İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

İşsizlik, iflas ve yoksullaşma!

İşsizlik, iflas ve yoksullaşma!
Ekonomi
|

Önümüzdeki yıllarda da sürdürüleceği ortaya çıkan IMF ile istikrar programında ana hedef olarak belirlenen 'tek haneli enflasyon' politikasının Türkiye'nin başına büyük belalar açmasından endişe ediliyor.

Kalıcı bir istikrara dayanmayan, sadece iç tüketimdeki talebin daraltılması sonucu zoraki inişe geçen enflasyon rakamlarının yoksulluk, iflas ve işsizliğin artmasına neden olabileceği belirtiliyor. Yatırım, büyüme ve bütçenin kaderinin de enflasyon hedefine tabi olacağı vurgulanıyor. Ekonomist Mustafa Sönmez, hükümetin, enflasyonu yavaşlatmak ve ihracatçıya rekabet gücü vermek için KİT'lerin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarını düşük tuttuğuna dikkat çekiyor. Sönmez, enflasyonu tek haneye indirmenin ana hedef olarak gösterildiği IMF programı ile önümüzdeki iki yılın içeride kemer sıkmaya, dışarıya ise ucuz mal satmaya neden olacağını söylüyor. Sönmez, bunun da borç dağının büyüyerek sırtımızda kalmasına ve rantiyelerin faiz alacaklarının önceliğe sahip olması anlamına geldiğine işaret ediyor. Devlet ve vatandaş harcama yapmayı bıraktı Ekonomist Mustafa Sönmez, iç tüketimdeki zoraki daralma ile enflasyon rakamlarının inişe geçtiğine işaret ederek, " İç tüketim, kriz yılı 2001’de, bir önceki yıla göre, reel olarak yüzde 14 gerilemişti. Nüfusun her yıl 1 milyon dolayında artmasına rağmen, 2002 ve 2003’te ulaştığı seviye, kriz öncesini yani 2000’deki tüketim seviyesini yakalayamadı ve 2003 tüketimi, 2000’in hâlâ reel olarak yüzde 10 altındaydı. 1987 fiyatlarıyla son 4 yılın 9 aylık tüketim harcamaları dikkate alınırsa, 2000’de 93.1 trilyon TL olan tüketimin izleyen iki yıl da 80 trilyon TL dolayına indiği ve 2003’te ise ancak 83 trilyon TL’ye çıktığı görülür. Hane halkı harcamalarında 2000 düzeyine 2003’te de ulaşılamazken, özel sektör yatırımlarında önemli bir gerileme olduğu dikkati çekiyor. Zaten 2000 öncesinde de gerilemiş bulunan devletin yatırım harcamaları, bu dönemde iyice geriledi. Devletin tüketim harcamalarının da 2000 seviyesini yakalayamadığı görülüyor."diye konuşuyor. İflaslar artarak sürüyor Sönmez, iç talepteki gerilemenin, iç pazara dönük üretim yapan birçok firmayı ihrataca zorladığını vurgulayarak, "Buna imkanı olmayanlar ise, daraltılan iç pazarda ayakta kalma mücadelesi verdi. Özellikle perakende ticaret sektöründe siftah yapamayan bir dizi şirket, esnaf kepenklerini kapadı. DİE verilerine göre, “şirket” statüsünde olan işyerlerinin kapanması 2000’den itibaren artarak sürdü. 2000’de 1887 şirket kapanmışken bu sayı 2001’de 2464’e çıktı. Kapanan şirket sayısı 2002’de 3667’yi, 2003’te de 5000 ‘i buldu. "şeklinde konuşuyor. Sönmez, 'şirket' statüsünde olmayan küçük işyerlerinde ise yaprak dökümünün daha hızlı olduğuna işaret ederek, "2000 yılında 12 bin dolayında işyeri kapanmışken 2001 yılında 13 bin 707 işyeri kepenklerini indirdi. İşyerlerinin kapanması “ekonomi iyileşti” iddialarının sürdüğü izleyen iki yıl da devam etti. 2002’de yaklaşık 15 bin, 2003 yılında da 12 bin 500 işyeri piyasaya havlu attı. İşyeri kapanan birçok esnaf ve girişimci ile birlikte bu kuruluşlarda çalışan işçiler de işsiz kaldılar."ifadelerini kullanıyor. Ucuz girdi, Düşük kur Öte yandan, enflasyonu yavaşlatmak ve ihracatçıya rekabet gücü vermek için KİT’lerin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatları düşük tutuluyor. Bu, aslında ertelenmiş bir maliyet ve günün birinde faturası ödenecek. Sönmez, bu tabloyu ise şöyle yorumluyor: "Enflasyonu yavaşlatmada etkili olan en önemli araçlardan biri de, Türk Lirasının değer kazanması, doların artışının yavaşlatılması oldu. 2003 yılında ise dolar kuru neredeyse sabit tutuldu. Bu, ithalatı özellikle de, ithal enerji