ABD’nin her yıl yayınladığı İnsan Hakları Raporu’nda Türkiye’ye de geniş yer verildi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2003 Yılı İnsan Hakları Raporu’nda, Türkiye’de insan hakları alanında gelişme sağlanmasına rağmen özellikle dini özgürlükler alanında ciddi sorunların sürdüğüne dikkat çekildi.
ORDU SİYASETE MÜDAHİL
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın hazırladığı raporda; ordunun, hükümetin politika ve eylemleri üzerinde dolaylı etkisi bulunduğu, yargının da dış etkilere maruz kaldığı vurgulandı. 2003 İnsan Hakları Raporu’nun Türkiye bölümünde, “Ordu, devletin anayasal koruyucusu olduğu inancıyla, hükümetin politika ve eylemleri üzerinde dolaylı etkide bulunuyor” denildi.
MAHKEMEDEN ÇIKARILDI
“Devlet birimlerindeki görevli laikçiler özgürlükleri kısıtlayabiliyor. Kasım ayında Ankara’da bir hakim, başörtülü olduğu gerekçesiyle bir kadını mahkeme salonundan çıkardı. Anayasa ile sağlanmış haklar laik kurumlarca ihlal ediliyor. Giyimlerinden dolayı, hemşireler, öğretmenler ve devlet dairelerinde çalışanlar, başörtüsü takıyorlarsa ya ihtar cezası alıyorlar, ya da meslekten men ediliyorlar.”
CUMHURBAŞKANI DAHİ YASAKÇI
Raporda, Cumhurbaşkanı Sezer’in sebep olduğu resepsiyon rezaletine de dikkat çekilerek, şöyle deniliyor:“Başörtüsüne yönelik baskılar, bakan, milletvekili ve hatta parlamento başkanı eşlerine kadar vardırılabiliyor. Geleneksel Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu’nda, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, başörtüsü takan bakan ve milletvekilleri eşlerinin yanısıra parlamento başkanının başörtülü eşini dahi davetiye listesinden çıkarttı.”
BAŞÖRTÜSÜ VE İHL’LER...
Raporun eğitimle ilgili kısmında şöyle deniliyor: “8 yıllık ilköğretim zorunluluğu getirilmesinden sonra İHL’ler tasfiye sürecine girdi. İHL mezunlarının üniversite sınavında diğer okullarla eşit puanlama sistemine tabi tutulmaması sonucu, bu okul mezunlarına üniversite kapıları kapatılmak isteniyor. Kur’an kurslarına yönelik büyük baskılar yapılıyor. Sadece 12 yaş üzerindeki çocuklar Kur’an kurslarına başvurabiliyorlar. Böylece dini öğrenim büyük ölçüde engelleniyor. Bu da bir başka öğrenim özgürlüğü ihlali olarak beliriyor. Ekim ayında başörtülü yabancı bir profesör, İÜ’de düzenlenen bir konferansa davetli olduğu halde alınmadı. Başörtülü öğrenciler derslere dahi katılamıyorlar.”
ORDUNUN ETKİSİ VAR
Raporda ordunun, hükümetin politika ve eylemleri üzerinde dolaylı etkisi bulunduğu, yargının da dış etkilere maruz kaldığı vurgulandı. Ayrıca işkence, dayak ve diğer insan hakları ihlallerinin devam ettiği kaydedildi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2003 İnsan Hakları Raporu’nda, Türkiye’de bu alanda yapılan reformlara, ihlallere yer verilirken, “ordunun, devletin anayasal koruyucusu olduğu inancıyla, hükümetin politika ve eylemleri üzerinde dolaylı etkisi bulunduğu” ileri sürüldü.
ÖZGÜRLÜĞE KISITLAMA
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2003 yılı İnsan Hakları Raporunda, ifade ve basın özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik girişimlerin 2003’te de sürdüğüne dikkat çekilerek, siyasi parti kapatmalarının da aynı şekilde sürdüğü belirtildi. Raporda, Güneydoğu’daki insan hakları ihlallerinin sürdüğü de vurgulandı.
REFORMLAR UYGULANMIYOR
Hükümetin demokratikleşme hedefi ve AB üyeliği kriterleri çerçevesinde, insan haklarıyla ilgili birçok reformu benimsediğine dikkat çekilerek, ancak bunların uygulanma aşamasında büyük engellerle karşılaşıldığı belirtildi. Söz konusu reformlar, işkence, dini özgürlükler, ifade özgürlüğü, ordunun rolü, örgüt kurma özgürlüğü, işkence davalarında hapis cezalarının ertelenmesinin önlenmesi, bütün tutuklulara avukat sağlanması, medyada Kürtçe ve diğer dillerde yayın imkanına izin verilmesi ve Milli Güvenlik Kurulu’nun başında bir sivilin bulunması olarak sıralandı.
