Ben Gurion Üniversitesi öğretim üyesi Lev Grinberg, Hamas’ın kurucusu ve manevi lideri Şeyh Ahmet Yasin’in kalleşçe öldürülmesini, İsrail hükümetinin “sembolik soykırım” şeklinde tanımlanabilecek daha geniş kapsamlı operasyonunun bir parçası olduğunu belirtti.
İsral’in Filistin topraklarındaki terörü durdurması için bütün dünyaya seslenen Lev Grinberg, “İsrail ulusunun bir üyesi ve aklı selim bir İsrail yurttaşı olarak ben, bu iğrenç ve seviyesiz saldırıyı kınıyorum. Ve tüm uluslararası kamuoyunu, özellikle de Avrupa uluslarını, doğrudan ve etkin bir şekilde müdahale ile, bölgeyi kan gölüne çevirecek yeni çatışmaları önlemeye çağrıyorum. İsrail’in kendi canavarından kurtarılması şarttır. Avrupa kıtası ile İsrail halkı arasındaki tarihi bağlar henüz kopmuş sayılmaz; geçmişten gelen suçluluk duygusu yerine, geleceğe dönük bir sorumluluk içinde, bu tarihi bağlar harekete geçirilmeli” dedi. Şaron hükümetinin politikalarını eleştiren Grinberg, Filistinlilere uygulanan terörist politikaların başarılı olmayacağını belirterek, görüşlerini şöyle özetledi:
“Sembolik soykırım” ne demek? Tüm halkların belli simgeleri vardır; ya ulusal liderleri, ya siyasi kurumları, ya da anavatan saydıkları toprakları… Ya tarihten gelen destanlar, ya da geleceğe yönelik umutları... Bu simgelerin toplamı, bir ulusun varlığını oluşturur, ona güç verir. İsrail, sistematik olarak bir ulusun simgelerini yıkıyor, yok ediyor ve yeryüzünden siliyor. Bu eylemlerini de, inanılacak gibi değil ama, bürokratik bir dil kullanarak mazur göstermeye çalışıyor. Örnek mi? “Hedef Bankası” sözcüğü Filistinli liderlerin ve önde gelenlerin fişlendiği listenin resmi adıdır. Bundan birkaç ay önce Arafat’ın silinmesi gerektiğini bildiren Savunma Bakanlığı, Şeyh Ahmet’in “ortadan kaldırılması”nın ardından, Arafat’ın da yok edilmesi tezini meşru bir tartışma zemini içerisinde kamuoyunun önüne sürdü. İsrail hükümeti, Ramallah’ta Aralık 2001’den beri kuşatma altında hapis olan, Filistin’in seçilmiş başkanı Yasir Arafat’ın kuşatılması yönündeki katı tavrını değiştirmiyor. Arafat’ın Ramallah’ta kuşatılması, halkının da, Filistin sathında İsrail askerlerinin sıkıyönetimi altında kafese konmasının bir simgesi haline gelmiştir. Filistinlilerin kendi toprakları İsrailli yerleşimcilerin istilasına uğramış durumda. Yeni inşa edilen yollarla yarılması yetmezmiş gibi Filistin toprakları şimdi de, bürokratik dilde “güvenlik duvarı” denen surlar ile pratikte çembere alınıyor. İsrail hükümeti, eylemleri ile tutarsız, ‘yol haritası’ veya ‘barış süreci’ gibi “steril” sözcükler vasıtasıyla Filistin’in tüm bağımsızlık umutlarını yok etme politikasını aklamaya çalışıyor. Terör riski altında pazarlık yapılamaz tezi Şaron’un bahanesi. Aralık 2001 ve Temmuz 2003’te Filistin tek taraflı ateşkes ilan ettiğinde, Şaron yine de barışa şans vermemiş, ısrarlı yok etme politikasını sürdürmüştü. Şubat 2001’de Şaron hükümetinin kurulmasından bu yana siyasi anlamda ne değişti? Mitchell Raporu, Zinni, Tenet ve Yol Haritası planları vardı, bunlar nerede? Filistinliler’e, -yapacakları fedakârlıklar karşılığında- 2003’te geçici bir yönetim, 2005’te ise daimi bir devlet öneren bu planlara ne oldu? Halkı tarafından seçilerek işbaşına gelmiş Filistin Başbakanı Abu Mazen, İsrail hükümetinin karalamaları ve yok sayması sonucu istifa edene dek akla karayı seçti. İsrail’in eylemlerini haklı çıkarmakta kullandığı gerekçelerin temelinde ne yatıyor? Kendi topraklarında 37 yıldır süren işgali “meşru müdafa” olarak sunmanın anlamı nedir ki?
Terör özünde bir tepkidir. Filistililer tehlikede olduğu sürece, İsrail halkı da tehlikededir. Filistin otoritesinin fiilen yokluğu göz önüne alındığında, Filistin halkının güvenliği Birleşmiş Milletler’in uluslararası müdahalesine muhtaç kalmıştır (ABD’nin değil!). İsrail’i durdurmak tüm dünyanın, başta da Avrupa’nın görevidir. Susmak ise, mevcut durumu onaylamaktır.
VAKİT 04.04.2004