Amerika’nın tek yanlıcı siyasetinin bir bedeli var. Sergilediği gücü ve verdiği mesajı dünyaya kabul ettirmesinin ötesinde, Amerika’nın Irak işgali, yeni küresel kırılma noktalarını ortaya çıkaran bir tepkiyi harekete geçirdi.
Bu kırılmanın en dramatik olanı, bir yanda Fransa ve Almanya’nın, diğer yanda ABD’nin bulunduğu ayrışma; Batı ittifakının amaçlarını ve sürekliliğini sorgulatacak boyutlarda bir kırılma bu(...) İkincisi ise Amerikan işgaline karşı gösterilen silahlı direniş, bütün beklentilerin ötesine geçti: Bush’un savaşın sona erdiğini açıklamasının hemen ardından sanki Irak’taki gerçek savaş başlamış oldu. Yerel halkın isyanı karşısında emperyalist güçlerin kullanageldiği jargon bütünüyle devreye sokuldu: Bunlar Saddam rejiminin kalıntıları veya suçlulardı ya da sınırdan sızan Kaide sempatizanlarıydı. Bush yönetimi istediği kadar Irak halkının kendilerini kurtuluş ordusu gibi karşılayacağını, Batı’nın değerleri ve hayat tarzına hasret olduğunu söylesin, dünyadaki hiçbir halk yabancı bir gücün işgalini sevmiyor. Irak meselesi, Amerikan kamuoyunun uzun süreli bir işgali kaldırabilecek kadar sabırlı olmadığını da çoktan açığa çıkarmış durumda. Bush yönetimi biraz daha fazla ceset torbasını kabul ettiremez, bu yüzden atanan Iraklı yöneticiler bellibaşlı sorumlulukları ergeç üstlenmek zorunda kalacak. Yani Irak işgali ABD’ye şunu öğretti: Üstün bir askeri güç, bırakın dünyaya hükmetmeyi, tek bir ülkeyi işgale kalkıştığında bile yeterli olmuyor, hatta kendisini çok daha kırılgan bir konumda bulabiliyor. Sömürgecilik karşıtı mücadelenin dersi buydu, aynı ders hâlâ geçerliliğini koruyor.
MARTİNJACQUES
31.12.2003 /THEGUARDİAN/RADİKAL