Lozan ile kapandığı sanılan dosyalarını çok uzun yıllar önce açmış olan büyük devletlerin kendi ulusal çıkarları için uygulamaya soktukları büyük planların odağında Türkiye yer alıyor.
Bu ülkenin vatan çıkarları için düşünebilen insanlarının sayısını mümkün olduğunca aza indirmeyi, ayakta kalmayı başaran düşünenleri de yılgınlığa alıştıran psikolojik operasyonlar sonucunda stratejik direncimiz kalmadı.
Stratejik direnç çok önemli bir kavramdır. Bu kavram ülkenin yürekleri vatan için atan insanlarının beyinlerini kullanarak ülkeleri üzerine uygulanmaya çalışılan planları deşifre etmek için elbirliği etmesini, karşı stratejiler geliştirmesini, dünyanın karşısına güçlü bir şekilde çıkmasını anlatır. Türkiye’mizde bu direnç 1980’li yılların sonundan başlanarak aşamalı bir şekilde ortadan yok edildi.
Bu yok etme sürecinde en büyük günah payı medyadadır. Kısıtlı sayıda insanın yaşam biçimlerinin haber bülteni haline getirilen gazetelerde, televizyon kanallarında uzun süre ülke gerçekleri hep gizlendi.
Çalışma, öğrenme neredeyse ayıplanır oldu. Yorulmadan para kazananlar, yorulmadan fikir bildirenler, yorulmadan hükümet olmaya çalışanlar sayesinde bugün Türkiye dış güçler tarafından kendine konulmaya çalışan tuzaklara düşmekten nasıl kaçınabileceğini bilemez hale gelmiştir.
Batı merkezlerinde ilk önce maymunlar üzerinde denenerek kıvamına getirilen ‘alıştırılan yılgınlık’ operasyonu, öyle görünüyor ki insanlar üzerinde en büyük başarısını Türkiye’de kazanmıştır. Düşünme gücümüzü elimizden tamamen almalarına karşı çıkalım. Gözü kapalı Batı hayranlığı içinde o devletlerin memurlarının ettikleri lafları doğru kabul edip rotasız kalmakta olan ülkemizi daha da rotasız bırakmayalım(...)
ASAM stratejik analiz sitesinden değerli Prof.Dr. Ümit Özdağ’ın ‘Kıbrıs’ta Psikolojik Savaş’ adlı makalesindeki analizden, hakkında Türk insanının bilgilendirilmesine pek de gerek duyulmayan ANNAN Planı ile ilgili gerçekleri hep birlikte öğrenelim:
- Annan Planı ile Kıbrıs’taki Türk toprakları yüzde 35’ten yüzde 28’e düşecek. Elde kalan toprakların yüzde 9’una Rumlar geri dönecek, geri kalan yüzde 9 ise dağ, dere, tepe ve gölet şeklinde kullanılamaz alan olduğundan TÜRKLER’İN KULLANABİLECEĞİ ALAN YÜZDE 7’YE DÜŞECEK.
-Rum kesiminin 700 bin olan nüfusunun yüzde 11’i 20 senelik bir süre içinde KKTC’nin kalan sınırları içine göç edecek. 57 BİN TÜRKİYELİ TÜRK HEMEN KIBRIS’I TERK EDECEK. Sonuçta TÜRK PARÇA DEVLETİ İÇİNDEKİ RUM NÜFUSU YÜZDE 28’ E KADAR ÇIKACAK.
- Annan Planı’na göre Rumlar’a teslim edilecek Güzelyurt ve Teselya KKTC’nin 750 milyon dolar olan Gayrı Safi Milli Hasılası’nın YÜZDE 50’SİNİ OLUŞTURMAKTADIR. Yani bir hamlede zaten fakir olan Türkler yüzde 50 daha fakirleştirilmektedirler.
-Güzelyurt’tan çekilecek Türkler zaten az olan su kaynaklarının 9/7’sini Rumlar’a teslim etmiş olacaklardır. Türkler’e bırakılan topraklar susuzluğa mahkum edilmektedirler.
- Ercan Havaalanı ve Rumlar’a devredilecek, KKTC’nin sanayi bölgesi olan Haspolat Rumlar’ın denetimine girecektir.
- 1964’ten bu yana bir işe yaramamakta olan Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne ‘operasyonel barış gücü’ unvanı veriliyor yani onlara güç kullanarak müdahale yetkisi tanınıyor. Çünkü onlar Türk kesimine yerleşecek Rumlar’ı korumasını üstlenecekler ve Türkler’e müdahale edecekler. (Anlayacağınız BM Türkler’e karşı savaş yetkisi almaktadır. Onları koruyacak tek güç olan Türk Ordusu ise alayından çarşıya çıkmak için bile 24 saat öncesinden izin almak zorunda kalacaktır)
- Bütün bu düzenlemelerden sonra Türk kesiminden Senato’ya katılacak 24 temsilcinin 16’sı Türk, 82’si Rum olacaktır. Temsilciler Meclisi’ne Türk tarafından katılacak 12 temsilcinin 8’i Türk, 4’ü Rum olacaktır. Yani lafı edilen siyasi eşitlik bir kandırmacadır.
Sevgili okurlar 2003 yılının başında bir değerlendirme yapan Yunan Başbakanı ‘Yunanistan ve Helenizm için bir sayfa açılmıştır’ demiştir ve de çok haklıdır. Türkiye Avrupa’nın ve Yunanistan’ın elinde bir oyuncak haline getirilmiştir.
Ben bunu sindiremiyorum. Ne Yunanistan ne de Avrupa düşmanıyım ama ülkemi hepsinden çok severim. Kahramanlık edebiyatı yapacak da değilim ama en azından dış ülkeler tarafından aptal yerine konulup, kandırılmayı da kişisel bir hakaret olarak görürüm. Yenilebiliriz olabilir ama en azından mücadele ederek yenilelim. Düşünelim, çalışalım, yorulalım da haysiyetimizi kaybetmeyelim...
8.3.2004 / SERDAR TURGUT / AKŞAM