AB'ye girmesi kesinleşen Rumların derdi herkesi tatmin edecek bir anlaşma değil. Hazırlanan Annan Planı'nın hangi biçimiyle olursa olsun Kıbrıs Türk halkının elde edeceği hakların zaman içinde eritilebileceğini Rumlar da biliyor. Dolayısıyla onları asıl mutlu edecek olan, Annan Planı'nın Kıbrıs Türkü'nü daha işin başında Rumlara tabi bir azınlık haline getiren düzenlemeye dönüştürülmesi.
Avrupa Birliği İsviçre'deki sürece fiilen katıldı
Anlaşma olsa da olmasa da Kıbrıs Türkü'nün haklarının zaman içinde eriyebileceğini Rumlar da biliyor
KKTC'de egemenliğe son
* Annan Planı'nın anlaşmasıyla Türklere tanınan koruyucu hak ve istisnalar, rahatlıkla Avrupa Birliği Adalet Divanı kararlarıyla ortadan kaldırılabilecek. Koruyucu istisnaların AB birincil hukuku haline getirilip, kalıcı kılınmasının yolu, bunların bir protokole bağlanıp, AB üye ülkeleri parlamentoları tarafından onaylanmasıdır. Buna da ne AB, ne de Yunanistan yanaşmıyor.
* Geçiş süreleri iki bakımdan da yok denecek kadar kısa: Federal devletin kuruluşu ve Rumlara kuzeyden bırakılacak olan toprakların devri. Geçiş süresinin kısaltılması, ortak devletin sağlıklı bir işlerliğe hazırlanarak başlatılmasını olanaksız kıldığı gibi neredeyse 60 bin Türk'ün hiçbir hazırlık yapılmadan yerinden olmasına yol açacak gibi görünüyor.
* '' Yunanistan, Türkiye ve İngiltere'nin Açıklaması" başlıklı belgenin referanduma sunulacağı zaten biliniyor. Şimdiden Türk hükümetini referandumda Annan taraftarı yapmak istiyorlar. Türk hükümetinin konuyu TBMM'ye getirmeden kendisini bağlaması, bizim hukukumuza göre mümkün değil. İmzalarlarsa, anayasayı da, yanından dolaşarak aşmak istedikleri sonucu çıkacaktır.
Başkanlık konseyini anlatan 2. paragrafta, ''dönüşümlü başkanlık'' sistemi düzenlenirken ''eğer konsey başka türlü karar vermemişse'' ifadesinin eklenmiş olması, düzenlemenin ileride havada kalmasının yolunu açmaktadır.
İŞÜKRÜ SİNA GÜREL
lk bölümünü dün yayımladığım "Kıbrıs'ta Son Nokta" yazının ikinci bölümü hazırlandığı sırada, İsviçre dağlarında Kıbrıs konusunda yapılan değerlendirmeler devam ediyordu. Bu arada, tarafların itirazlarını Annan 'ın ne ölçüde dikkate aldığı ve plana nasıl bir son biçim verdiği de belli olacak. Annan taraflardan referanduma gitme taahhüdünü imzalamalarını istiyor. Gece yarısına doğru bu imza atılacak mı, onu da görmüş olacağız. Ancak, bu biçimiyle plan ve eklerinde getirilen sözde AB güvenceleri, Türk tarafının temel isteklerini karşılamaktan uzak. Eğer varılacak anlaşmanın ''AB Birincil Hukuku'' haline getirilmesi konusu yeterli güvenceye bağlanamazsa, aslında görüşülecek ve referanduma sunulacak bir anlaşma da ortaya çıkmamış olacaktır. Bu temel eksiğe karşın Annan'ın metni ve eklerini referanduma sunma taahhüdünü M. Ali Talat ve Serdar Denktaş 'ın vermesine izin verirler, üstelik kendileri de önlerine konan belgeyi imzalarlarsa, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül Kıbrıs üzerindeki Türk hak ve çıkarlarını tehlikeye atmış olacaklardır. Bu sabah bu konu açığa çıkmış olacak.
Biz yine de temel nitelikleriyle belli olan son Annan Planı'nı ayrıntılı bir biçimde incelemeye koyulalım.
