Pakistan’ın, nükleer bir güç olduğunu dünyaya ilan ettiği 1998’den bu yana ülkenin nükleer kapasitesi dünya gündemini hep meşgul etti.
İslamabad’ın elindeki silahlar ‘İslam bombası’ diye adlandırıldı ve ülkenin bu silahlardan arındırılması için çaba gösterildi. Bu yönde girişimde bulunanlar arasında ABD, İsrail ve Hindistan ön sırayı aldı. Libya ve İran’ın nükleer programı konusunda yakın zamanda yaşananlar Pakistan’da da önemli gelişmelere yol açtı. Komşusu Hindistan ile nükleer yarışa giren Pakistan’ın, nükleer silahların kısıtlanmasına yönelik antlaşmaları imzalamaya zorlanacağı belirtiliyor. Libya lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyful İslam Kaddafi’nin “Nükleer teknolojiyi Pakistan’dan aldık.” iddialarının Batı medyasında genişçe yer alması, gelişmeleri tetikledi. Kaddafi, daha sonra sözlerini geri aldığını açıkladı. Bunun yanı sıra, Libya’nın nükleer programla ilgili 25 tonluk kağıt evrakı Amerika’ya teslim ettiği basında yer aldı. İkinci önemli gelişme de İran cephesinde yaşandı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) İran’daki tesislerde yaptığı incelemelerde, Pakistan teknolojisinin izlerine rastladığı belirtildi. Pakistan etrafındaki nükleer tartışmalara Malezya polisi de karıştı. Prof. Dr. Abdulkadir Han’ın Sri Lankalı bir arkadaşına dayanarak Malezya polisinin verdiği bilgiye göre, Pakistanlı bilim adamı İran ve Libya’ya verdiği nükleer destek karşılığında 3 milyon dolar aldı.
Bu olayların ardından yoğun baskı altında kalan Pakistan, ülkenin nükleer gücünün mimarı Prof. Dr. Abdulkadir Han’ın da aralarında bulunduğu 25 nükleer uzmanı hakkında soruşturma başlattı; birçoğunu gözaltına aldı. Bunlar arasında emekli generaller de bulunuyordu.
Ülkede ‘milli kahraman’ olarak kabul edilen Han, üç aylık soruşturma sonucunda Devlet Başkanı General Pervez Müşerref’e, söz konusu tüm suçlamaları kabul ettiğini söyledi. Halkın büyük sevgisini kazanan Han’ın durumunun ne olacağı tartışılırken, General Müşerref, Han’ın samimi itiraflarını ve öürünü kabul ettiğini söyleyerek kendisini affettiğini açıkladı. Müşerref, bu kararının yanı sıra “Han hâlâ benim için kahramandır.” sözleri ile halktan puan da topladı.
Ancak gelişmeler bununla kalmadı. Özellikle dinî partilerin kurduğu ittifak hareketi, Han’ın baskı altında olduğunu, bu itirafların kendisine zorla yaptırıldığını söyledi ve ülke çapında protestolar başlattı. Dinî partilerin yanı sıra eski başbakanlardan Benazir Butto’nun Pakistan Halk Partisi (PPP) ve Navaz Şerif’in Pakistan Müslim Lig Navaz (PMLN) partileri, Han’ın günah keçisi seçildiğini söyledi. Muhalifler, Han’ın söz konusu teknik yardımları ordu ve istihbaratın haberi olmadan yapamayacağını ileri sürdü.
Han’ı affettiğini açıkladığı basın toplantısında, benzer sorular Pakistanlı gazeteciler tarafından General Müşerref’e de soruldu. Müşerref, gazetecilerin “Tüm sorumluluk Han’a yıkılıyor. Han bu kadar şeyi tek başına yapmış olamaz.” yorumlarına çok sinirli bir şekilde cevap verdi. Yerli ve yabancı 128 gazetecinin önünde konuşan Müşerref, Pakistanlı gazetecilere sitemkar bir ses tonuyla “Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Neden bunları sürekli dile getiriyorsunuz? Meselenin ciddiyetini anlamıyor musunuz? Sizin gideceğiniz başka bir Pakistan mı var?” diye konuştu. Müşerref’in yabancı gazetecilerin de bulunduğu bir ortamda böylesine açık bir dille konuşması, ülkenin ciddi bir tehdit altında bulunduğu şeklinde yorumlandı. Müşerref, yaşananların bir grup bilim adamı tarafından yapıldığını ısrarla dile getirirken, IAEA Başkanı Muhammed El Baradey, Pakistan’da ortaya çıkarılan sonuçların sadece buzdağının görünen kısmı olduğunu vurgulaması dikkat çekti.
Amerika’nın tepkisi beklenildiği kadar sert olmadı. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Pakistan’ın şu ana kadar bu şebekeyi ortadan kaldırma yönünde ‘çok az’ çaba sarf ettiğini söylemekle yetindi. Pakistan medyasından sokaktaki insana kadar bu durum “Amerika, Pakistan’a ihtiyaç duyduğu için bu olayı şimdilik dondurdu. Fakat, İslamabad’a yönelik bir yaptırım uygulamaya kalktığı anda kullanabileceği önemli bir silah ele geçirmiş oldu.” şeklinde değerlendirildi. Amerika’nın tepkisinin ne olacağı tartışılırken CIA Başkanı George Tenet’in İslamabad’a ani bir ziyaret gerçekleştirmesi de dikkatlerden kaçmadı.
Bu arada Pakistan medyası ve siyasi kulislerinde, İran’a yönelik yoğun bir propaganda kampanyası yürütülmeye başlandı. Tahran yönetimi, Pakistan’ın ismini IAEA kurumuna vermekle suçlandı. Pakistan kamuoyunda, İran’ın yaşananlardan sorumlu olduğu havası oluşturulmaya çalışıldı. Pakistan-İran Dostluk Derneği Başkanı Seyyit Seccat Ali Şah ise Amerika’nın bir taşla iki kuş vurmaya çalıştığını, bir yandan Pakistan’ı sıkıştırırken, öte yandan iki ülkenin arasını açmaya çalıştığını dile getirdi. İranlı yetkililer de bu iddiaları yalanladı.
ZAMAN 29.02.2004