BAŞÖRTÜSÜ YASAKLAMALARI
Raporun Dini Özgürlükler kısmının girişinde başörtüsü yasağına yer verilerek, “Devlet dairelerinde ve diğer devlet birimlerinde, üniversitelerde başörtüsü yasaklanıyor. Devlet, ifade ve basın özgürlüğüne sınırlamalar getirse de, bu özgürlük alanını tamamen kısıtlamıyor. Yasalarla kabul edilmiş birçok özgürlükler, özellikle polis güçleri ve yargı organları tarafından uygulamada sınırlandırılıyor. Prosedürler, yazarları, gazetecileri ve politikacıları medya özgürlüğüne yönelik katı uygulamalardan dolayı yüzlerce dava ile karşı karşıya getiriyor” denildi.
ABD, Türkiye’de “irtica”nın tanımının dahi yapılmayarak, çok geniş kesimlerin bu tanım altında itham edildiğini savundu. Raporda şöyle deniliyor: “Din özgürlüğüne devletin saygı göstereceği hususu Anayasa’da belirtilmiş olmasına rağmen, devlet dairelerinde, orta dereceli okullarda ve üniversitelerde dinsel içerik taşıyan tutum ve davranışlar ile giyim kuşam özgürlükleri kısıtlanıyor. Anayasa devletin laik bir sistem olduğunu ve inanç hürriyeti, ibadet hürriyetini tanıdığını deklare etmesine rağmen, bu alandaki ihlaller artarak sürüyor. Anayasa ile sağlanmış bu haklar, laik kurumlarca kısıtlandırılabiliyor. Orduda, yargı organlarında ve diğer devlet birimlerinde görevli laikçiler, akademik alan başta olmak üzere birçok alanda İslâm’a karşı mücadele yürütüyorlar. Bu mücadeleyi ‘İslâm fundamentalizmine” karşı yaptıklarını söyleyen laikçiler, bu kavramı tanımlamış da değiller.”
Raporun eğitimle ilgili kısmında ise İmam Hatip Liseleri ve Kur’an kurslarına yönelik baskılara dikkat çekilerek, şöyle denildi: “8 yıllık ilköğretim zorunluluğu getirilmesinden sonra İmam Hatip Okulları tasfiye sürecine girdi. İmam Hatip Okulu mezunlarının üniversite sınavında diğer okullarla eşit puanlama sistemine tabi tutulmaması sonucu, bu okul mezunlarına üniversite kapıları kapatılmak isteniyor. Kur’an kurslarına yönelik büyük baskılar yapılıyor. Sadece 12 yaş üzerindeki çocuklar Kur’an kurslarına başvurabiliyorlar. Böylece dini öğrenim büyük ölçüde engelleniyor. Devlet otoriteleri, memurların devlet dairelerinde ve öğrencilerin de üniversitelerde başörtüsü giymesini uzun dönemden beri yasaklamaya devam ediyor. Bu da bir başka öğrenim özgürlüğü ihlali olarak beliriyor. Ekim ayında başörtülü yabancı bir profesör, İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen bir konferansa davetli olduğu halde alınmadı. Hemşireler, öğretmenler, hastane ve devlet dairelerindeki çalışan kişiler, başörtüsü takıyorlarsa ya ihtar cezası alıyorlar, ya da meslekten men ediliyorlar. Başörtülü öğrenciler derslere dahi katılamıyorlar. Birçok laikçi kadın, Müslüman dindarları başörtüsünü politik bir sembol olarak kullanmakla suçluyor. Kasım ayında Ankara’da bir kadın başörtülü olduğu için mahkeme salonundan çıkarıldı.”
CUMHURBAŞKANI DAHİ YASAKÇI
Raporda, Cumhurbaşkanı Sezer’in sebep olduğu ve kısa süre içinde devletin tepesinde krize neden olan resepsiyon rezaletine de dikkat çekilerek, şöyle denildi: “Başörtüsüne yönelik baskılar, bakan, milletvekili ve hatta parlamento başkanı eşlerine kadar vardırılabiliyor. Geleneksel Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonunda, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, başörtüsü takan bakan ve milletvekilleri eşlerinin yanısıra Parlamento Başkanı’nın başörtülü eşini dahi davetiye listesinden çıkarttı.”
VAKİT 27.02.2004