Genel değerlendirme
Planın yeni biçimi bütünüyle değerlendirildiğinde, Denktaş'ın ''Annan Planı ne kadar değiştirilirse değiştirilsin, temel yaklaşımları değişmedikçe bizim 'olmazsa olmazlarımız' ı karşılayacak hale getirilmesi mümkün değildir'' görüşünün ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor. Plan belki bir değişiklik daha geçirecek, ama temel nitelikleri yerli yerinde duracak. Bunun için evvelki günden beri Türk kamuoyunun ''Annan bizim isteklerimizi yerine getirdi; Rumlar kızgın ve telaşlı'' havasına kaptırılmaya çalışılması, Kıbrıs'ta ''nasıl olursa olsun 'çözüm' isteyenler'' in işi... Gerçekçi bir değerlendirme yapıldığında durum çok farklı. Üstelik anlaşma olsa da olmasa da AB'ye girecek olan Rumların derdi herkesi tatmin edecek bir anlaşmaya varmak değil. Annan Planı'nın hangi biçimiyle olursa olsun, Kıbrıs Türk halkının elde edeceği hakların zaman içinde eritilebileceğini Rumlar da biliyor. Dolayısıyla onları asıl mutlu edecek olan, Annan Planı'nın Kıbrıs Türk'ünü daha işin başında Rumlara tabi bir azınlık haline getiren bir düzenlemeye dönüştürülmesi. Bunu sağlamaya çalışıyorlar. Yoksa mutlu olmayacaklar!
İki kesimlilik sulandırılıyor
Annan Planı, model olarak ''üniter devlet'' ağırlıklı. Kıbrıs Türk halkına egemenlik hakkı tanımıyor. Türklere verilen haklar ve çıkarlar, ''denge'' sağlamak uğruna Rumlara verilenler karşısında çok hafif kalıyor. Bütün bunlara toprak ödünleri de eklenince, durum daha da kötüleşiyor. İki kesimlilik sulandırıldığı gibi ileride Rumlar kuzeye de sahip olmasın diye getirilen önlem ve kısıtlamalar kalıcı hale getirilmiyor.
Annan Planı'nın sonuna ''çözüm'' ün AB hukuku haline getirilmesine ilişkin ''uyum senedi'' (Act of Adaptation) eklenmiş. Oysa senetler, Gündüz Aktan 'ın dünkü yazısında da belirtildiği gibi, AB üçüncül hukukunu oluşturuyor. Bağlayıcılıkları, kalıcılıkları neredeyse yok. Böylece anlaşmayla Türklere tanınan koruyucu hak ve istisnalar, rahatlıkla AB Adalet Divanı kararlarıyla ortadan kaldırılabilecek. Koruyucu istisnaların AB birincil hukuku haline getirilip, kalıcı kılınmasının yolu, bunların bir protokole bağlanıp, AB üye ülkelerinin parlamentolarında onaylanmasıdır. Buna da ne AB, ne de Yunanistan yanaşmıyor.
Annan Planı'nın son biçiminde, Türk tarafı lehine yapılan bazı değişiklikler var ama, bunları ''dengeleyen'' karşı değişiklikler, birlikte değerlendirilmeli. Bu ''iyileştirmeler'', Türk tarafına, Annan Planı'nın özünü ve toprak konusunda daha fazla ödünü kabul etmek kaydıyla tanınıyor. Kuzeye yerleşecek Rumların nüfusa oranı yüzde 21'den yüzde 18'e indiriliyor ama, daha çok toprağın Rumlara bırakılması kaydıyla. Üstelik, 65 yaşın üzerindekiler ve Karpaz'a yerleşecek olanlar bu oranların dışında tutulunca, kuzeye yerleşebilecek Rumların sayısı yine 70 bine çıkıyor.
Annan Planı'nın Rumların isteklerine yanıt veren en önemli yanlarından biri, ''yeni durum'' a geçiş sürelerini neredeyse ortadan kaldıracak biçimde kısaltmış olması. Geçiş süreleri iki bakımdan da yok denecek kadar kısa: Federal devletin kuruluşu ve Rumlara kuzeyden bırakılacak olan toprakların devri. Geçiş süresinin kısaltılması, ortak devletin sağlıklı bir işlerliğe hazırlanarak başlatılmasını olanaksız kıldığı gibi neredeyse 60 bin Türk'ün hiçbir hazırlık yapılmadan yerinden olmasına yol açacak gibi görünüyor.
