İran İslam Cumhuriyeti'nde, 20 Şubat'ta yapılan yedinci parlamento seçimlerinin resmi olmayan sonuçlarına göre muhafazakârlar, Meclis'teki sandalyelerin yüzde 70'i aşkınını kazandı.
Ülkede seçim öncesinde Anayasayı Koruyucular Kurulu'nun 2 bini aşkın reformcu adayı yasaklamasıyla çalkantılı günler geçirdi. Reformcuların bir kısmı seçimi boykot etti. Hem ulusal hem de uluslararası basının ilgi odağı haline gelen seçimler sonunda yapıldı. Ve, beklenen oldu. Parlamentodaki sandalyelerin büyük çoğunluğu muhafazakâr kanadın eline geçti.
Köktenciliğin uluslararası siyasi arenada iki farklı ve tamamen birbirine zıt anlamı var. 20 yıl önce, bir grup Müslüman, İran'daki İslam Devrimi'nin etkisiyle siyasi gündem ve planlarında öncelikle İslami değerleri esas aldığında, ABD ve diğer Batılı ülkelerde yaşayan insanlar köktenciliğin değişik bir tanımlamasını öğrendi. Ve ülkelerini yöneten siyasetçilerle ciddi anlaşmazlık içinde olan Müslümanlar, aniden onları militan bir üslupla altetmeye başladılar.
Kissinger'in itirafları
Son 30-40 yılda ABD ve diğer Batılı ülkeler kendi çıkarları uğruna İslam ve Arap devletlerinde diktatörlerin yönetime geçmesine olanak sağlayan askeri darbeler düzenlediler. Bu diktatörler, haklarını isteyen kendi halklarını bastırmak için şiddete başvurdular.
Bu tür baskıcı yönetimler muhalefette olanların da yeraltı faaliyetleri yüretmelerine ve silahlanmalarına neden oldu. Ve tabii bu tür faaliyetler ülke sınırlarının dışına taştı, dışarıdan beslendi.
Bir Arap diplomat, eski ABD başkanları Richard Nixon ve Gerald Ford döneminde Dışişleri Bakanlığı yapan, siyaset uzmanı Henry Kissinger 'in bir sözünü anımsatmıştı. Bu diplomat, Kissinger 'a ABD'nin Arap dünyasında neden demokrasi kültürünü yerleştirmek yerine vahşi despotları desteklediğini sormuş. Kissinger'in yanıtı ise Washington'un işine Arap ülkelerinde ve Ortadoğu'da askeri yönetimin egemen olmasının geldiğini içeren tümcelerden kurulu bir yanıt olmuş.
Ve bu yönetimlerin ABD'nin isteklerini tek bir telefonla yerine getirdiğini söyleyerek devam etmiş. Kissinger, ABD'nin bu ülkelere demokrasiyi getirmesi halinde, parlamento, siyasi partiler ve hukukçular gibi sivil örgütlenmelerin ABD'nin çıkarlarının aleyhine olacağının altını çizmeyi de ihmal etmemiş. İşin ilginci, bu acı gerçeği ABD'nin tarihinin en önemli ve etkili siyasi figürlerinden birinin itiraf etmesi. Maalesef, Batı'da günümüzde ''köktenci'' olarak adlandırılan güçler bu bakış açısının ürünüdür.
İki kutuplu dünya
Bir halk kendi liderine karşı güvenini yitirmişse ya da baştaki baskıcı lider kendi çıkarlarından başka şey düşünmüyorsa, diğer halkların haklarını da kendi halkınınkiler gibi görmezden geliyorsa köktencilik doğal olarak yükselişe geçer. Halk için İslami değer ve prensiplere geri dönmekten başka seçenek kalmamıştır. Bu her zaman böyle olmuştur. Bundan sonra da bu kuralın değişeceğini söylemek kolay değil.
Nedense dünya, köktenciliğin herkesin üzerinde anlaştığı net bir tanımını bulamamıştır. Köktenciliğin nerede başlayıp bittiğine dair gerçek ve kesin bir ölçütün de olduğu söylenemez.ABD'li bir gazeteci, bir Arap liderden köktenciliği tanımlamasını istedi. Ve lider iki farklı tanıma yer vererek şu yanıtı verdi:
''Eğer köktencilik bazı bölgeleri bombalamak ve insanları imha etmek anlamına geliyorsa ben buna şiddetle karşı çıkarım. Ancak İslami değerlere, Hz. Muhammet' in yoluna dönmekse o zaman İslam dünyasındaki en koyu köktenci benim.''
Maalesef geçen yirmi yılda şiddet düşkünü köktenciler kadar ABD ve diğer Batılı ülkeler de köktenciliğin kelime anlamını yanlış yorumladılar, yanlış yorumlattılar. Şiddet, kadın ve çocukları boğazlamak aslında İslama göre de yasaktır. Şu anda dünyada iki kutup var; İslam dünyası ve Batı dünyası.
Olumsuz propagandaya rağmen İslam, diğer medeniyetlere ve değerlere karşı değildir. Diğer dinlerin temsilcileriyle işbirliğine de karşı değildir.
Halk, Batılı görüşü önemsemedi
Yıllarca süren siyasi oyunlar sonrasında İranlılar bir kez daha ülkenin kaderini belirleyecek şekilde oy kullandılar. Ve seçmenin çoğunluğu, oylarını ülkenin önde gelen İslamcı şahsiyetleri lehinde kullandı. Bu şahsiyetler içeride ve dışarıda çok ağır eleştirilmiş, saldırıya uğramış kişiler.
Yedinci Meclis'teki halk temsilcilerinin işi bu nedenle zor. İran halkı dünyaya Batılı propagandanın kendilerini kandıramayacağını, kendi kaderlerini kendilerinin belirleyeceğini ve halkın sahip olduğu kaynakların harcanmasına neden olan fraksiyon kavgalarından yorulduğunu, artık bu kavgalardan arınmış bir ortam görmek istediğini gösterdi.
Yedinci Meclis'te görev yapacak milletvekilleri hiç tartışmasız bu zor görevin bilincindeler. Ve önümüzdeki dört yıl içinde halkın verdiği oya uygun ve yakışır bir anlayış içinde olarak yanıt verecekler. Fraksiyon kavgalarını ve tartışmaları bir yana bırakarak ülkeyi yeniden canlandıracaklar.
Bu Meclis, halkın potansiyeli doğrultusunda kalkınma planları yapacaktır. Günün sonunda İran halkı, ABD ve Batı'nın Meclis'teki köktenci şahsiyetlere ilişkin görüşüne önem vermiyor.
HASAN HANİZADE (Tehran Times, İran, 24.02)
CUMHURİYET 01.03.2004