İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

'En büyük sivil katliam'

Dünya
|

Saat 11.30. Önce havada bir uğuldama ve ardından düşen iki füze... Bağdat'ın en kalabalık mahallesinde 100 metrekarelik bir alan insanlarıyla yok oldu. Oysa biraz önce yaşıyorlardı.

Teneke damlardan sarkan parçalar rüzgârda birbirlerine çarpınca, çınlamayla karışık hüzünlü bir melodi yayılıyor. Kırık borulardan lağım suları akıyor. Otomobiller paramparça. Ali Abdül-Cabbar, yerde yatan arkadaşı Muhammed Abdül-Settar'a bakıyor. Kolları kopmuş, ama hâlâ canlı. Az ilerde Samed Rabai bir çamur ve kan gölünün içinde öksürüp duruyor. Kurtulma şansı yok. Hastanede ölüyor. Önceki gün Bağdat'ın en işlek bölgesi Eşşaab'da meydana gelen iki patlama, hayat dolu sokağı kan gölüne çevirdi. Iraklılara göre 14 kişi hayatını kaybetti, 30 kişi ağır yaralandı. Savaşın başından bu yana yaşanan en büyük sivil katliamdı bu. Füzeler dükkânların, lokantaların ve evlerin olduğu işçi semti Eşşaab'da 100 metrekarelik alanı tamamen yok etti. Fırtına kasveti Boğucu kum fırtınasının ikinci gününde 5 milyonluk Bağdat'ta tüm çatıların, otomobillerin üzeri incecik bir kum tabakasıyla kaplanmıştı. Kum gece yağan yağmurla çamura dönüştü. Bağdat bir çamur deryası halini aldı. Uykusuz geçen gecelerin ardından kimileri fırtına ve kumla bastıran kasvetin az da olsa dağıldığını söylüyordu. İnsanlar gelecek haftaların neler getireceğini kestirebilmeyi ümit ediyordu. İşte tam da o anda bütün umutlar suya düşüyor. Eşşaab tüm Bağdat halkının olmasından korktuğu şeyin gerçekleştiği, kâbusların gerçeğe dönüştüğü yer oldu. Bombalar şaşırıyor ABD, Irak'ın resmi binalarını, başkanlık sarayını, hükümet binalarını, haber alma merkezlerini bombalıyor. Ama arada bombalar hedefini şaşırıyor, Mustansiriye Üniversitesi'ndeki öğrenciler vuruluyor, Bağdat'ta bir çamaşırhane isabet alıyor, yerleşim birimlerine bombalar düşebiliyor... İlk füze Eşşaab'a 11.30'da düştü. Mahalledekiler önce havada bir uğuldama duyduklarını, saniyeler sonra füzelerin düştüğünü söylüyor. Abdül-Cabbar o anda dükkânında mukavva kutularını diziyordu. 22 yaşındaki arkadaşı Abdül-Settar'sa, caddede otomobilin içindeydi. Bombadan sonra Abdül-Settar hayatta, ancak kolları yok artık. Abdül-Cabbar öfkeyle haykırıyor: Muhammed kitle imha silahları mı taşıyordu? Az ilerde Dulaimi Restaurant'ın iki çalışanı var. Dükkânın önünde yakalanmışlar bombalara. Ne olduğunu anlamadan ölmüşler. Restoranın içi allak bullak, altı üstüne gelmiş, her yer yıkılmış. Az sonra ikinci füze geliyor. Sokağın diğer tarafında yumurta ve ekmekle kahvaltı eden Kays Sabah ve sekiz arkadaş, ağızlarında çiğneyemedikleri lokmalarla kendilerini sağa sola savrulmuş bir halde buluyorlar. Saatler sonra Sabah adlı işçi, paramparça olmuş evinin yanına geliyor. Bir zamanlar duvarda asılı duran 'Allah' yazılı tabağın parçalarını yerden toplarken "Bu bize karşı işlenmiş bir suçtur" diyor Sabah, "Burada bombalanacak hiçbir şey yok." Tarık Abdullah bombaya evinin önünü süpürürken yakalanmış. Metrelerce öteye savrulmuş. Kendine geldiğinde otomobilinin içindeki dört yaşındaki oğlunun çığlıklarını duymuş. Paramparça otomobilden kimsenin canlı çıkması mümkün değil. Hastanede bandajlar içinde yatarken hâlâ oğlunun çığlıklarını duyuyor. Yanındaki yatakta kardeşi Ahmet ağlamaya başlıyor: "Ağabeyimin, arkadaşlarımın haline bakın..." Ali ise, kafasında sargılarla yatıyor. Korkudan içine gömülmüş gözleriyle bakıp "Amerikalılar babamı öldürmeye çalıştı" diyor Ali, sonra battaniyenin kenarından omuzundaki kesiği gösteriyor: "Artık korkmuyorum, cesurum." Tek çare kaçmak Saldırıdan saatler sonra bölge sakinleri ne var ne yok kamyonlara yüklemiş, battaniyeler, döşekler arasında uzaklaşıyor. Çamur içinde bıraktıkları eşyalarına bakıyorlar, çocuklar arkalarından koşuyor. Sabah, "Her şeyi topladık" diyor, "Akrabalarımızı bulmaya gidiyoruz. Güvenli bir yere gitmeliyiz, ama hiçbir yer kalmadı ki..." RADİKAL - 28.03.2003
AKRA