Planın ayrıntıları
İlk belge, Annan'ın Kıbrıslı taraflarca hemen imzalanmasını istediği ''Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözümü'' başlıklı olan belge. Burada, önce, tarafların ayrı ayrı ama eşzamanlı olarak referanduma sunacakları ''soru'' belirtiliyor: ''Bütün ekleriyle birlikte 'Kurucu Antlaşma' yı, Kıbrıs Rum/Kıbrıs Türk devleti anayasasını ve yürürlüğe girecek yasaları, Kıbrıs'ın AB'ye girişini sağlayacak yeni durumu yürürlüğe sokmak üzere kabul ediyor musunuz?'' Burada, planın eski biçimine göre olumlu bir değişiklik var: İmza yerleri eski planda ''kurucu devletler'' olarak açıldığı halde, şimdi Kıbrıs Türk Devleti ve Kıbrıs Rum Devleti olarak yazılmış. Bu belgede, ayrıca, referandumlardan olumsuz sonuç çıkarsa ya da garantör devletlerden biri kendileri için öngörülen antlaşma metnini imzalamazsa, ''çözüm'' ün başlangıçtan itibaren hükümsüz olacağı belirtiliyor. Ancak, bu metnin imzalanmasıyla referanduma gidiş konusunda kendimizi bağlamamız, özellikle anlaşmanın AB birincil hukuku haline getirilmesinin mümkün görünmediği bir aşamada, belirsizliklere peşinen razı olmamız anlamına gelecek. Bu metin imzalanmamalı. Anlaşma AB birincil hukuku olamayacaksa, referanduma da götürülmemeli.
İkinci belge, ''Yunanistan, Türkiye ve İngiltere'nin Açıklaması'' başlığını taşıyor. Burada garantör devletler, ''çözüm''ün referanduma sunulacağını ve buradan olumlu sonuç alınmasıyla ve kendilerinin imzalayacakları antlaşma ile birlikte yürürlüğe gireceğini belirtmiş olacaklar. Bu belgenin Tayyip Erdoğan veya Abdullah Gül tarafından imzalanması çok önemli sakıncaları birlikte getirecek. İmzalarlarsa, planı olumlu karşıladıkları ve referanduma sunulacak belgeye itirazları olmadığı havasını yaratacaklar. Belgenin referanduma sunulacağı zaten biliniyor. Şimdiden Türk hükümetini referandumda Annan taraftarı yapmak istiyorlar. Üstelik Türk hükümetinin konuyu TBMM'ye getirmeden kendisini bağlaması, bizim hukukumuza göre mümkün değil. İmzalarlarsa, anayasayı da, yanından dolaşarak, aşmak istedikleri sonucu çıkacaktır.
Üçüncü belge, AB Komisyonu için hazırlanan açıklama taslağıdır. Bu açıklamanın, sona eklenen ''uyum senedi'' ile birlikte düşünülmesi gerekir. Ayrıca, Avrupa Konseyi Başkanı ve BM Genel Sekreteri için de birer açıklama metni vardır.
Kurucu anlaşma (Foundation Agreement) Kurucu anlaşmanın içeriğinde ilk yer alan ''temel hükümler'' dir. Daha önceki anlaşma taslağına göre önemli sayılabilecek bir değişiklik, üçüncü temel hükümde yapılmıştır. ''Birbirimizin ayrı kimliğini ve ilişkimizin bir çoğunluk azınlık ilişkisi değil, siyasal eşitlik ilişkisi olduğunu kabul ederek'' ifadesine, şimdi ''Bu ilişkide taraflardan biri öteki üzerinde otorite veya yasama yetkisi iddia edemez'' sözü de eklenmiştir. Eğer ''otorite'' sözcüğü yerine ''egemenlik'' konabilse, bu Türk tarafının beklentilerini karşılayabilirdi. Hatta, bu egemenlik iddiasının yalnız tarafların birbirlerine karşı değil, ''adanın bütünü için'' öne süremeyeceklerini de eklemek gerekirdi.
