ABD'ye yönelik kuşkular, bölgenin her köşesinde hiç olmadığı kadar büyük. ABD'de bağımsız bir kuruluşun yaptığı son araştırma, Ürdün, Fas ve Pakistan'da halkın çoğunluğunun Amerikan ve Batı hedeflerine yönelik intihar saldırılarının meşru olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye'de bile bu oran yüzde 31.
Bush'un son Ortadoğu macerasının Arap dünyasında yol açtığı öfkeli dalgalanmalar, Batı'da pek az dikkat çekiyor. 'Büyük Ortadoğu' girişimi olarak adlandırılan plan, dünyanın en az demokratik bölgelerinden birinde demokrasiyi zorla geliştirmeyi hedefliyor.
Planın ayrıntıları, sanayileşmiş ülkelerden menkul G-8'in bu haziranda yapacağı zirvenin ardından açıklık kazanacak. Amerikalı yetkililer, zirveden çıkacak belgeyi 1975 tarihli Helsinki İnsan Hakları Sözleşmesi ile kıyaslıyor; hatırlanacağı üzere, Helsinki belgesi Sovyetler Birliği ve onun Doğu Avrupa'daki müttefik rejimlerini adım adım açılmaya ve nihayetinde çöküşe zorlamıştı.
Büyük Ortadoğu girişimi, neo-muhafazakârların zihinsel ürünü; Saddam Hüseyin'in güç kullanılarak alaşağı edilmesini, Ortadoğu'da devrilen ilk domino taşı olarak kullanmaya çalışıyorlar. Arap dünyasında reformları baskı yoluyla ilerletme kavramı, ABD'de yaygın destek görüyor. Katı şekilde yaptırım uygulamak veya askeri güç kullanmak yerine, Arap muktedirlerin de rızasını alarak bir kuşak değişimine gitme fikri ise, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın yanı sıra, John Kerry gibi Demokrat Partili liberaller tarafından kabul görüyor.
En ılımlı biçimiyle bile, mevcut reçete Arap liderleri derin endişelere sevk edecek nitelikte. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ve Ürdün Kralı bu ay içinde ayrı ayrı Avrupa turuna çıkarak, Tony Blair ve diğer Avrupalı liderlerden Amerikalıları desteklememelerini istedi.
Kahire'de toplanan Arap dışişleri bakanları da, planı kabul etmek, adapte etmek veya reddetmek seçenekleri üzerinde kaygı dolu tartışmalar yürüttü. Tartışma bugün Tunus'ta yapılması planan Arap zirvesine devredildi, fakat ABD'ye nasıl bir tepki verileceği konusunda ciddi bir uzlaşmazlık olduğu için Arap liderler zirveyi sebep göstermeden erteledi.
Reddiyeci kampın başını Mısır ve Suudi Arabistan çekiyor. Mübarek son olarak, "Eğer kapıyı tamamen açarsak, kaos çıkar" açıklamasını yaptı. Fakat bu iki ülkenin liderleri, ABD yönetimine cepheden karşı çıkmamaya özen gösteriyor. Ülkelerinde reformların gerektiği konusunda hemfikir olduklarını iddia ediyorlar, fakat onlara göre bu reformlar 'yerli malı' olmalı(...)
ABD'ye yönelik kuşkular, bölgenin her köşesinde hiç olmadığı kadar büyük. ABD'de bağımsız bir kuruluşun yaptığı son araştırma, Ürdün, Fas ve Pakistan'da halkın çoğunluğunun Amerikan ve Batı hedeflerine yönelik intihar saldırılarının meşru olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye'de bile bu oran yüzde 31. El-Masri'nin dikkat çektiği bir başka konu da Filistin sorunu. Belki de Arap liderlerle hemfikir olduğu yegâne konu bu. "Şaron sivilleri öldürdükçe ve evleri yıktıkça, ABD'nin demokrasi nutuklarını dinlemeyeceğim" diyor. Amerika'nın dile getirdiği demokratikleşme hedeflerini paylaşan Arap aydınları, meselenin yanlış insanların elinde olduğunu düşünüyor.
30.3.2004 / JONATHAN STEELE / THE GUARDİAN / RADİKAL