Dünya vahşete teslim oluyor da kimse, bunlar neden oluyor diye enine boyuna sorgulamaya yanaşmıyor. Tüketim toplumları, ayakta kalsın diye, bu coğrafya kan gölüne dönüyor. Gaflet uykusundan uyanmazsak, daha da dönecek.
İnsan ömrü topu topu 70 - 80 sene, neyi paylaşmak için birbirimizi boğazlıyoruz’ diye durup düşünene meczup gözüyle bakılıyor. Modern çağın başlangıcında, bilimsel gelişmeye büyük ümitler bağlandı, savaş, şiddet, suç, kısacası kötülük ortadan kalkacaktı. Ham hayaldi, zira savaşın, şiddetin nedeni cahillik değildi, konu bilimsel bir konu değil etik bir konuydu. Es geçildi. İyi ama, yolun sonuna geldik, bilimse bilim, teknoloji ise teknoloji, hiçbiri demek dertlere deva olmuyor. Örneğin, bunlar, insanın açgözlülüğüne çare bulamıyor, tam tersine açgözlülüğü kamçılıyor, insanların birbirini boğazlaması için fazladan alan açıyor. Kapitalizm, insan açgözlülüğü üzerine gelişen bir sistem, ‘tüketim toplumu’ ne demek? İnsan açgözlülüğünün sınırsızca önünün açılması değil mi? Dünyanın yeni bir ateş çemberine girmesinin temelinde, bu basitmiş gibi gözüken, ama üzerinde yeretince düşünülmeyen temel meseleler var. Ortalama Amerikalı veya diğer müreffeh toplumların, yoksul olmayan sınıfları o standardı tuttursun, hatta daha da yükseltsin diye, varsın, dünyanın gerisi telef olsun. Seçim bu, sonuç ortada(...)
Bakın, bir hafta içinde, İspanya’da bunca insan öldü, komşularımız Gürcistan ve Suriye’de, ‘tuhaf’ kargaşalar baş gösterdi. Irak’taki içler acısı durum, değil iyileşmek, kötüleşerek devam ediyor. Dünya vahşete teslim oluyor da kimse, bunlar neden oluyor diye enine boyuna sorgulamaya yanaşmıyor. Dünyanın müreffeh ülkeleriyle, onların yoksullar dünyasındaki müreffeh müttefikleri şu açgözlülüğe bir sınır tanısalar, bakın her şeyin dengesi nasıl değişiyor. Olmayacak şey mi? Belki, ama yine de neden olmasın? Ölümlü dünya, ne lüzum var, daha fazla tüketmek için dünyanın geri kalanını vahşete mahkûm etmeye?
Bu soruların basit ve safça mı olduğunu düşünüyorsunuz? Hiç, öyle değil. Asıl basit ve aptalca olan, hayatın temel meselelerini es geçip, tüketme budalası, savaş makinesi olmak. Bakmayın, bu budalalık içinde yaratılan karmaşıklığa, o karmaşanın temelinde ne var, onu kurcalayın.
Gelelim, bu karmaşanın bölgemizi ne hale getirdiğine. Nihayetinde, tüketim toplumları, dahası tüketim miti ayakta kalsın diye, bu coğrafya kan gölüne dönüyor. Gaflet uykusundan uyanmazsak, daha da dönecek. Ne oluyor, Irak’ta, Suriye de? Bir an için kaldırın kafanızı jeopolotik santranç tartışmalarından, sonu gelmez! Bu satranç oyununda, sonuçta herkesin herkesle sorunu çıkar, sonu gelmez husumetlerin biri biter biri başlar, daha doğrusu husumetlere husumet eklenir. Bırakalım bu husumetler üzerinden rant elde etmeye çalışanların ekmeğine yağ sürmeyi.
Bakın, bu coğrafyada, Türkler, Kürtler, Araplar, Farslar, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler var, barış içinde bir arada yaşamanın bir yolunu mutlaka bulmamız lazım. Bu dünyanın bütün coğrafyaları için geçerli. Ama Ortadoğu’da durum iyice vahimleşiyor. Aramızdaki kan davalarını bitirmenin zamanı çoktan geldi de geçiyor, biz barışmazsak, kimse bizi barıştırmaz. Burada birlikte yaşayacağız, ‘tarihi şans’ peşinde koşmanın anlamı yok, tarih kimseye durduk yerde ‘şans’ tanımaz ve bu tür şanslardan kimseye hayır gelmez. Bırakalım, birbirimize karşı ittifakların peşinde koşmayı, hayal gibi gelebilir ama, gelin İsrail’i de işin içine katan, bölgesel bir barış projesi için kafa yoralım, gayret sarf edelim. Bu hayali canlı tutalım, vahşetten rant çıkarmaya çalışanların hesapları ne kadar bozulursa o kadar kârdır. Aslında herkes bir hayal peşinde koşuyor, biz insanlık için hayırlı, onurlu olanının peşinden koşalım.
18.3.2004 / NURAY MERT / RADİKAL