Madde 1 Yeni Durum: Bu maddede bir değişiklik var. Eskisinde ''Kıbrıs, katılım anlaşmasını imzalayıp onaylayacak ve AB'ye katılacaktır'' yerine, ''Kıbrıs AB'ye üye olacaktır'' deniyor. Bu olumsuz ve geriye giden bir değişiklik, çünkü Kıbrıs adı altında AB ile Rumların yapmış olduğu katılım anlaşmasını Kıbrıs Türk tarafının kabul etmesi isteniyor. Aslında yeni kurulacak devletin adı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olduğuna göre, bu devletin AB üyesi olacağı açıkça belirtilip Kıbrıs Türk Devleti'nin de ayrı bir anlaşma veya protokol ile eski düzenlemeye katılması öngörülmeliydi.
Madde 3 Vatandaşlık: Bu başlık altında ''bir geçici süre için'' kurucu devletlerin her birinin ötekinden gelerek kendi sınırları içinde yerleşmek isteyenlerin sayısını sınırlandırabileceği hükmü yer alıyor. Bu amaçla yapılacak sınırlandırmanın oranı yüzde 21'den yüzde 18'e indiriliyor ama, sınırlamanın süresi her aşama için kısaltılıyor. Böylece eskiye oranla -ilk bakışta- daha az Rum, ama daha kısa süre içinde Türk devletine yerleştirilebilecek. Ayrıca bu maddenin 6. paragrafında kurucu devletlerin kendilerini koruyucu önlemleri ''AB hukukuna uygun olarak'' alabilecekleri belirtilince, eğer Türk tarafını koruyucu sınırlandırmalar AB birincil hukuku haline getirilemezse, bunların ''eritilebileceği'' de kabul edilmiş oluyor. Hepsinden önemlisi, 7. paragrafta yerleşim sınırlamalarının sonu olarak saptanan ''19 yıl veya Türkiye'nin AB üyeliği'', sınırlamanın sürekli değil, geçici olabileceğini gösteriyor. Oysa, bu sınırlandırma yetkisinin Kıbrıs Türk tarafına geçici değil, sürekli olabilecek biçimde tanınması doğru olacaktır.
Madde 4 Temel Haklar: Bu maddenin 3. paragrafında daha önce yalnızca Maruni, Latin ve Ermeni dini azınlıklar yer alırken şimdi ''öteki azınlıklar'' ifadesi ve ''Roman'', yani Çingeneler de eklenmiştir. Çingeneler öteden beri kendilerini Müslüman Türklerden ayırmadıklarına göre, bu değişiklikle bir de yeni bir ayrılık unsuru getirilmek istendiği düşünülebilir. Yunanistan kendi ülkesinde de Pomak-Türk ayrımı gözeterek aynı şeyi denemiştir.
Madde 5 Federal Hükümet: Bu maddeyle senatonun kuruluşunda ''Kıbrıs Rumları ve Kıbrıs Türkleri'' nin eşit temsili öngörüldüğü için, olumlu bir değişiklik vardır. Ancak, başkanlık konseyini anlatan 2. paragrafta, ''dönüşümlü başkanlık'' sistemi düzenlenirken ''eğer konsey başka türlü karar vermemişse'' ifadesinin eklenmiş olması, düzenlemenin ileride havada kalmasının yolunu açmaktadır.
Madde 7 Geçici Federal ve Kurucu Devlet Kurumları : Burada federal yapının oluşturulması için 13 Haziran'a kadar bir ''geçiş süresi'' öngörülmektedir. Bu kadar kısa sürede ''geçiş'' yapılacağı beklenince, aslında geçiş süreci öngörülmediği ve Rumların temel isteklerinden başlıcasının yerine getirildiği görülür . Kuzeyde yasalar uyumlaştırılmış değildir; devlet yapısının hemen değiştirilmesi olanaksızdır; ekonomik açıdan da en az iki yıllık bir geçiş sürecine gereksinim vardır. Türk tarafı böyle bir taahhüt altına girerse, yönetimiyle ve ekonomisiyle bir kaos yaşayacaktır.