fiyatlarının teminini ucuzlaştırdı. Düşük kur politikasının sonuçları, ekonomiyi düşük kura mahkum ediyor, bağımlı hale getiriyor. Zira, kurdaki herhangi bir nedenle yükseliş söz konusu olduğunda pembe tablo kararmaya başlıyor. Kurun yükselmesi enflasyon oranını artırıyor, faiz ödemelerini büyütüyor, ekonominin ithal boyutunun işlem hacmini daraltıyor ve döviz cinsinden kişi başına düşen milli geliri küçültüyor. Kurdaki bu yaklaşımın eninde sonunda ciddi bir cari açık oluşturması ve yeniden birçok dengeyi alt üst etmesi çok muhtemel." Enflasyonun faturası ne olacak? Reel ücretler, maaşlar, emekli gelirleri geriledi. Reel ücretler gerileyince, ürün maliyetleri, dolayısıyla fiyatlara yansıması da azaldı. Reel maaşlar ve emekli maaşlarının gerilemesi, devletin harcamalarını azalttı. Reel gelirlerin azalması tarımda da sürdü. Gıda ve tarım grubu fiyatlarında hissedilir bir düşüş görüldü. Bu da genelde fiyatların temposunu yavaşlattı. Tarım ve tarım dışındaki reel gelirlerin azalması, iç talebi düşürdü. İç talep yavaşlayınca fiyatlardaki artış da geriledi. İç talebi oluşturan aile harcamaları, devletin tüketim ve yatırım harcamaları ile özel kesim yatırımları hep geriledi. Böylece, gerileyen iç talep, içerideki fiyatların da artışını frenledi. Dövizdeki tırmanış yavaşlatıldı. 2002’de ortalama 1 milyon 512 bin TL olan döviz kuru, 2003’te ortalama 1 milyon 500 bin TL’de tutuldu. Özellikle akaryakıt ve enerji ile dayanıklı tüketim fiyatları, bu ucuzlatılmış dövizden olumlu etkilendi. İthalattaki patlamaya rağmen, üretim için ithal edilen hammadde, yarı mamul madde fiyatları, bu sayede daha ucuza mal edildi. Bu da fiyatları geriletici bir etki yarattı. İşsizler ordusu büyüyor Enflasyonu yavaşlatma çabasının ağır bir faturası da artan işsizlik biçiminde tezahür ediyor. Ucuz işçilik ve durmadan çoğalan yedek işsizler ordusu cazibe unsurları olarak yabancı sermayeye sunuluyor. Sönmez, 'katmerli sömürü' olarak adlandırdığı ve aynı işin daha az işçi tarafından yapılmasına dayanan politikayı ise, "Katmerli sömürü, “verimlilik artışının şahlanışı” olarak alkışlanmakta, hatta teşvik edilmektedir. Kentlerde, eğitimli gençler arasında işsizlik oranı yüzde 32’ye çıkmış bulunmakta ve bu genç işsizler ordusu hızla büyümektedir. Yavaşlayan enflasyona rağmen reel faizler hala yüksek tutulduğu için, bir türlü yatırım iklimine geçilmemekte ve işsizlik artarak sürmekte, mevcut işletmelerde de tensikatlara gidilerek işçi çıkarılmakta, yeni işsizler yaratılmaktadır. Bütün operasyonlar işçi hakları, gelirleri üstüne düzenlenirken iç ve dış borçlar üstüne hiçbir düzenleme yapılmamakta, borç faizlerinin ödenmesine birinci öncelik verilmektedir." sözleriyle eleştiriyor. Bütçe üstünde yükler Başarı gibi gösterilen uygulamalardan biri de bütçe ile ilgili. Sönmez, bütçede “faiz dışı fazla” hedefine ulaşılarak IMF’ye verilen taahhüdün tutulduğu ve bu fazla sayesinde borçların çevrilebildiğini savunanların bu hedefin faturasını da hatırlatmak zorunda olduklarını dile getiriyor. "Bu fatura yine toplumun alt gelir gruplarına çıkarılmıştır" diye konuşan Sönmez, "Vergiler içinde çoğu ücretlilerce ödenen dolaylı vergilerin payı yüzde 70’e çıkarılırken, gelir vergisinde ücretliler yine vergi hamalı kaldı. Vergi kaçakları ise dudak uçuklatıcı boyutlara çıktı. Öte yanda bütçeden yapılan harcamalardan rantiyeler yüzde 40-50’lere varan faiz payları alırlarken eğitim, sağlık, sosyal güvenlik için yapılan harcamalar iyice budandı. Yatırımların payı yüzde 5’e varan oranlarda azaltılarak devletin istihdam yaratıcı, altyapı sağlayıcı özellikleri de ortadan kaldırıldı. Sosyal devletin, yatırımcı devletin rafa kaldırıldığı bir bütçe ile ancak “faiz dışı fazla” oluşturuldu ve borçlar çevrilebildi, bu da bir başarıymış gibi sunuldu" şeklinde konuştu. MİLLİ GAZETE 15.03.2004
AKRA