İstiklal savaşında milletimizin göstermiş olduğu kahramanlık ve birlik anlayışı nasıl Yunanı denize dökmüşse, aynı düşünce Kıbrıs için de vardır. Tekrar kan dökülebilir, ama Kıbrıs asla feda edilemez. Kan bedeli olarak alınan Kıbrıs vatandır, hangi şartlar altında olursa olsun onu satmaya kalkanlar şarlatandır.
Kıbrıs, Müslüman Türk milleti için 1571 tarihinden günümüze kadar devam edegelen, hayati önemi haiz bir meseledir. Tarih boyunca ada çeşitli kavimlere uğrak yeri olmuş, stratejik öneminden dolayı da ada üzerinde harpler vuku bulmuştur. Osmanlılar da 1571 tarihinde binlerce şehit vererek Kıbrıs adasını fethetmiş ve topraklarımıza katmıştır.
Uzun yıllar hakimiyetimizde kalan Kıbrıs adası, Osmanlının gerilemesi sonucunda İngiltere’nin hakimiyetine geçmiş, Lozan anlaşmasıyla Türkiye Cumhuriyeti ada üzerindeki haklarından vazgeçmiş ve adanın hukuken İngiltere’de kalması sağlanmıştır.
Antlaşmalarla sağlanan statüler zamanla ya ortadan kalkar, ya da değişikliğe uğrar. Kıbrıs’a bu açıdan baktığımızda, aradan uzun bir müddet geçtikten sonra bizim için yeniden gündem konusu haline gelmiştir. Her ne kadar Yunanistan Kıbrıs’la ilgili her anlaşmazlıkta Lozan antlaşması sonrası Türkiye’nin ada üzerinde hakkı olmadığını dillendiriyorsa da, bu bizim ada üzerindeki hakkımızı ortadan kaldırmaz. Zira, Lozan’ın ilk antlaşma metninin tahlilinden de anlaşılacağı üzere Kıbrıs’ın geleceği hususunda söz sahibi olduğumuz görülür. Ama, ne hazindir ki, Cumhuriyet hükümetleri (MSP-CHP koalisyon hükümeti hariç) Kıbrıs meselesini çözmede gerekli duyarlılığı, aksiyonu gösteremediklerinden ada üzerinde ETNİK-İ ETERYA, FİLİK-İ ETERYA, EOKA, EOK-B gibi teşkilatlar at koşturmuş, bu teşkilatların en büyük tetikçisi de Yunan kilisesi olmuştur.
Yunanlıların ada üzerindeki “Enosis” hayalleri 1974 yılına kadar sürmüştür. Bu hayale göre, Yunanlı Rumlar için ada mutlaka ilhak edilmeli ve Türkler adadan uzaklaştırılmalıdır. Bu düşünceler Yunanlılar için milli hırs haline gelmiştir. Onun için fırsat buldukça adayı kana bulayan teşebbüslerde bulunmuşlardır. Her dönemde meydana gelen kıyım hareketleri bu hususu teyit etmektedir. 1453 yılında Bizansı yıkan Osmanlıya ve onun varisi Türk milletine karşı tarihten gelen bitmez tükenmez kinlerini dindirmek için çırpınıp, durmaktadırlar. Çoluk çocuk demeden adada kan akıtmaktan asla vazgeçmemişlerdir. Annan planının kabul edilmesi halinde de bu kıyım devam edecektir.
Dün olduğu gibi bugün de Kıbrıs’ta statü değişikliği yapıldığı takdirde tethiş hareketleri Kıbrıs’lı Rumların ve onların hamisi Yunanistan’ın Avrupa Birliği şemsiyesi altında adeta parolaları olacaktır. Ayrıca, “Megaloidea” Rumların vazgeçemedikleri ve vazgeçemeyecekleri bir ülküdür. Bu ülkülerinin hedefi bir yanda Kıbrıs, öte yanda İstanbul ve Ayasofya’dır.
Zira, Yunanlılar bu yerleri hep kendi yurtları olarak görmüşlerdir. Elenizm ülkülerini taçlandırandır. Bugün dahi bu düşüncelerini tahakkuk ettirmenin peşindedirler. Bu sebepten milletlerarası kuruluşları tahrik etmekte, sonuç almak için de Birleşmiş Milletler Teşkilatını devamlı devreye sokmaya çalışmaktadırlar.
Oysa, bahis konusu Kıbrıs adası Müslüman Türk milletinin de vazgeçemeyeceği bir stratejik adadır. Ada üzerinde soydaşlarımız yaşamaktadır. Onların haklarını, hukuklarını korumak Türkiye Cumhuriyetinin vazifesidir. Onun için Zürih ve Londra antlaşmalarında varit olan garantörlük hakkımız şartlar ne olursa olsun terk edilmemelidir. Ortadan kaldıracak bir tasarrufun altına imza atılmamalıdır. Garantörlük hakkı gereği 1963-1965-1967 ve 1974 tarihlerindeki Rumların yaptığı kıyımı durdurmak için Türkiye devreye girmiş ve 1974 tarihinde de ada üzerindeki sükuneti sağlamıştır.