Madde 8 Silahsızlandırma: Bu maddeyle Yunanistan ve Türkiye'nin adada bulundurabilecekleri asker sayısına zaman içinde sınırlamalar getirilmekte ve ''sonunda tamamen kaldırmayı amaçlayarak'' bunun yapıldığı belirtilmektedir. Buna göre, taraflar 2011 yılına kadar 6 bin, 2011-2018 arasında (veya Türkiye'nin AB üyeliğinin gerçekleştiği güne kadar) 3 bin askeri adada bulundurabileceklerdir. Bu tarihten sonra Yunanistan'ın 950, Türkiye'nin ise 650 askerle adada kalabileceği öngörülmektedir.
Askere sınırlandırma
Ayrıca, güvenlik ve garantiler konusunda Annan paketinin IV. Ek'i olarak yer alan ve Türkiye, İngiltere ve Yunanistan tarafından imzalanması öngörülen ''İttifak Anlaşması'na Ek Protokol'' ile adada bulundurulacak askeri birlikler için ayrı sınırlandırmalar da getirilmektedir. Bu protokol ile askeri güçleri faaliyetleri ''kışla içinde eğitim, araç gereç bakımı, geçit törenleri ve belirlenmiş alanlarda eğitim'' olarak sınırlanmaktadır. Askeri birliklerin yalnızca altı kışlada toplanabileceği belirtilerek, bunların yerleşim alanları da belirli sınırlamalara bağlı kılınmaktadır. Ayrıca, dört askeri araçtan, üç askeri uçaktan, iki gemiden veya 100 askerden fazlasının hareket ettirilebilmesi, ancak 48 saat önceden BM makamlarına ve karşı tarafa bildirilmesiyle yapılabilecektir. Bazı hallerde bu ön süre 72 saate çıkmaktadır.
Bu düzenlemeye razı olmak, Türkiye için Kıbrıs'la ilgili etkin garantisinden vazgeçmek anlamına gelecektir. ''650 askerimiz sürekli adada kalacak'' diye sevinen ve halkın da sevinmesini isteyenler, işte bu somut gerçekleri gizlemek peşinde olanlardır.
Türkler evinden olacak
Madde 9 Kurucu Devlet Sınırları ve Toprak Ayarlaması: Burada, Kıbrıs Türk tarafının Rumlara bırakacakları toprakların 42 ayı kapsayan 6 aşamada gerçekleşeceği belirtilmektedir.
Süre, anlaşmanın yürürlüğe girişinden 104 gün sonra başlayacaktır. Ancak anlaşmanın temel eksikliği burada da görülmektedir: Anlaşmayla onbinlerce Türk evlerinden atılacaktır, ama nasıl ve nereye, hangi parasal olanaklarla yerleştirileceklerine ve bunlar düzenlenmeden yerlerinden edilmeyeceklerine ilişkin bir düzenleme yoktur.
Kurucu anlaşmaya iliştirilen metinlerden ilki BKC anayasasıdır. Bunun ardından bir harita, bayrak, ''milli'' marş ve federal mallarla ilgili belgeler gelmektedir. Anayasa ve paketin önemli unsurlarını bundan sonraki yazıda ele alacağız.
Paketin incelediğimiz bölümlerinde de, bundan sonra ele almaya çalışacağımız öteki önemli unsurlarında da, ileride Türkiye ve Kıbrıs Türk'ü için sakıncalar yaratabilecek pek çok husus vardır. Bunlara razı olsak bile, anlaşma AB birincil hukuku haline getirilmezse, elde edilenler de kısa sürede yok olup gidecek, Kıbrıs Türk'ü eriyen bir azınlığa dönüştüğü gibi Türkiye'nin de Kıbrıs'la ilgili hak ve çıkarları ziyan olacaktır. Yarına kadar söyleyebileceğimiz son söz, Türkiye ve Kıbrıs Türk'ü adına İsviçre'de bulunanların daha sonra kendilerini ''suçlu'' konumuna düşürecek adımları atmaktan kaçınacaklarını ummaktır.
Denktaş: Verheugen Nazi çavuşu gibi
Denktaş, Verheugen'e tepki göstererek ''Hiçbir yetkisi yokken AB adına İsviçre'ye gitti ve Rumların lehine Türk tarafı üzerinde akıl almaz baskı yaptı. BM yetkilisini de etkilemek için çaba gösterdi. Bir Nazi subayı gibi bizim insanlarımıza bağırıp çağırdı'' dedi.
CUMHURİYET - 01.04.2004