İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

AB ve ABD’nin Türkiye korkusu

Güncel
|

Amerikalılar ve Avrupalılar, Türkiye’nin bir gün kendi dinamiklerini ve imkânlarını keşfedip Batı yörüngesinden çıkarak, yok olma fobisiyle bastırdığı imkânlarını ve dinamiklerini harekete ve hayata geçirip yeni bir yörünge kurmaya kalkışacağından korkuyorlar.

Osmanlı’nın son üç yüzyılı süresince Osmanlı’yı çökertmek için dört bir koldan Osmanlı’nın üzerine gelen Avrupa’lı “büyük güçler” karşısında kesinkes pes etmemiz, bizde iflah olmaz bir yok olma fobisi yarattı: Biz toplum olarak kurucu ruha ve iradeye sahip bir dinamizme ve tarihsel derinliği olan esaslı bir tecrübeye sahibiz. O yüzden Avrupalıların üzerimize üzerimize gelmelerine rağmen yok olma fobisini üzerimizden atmayı başaramadık AMA yok olmaMayı, yaşadığımız “mekan”ı korumayı başardık. Ancak yok edilme fobisi öylesine ciddi boyutlar kazandı ki, bu mekan’da bizim tarih yapmamızı mümkün kılan ve tarih boyunca kurucu ruhumuzu ve irademizi her daim canlı ve diri tutan müslümanlığın bahşettiği “imkânlarımızı”, dinamiklerimizi bastırmaya, gizlemeye ve hatta yok etmeye kadar vardırdık işi. Ancak bugün Avrupalıların ve Amerikalıların çok iyi farkına vardıkları ama bizim elitlerimizin farkına varamadıkları hayatî bir dönüm noktasının eşiğine gelip dayanmış durumdayız: Şu ân Osmanlı misyonuyla yeniden donanarak hareket edebilecek Müslüman Türkiye korkusu, hem Batılıların Türkiye ile kurdukları ilişkilere, hem de Türkiye’nin elitlerinin hem Türk toplumuyla, hem de Batı’yla kurdukları ilişkilere yön veren temel itici güç. Amerikalılar ve Avrupalılar, Türkiye’nin resmen Batı yörüngesinde olmasından hoşnutlar; ama Türkiye’nin bir gün kendi dinamiklerini ve imkânlarını keşfedip Batı yörüngesinden çıkarak, yok olma fobisiyle bastırdığı veya bastırmaya zorlandığı imkânlarını ve dinamiklerini harekete ve hayata geçirip yeni bir yörünge kurmaya kalkışacağından korkuyorlar. Çünkü Osmanlı tecrübesi, Türkiye’nin, şartlar müsait olduğu veya müsait hale getirildiği zaman kurucu ruhu ve iradesi ile hareket etmesini ve Batı dışında yeni bir yörünge oluşturmasını mümkün kılacak kadar derinlikli, köklü ve dinamik bir tecrübe. Üstelik, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’dan oluşan ve Türkiye’nin tam merkezinde yer aldığı Osmanlı coğrafyası, hâlâ durulmuş değil. Bu coğrafyanın dört bir köşesi hâlâ fokur fokur kaynıyor ve gerçek sahibini arıyor. Batılıların çok iyi bildiği bir şey var: Tarihin işleyiş mantığı, bu durumun uzun bir süre daha böyle sürmesine izin vermez. Osmanlı coğrafyası bir gün kendi kaderini kendisinin belirleyebileceği bir hareketlenmeye sahne olacaktır. İşte bu hareketlenmeyi sağlayabilecek en önemli ülke Osmanlı misyonuyla donanacak bir Türkiye’dir. Türkiye’nin yeniden Osmanlı misyonu ile hareket etme imkânı ve ihtimali her zaman mevcut. Türkiye’nin böylesi bir şeye soyunmaMası için Osmanlı’nın durdurulması gibi Türkiye’nin de durdurulması Batılılar için hayatî önem arzediyor. O yüzden bizim tahmin ve tahayyül edemeyeceğimiz kadar ürkütücü bir “Türkiye korkusu” hâkim Batılı hegemonik güçlerde. Bu nedenledir ki, Osmanlı coğrafyasında bizi doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendirmesi gereken sorunlara bizim müdahil olmamıza ve karışmamıza aslâ izin vermiyorlar. Irak meselesinde böyle oldu. Balkanlarda böyle oldu. Şu ân bunun son örneğini son aylarda yaşıyoruz: Türkiye’nin her şeye rağmen Suriye ve İran ile kalıcı ve uzun vadeli işbirliği projeleri ve stratejileri geliştirmesi, başta İsrail olmak üzere, hem ABD yönetiminin, hem de Avrupalıların fena halde telaşlanmalarına neden olmaya yetti. O yüzden, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Türkiye ziyaretinin hemen arefesinde İsrail, Manavgat Suyu Projesi’ni kabul ettiğini açıklama ihtiyacı hissetti(...) Ancak bir nokta artık çok netleşmiş durumda: Batılı hegemonik güçlerin “Türkiye korkusu” her geçen gün artıyor ve artmaya da devam edecek. Çünkü Osmanlı coğrafyasında büyük bir boşluk var; Osmanlı coğrafyası fokur fokur kaynıyor. Ancak bu coğrafyanın, küreselleşen bir dünyada kendi imkânlarını, dinamiklerini bastırması ve başkalarının tayin ettiği rolleri oynayabilmesi artık daha fazla mümkün değil. Görünüşe bakılırsa Türkiye, şu ân, Avrupa için de, Amerika için de ciddi sorun teşkil eden bir ülke olarak görülmüyor. Ama gerçekte hem Avrupalıların, hem de Amerikalıların kafalarını en fazla karıştıran ve meşgul eden mesele Türkiye meselesi. Türkiye’nin ne olacağı, nerede duracağı, nasıl kontrolden çıkmasının önlenebileceği meselesi bu. Başka bir deyişle, Türkiye ile Avrupa ve Amerika arasında görünüşte bir sorun yok. Ama gerçekte Türkiye’nin Osmanlı geçmişi, şu ân Türkiye’nin tam merkezinde yer aldığı Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu (yani Osmanlı) coğrafyası, Avrupalıların da Amerikalıların da Türkiye üzerinde hassasiyetle durmalarına yol açıyor. Bu hassasiyetin nedeni şu: Şu ân Osmanlı haritası fiilen tarihe karışmasına rağmen Osmanlı coğrafyasında bir boşluk var: Osmanlı’nın tarihe karışmasından sonra bu coğrafya bir türlü durulmadı ve bu boşluk bölge ülkeleri tarafından doldurulamadı henüz. O halde, geleceğimizi kendi ellerimize almak için gerekli hazırlıkları şimdiden yapmak zorundayız vesselâm. MİLLİ GAZETE - 08.01.2004
AKRA