirilen planlar, dünyaya yön vermektedir.
ABD İKNA EDİLMELİ
Peki bu gerçek karşısında ne yapılması gerekir?
1) İsrail lobisinin ABD üzerindeki etkisine karşı, ABD ile İslâm dünyası arasındaki diyaloğu geliştirecek, ABD’yi Irak ve benzeri sorunlara barışçı çözümler aramaya davet edecek bir tür “karşı lobi faaliyeti” yürütülmelidir. ABD’de, ülkelerinin daha adil bir Ortadoğu politikası izlemesini savunan çok geniş bir çevre de vardır. Bu görüşü dile getiren pek çok devlet adamı, stratejisyen, gazeteci, entelektüel vs. vardır ve bunlarla işbirliği içinde bir “medeniyetler barışı” hareketi yürütülmelidir.
2) ABD yönetimini barışçı çözümlere davet eden yaklaşım, hükümetler ve sivil toplum kuruluşları düzeyinde yürütülmelidir.
Bütün bunların ötesinde, Batı ile İslâm dünyası arasındaki bütün problemlere çözüm getirebilecek, İslâm dünyasının mevcut dağınıklığına, mazlumluğuna ve fakirliğine çare olabilecek çok daha köklü bir çözüm ise, bütün İslâm dünyasını değiştirebilecek bir projede saklıdır: İslâm Birliği...
Son gelişmeler göstermiştir ki sadece İslâm coğrafyasının değil bütün dünyanın “İslâm Birliğine ihtiyacı vardır.”
ABD’yi Yahudiler kışkırtıyor
Amerika’nın, bütün İslâm dünyasını düzenlemeye yönelik stratejisinin ardında, İsrail’in gizli “dünya egemenliği” planı vardır. İsrail, içinde yaşadığı yok edilme korkusu sebebiyle, kurulduğu günden bu yana, Ortadoğu’yu yeniden düzenleme, kendisi için tehlikesiz ve yönlendirilebilir hale getirme amacındadır. Bu amaçla onyıllardır ABD üzerindeki nüfuzunu kullanmakta ve Washington’ın Ortadoğu siyasetini yönlendirmektedir. Yıllardır İslâm’ın Batı ve ABD için büyük bir tehdit olduğunu ileri süren, “Medeniyetler Çatışması”nı körükleyen İsrail yanlısı ideologlar, 11 Eylül’ün ardından “bakın haklı çıktık” demekte ve ABD’yi İslâm dünyasına karşı tahrik etmeye çalışmaktadırlar.
Şimdi dünya İsrail’in 1982 yılında Dünya Siyonist Kongresi’nden planlanan Irak’ın parçalanması politikasının adım adım sahneye konulmasını izliyor.
VAKİT - 21.03.2003