Kıbrıs, 60 bin şehidimizin kan bedeli olarak elimize geçmiş, aynı bedel ödenmeden elden çıkartılması düşünülemez. Zira, şehitlerimizin toprağa dökülen kanı hâlâ buharlaşmakta, hâlâ kan kokuları adanın tümü üzerinde hissedilmektedir. Yunanlılar için “Megaloidea” nasıl bir ülkü halinde ise, Türkler için de Kıbrıs bir kızıl elmadır. Vazgeçilmesi mümkün olmayan bir tutkudur. 1974 Barış Harekatı ile bu tutku için 250 vatan evladı daha şehit verildi. Şehitlerimizin bulunduğu Kıbrıs milletlerarası tezgahlamalarla, Annan planı ile elimizden alınamaz. Avrupa Birliğinin adayı kendi hudutları içerisine alma hevesi de kursağında bırakılmalıdır.
İstiklal savaşında milletimizin göstermiş olduğu kahramanlık ve birlik anlayışı nasıl Yunanı denize dökmüşse, aynı düşünce Kıbrıs için de vardır. Tekrar kan dökülebilir, ama Kıbrıs asla feda edilemez. Kan bedeli olarak alınan Kıbrıs vatandır, hangi şartlar altında olursa olsun onu satmaya kalkanlar şarlatandır. Bizim Kıbrıs’a olan ilgimiz hem tarihi harsa olan tutkumuz, hem de içinde yer aldığımız Cenevre görüşmeleri sebebiyledir. Kıbrıs’ta dökülen kanın bedelini tahsil etmek her Müslüman Türkün en tabi hakkıdır. Milletlerarası tezgahların vahametini, savaşlarda kazanılan başarıların yeşil çuhalı masalarda nasıl heba edildiğini dillendirmek milletimizin hakkıdır.
Ecdadın iniltileri, dökülen kanların kokusu, kılıç şakırtıları önümüzü görmemize yeter de artar. Zira, Kıbrıs bir nevi Çanakkale’dir, Dumlupınar’dır, Sakarya’dır. İstiklal harbi esnasında sergilenen Yunan vahşetinin aynısı 1963-1965-1967 ve 1974 tarihlerinde de Kıbrıs’ta sergilenmiştir. Ada üzerinde yaşayan soydaşlarımız, ihtiyar, genç demeden katledilmiş, toplu mezarlara doldurulmuştur. Bu tarihi ürperişi duymayanların ada üzerindeki haklarımızı sebilcesine dağıtmaları kolay ise de, tarihin bu nevi insanları affetmediği de bir gerçektir.
Bugünlerde de sanki bunların geçmişte hiçbirisi olmamış gibi, birer Yahudi kuruluşu olan Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlar, hiçbir bedel ödemeden adayı elimizden alıp, Yunana teslime çalışmaktadır. Günün hükümeti de oynanan oyunların farkında olmadan, oynanmakta olan sirtakiye alkış tutmaktadır. Emektar Kıbrıs Cumhurbaşkanı sayın Rauf Denktaş’ı yalnız bırakan gizli bir politikanın peşindedirler.
O Rauf Denktaş ki, 1974 tarihinde ikinci harekat esnasında Cenevre’de döktüğü sevinç gözyaşları bir deryayı dolduracak kadar çok ve azizdi. Yılların ve Yunanın yıpratamadığı Denktaş’ı yıpratmak AKP hükümetine düşmemeliydi. Ama, dış politika çoluk çocuk işi değil. Birikim ister, tecrübe ister, milli hislerde coşkunluk ister.
Gördüğümüz kadarıyla 5. Annan Planı ile 651 yerleşim bölgesi boşaltılmakta, 65 köy tahliye edilmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin hayati ehemmiyeti haiz mümbit toprakları Rumlara terk edilmekte, askerlerimiz kademeli bir şekilde adadan çekilmek istenmektedir. Garantörlük hakkı yok olacak, sonuçta Avrupa Birliği şemsiyesi altında Yunanistan “Enosis” hayalini gerçekleştirmiş olacaktır. Böyle bir anlaşmaya imza koyanların tarihi vebali nesiller boyu devam edecek ve asla Müslüman Türk milleti tarafından göz ardı edilmeyecektir.
Kıbrıs’ın 1974 tarihinde tümünü ilhak için MSP Genel Başkanı Sayın Erbakan’ın canhıraş mücadelesi CHP tarafından engellendiği gibi, bugün de adanın elden çıkmaması için canhıraş mücadeleyi vermekte olan sayın Rauf Denktaş’ı akamete uğratmak AKP hükümetine düşmüştür, çok hazin.
İsmail Müftüoğlu (Adalet Eski Bakanı)
MİLLİ GAZETE 07.04.2004