ABD’nin tek başına dünyaya hakim olma ve zor kullanarak kendi istediği küresel düzeni kurma çabası yalnızca İslam dünyasında değil hemen tüm dünyada yaygın tepkilere neden oldu, Amerika birçok ülkede “en sevilmeyen ülke” konumuna düştü.
Irak savaşıyla, ABD’nin dünyadaki ve Ortadoğu’daki emelleriyle ilgili olarak ahkam kesen çok sayıda uzman ve stratejist var piyasada. Bu tür tartışmalarda ve medyada yapılan kimi değerlendirmelerde en çok dikkatimi çeken noktalardan biri, özellikle komplo senaryoları üretenlerin kafalarındaki “süper güç Amerika” takıntısı. Onlara göre Amerika elindeki muazzam olanaklarla dünyaya hükmediyor, küresel arenadaki tüm diğer oyuncular da figüran olarak ABD’nin yazdığı senaryoda kendilerine verilen rolleri oynuyorlar. Amerika’ya müthiş karşı olanlarla Amerika’yı sadakatle savunanlar şu konuda hemfikir: Süper güç ABD dünyadaki her gelişmeyi kontrol ediyor ve yönlendiriyor. Kimilerine göre Usame bin Ladin de ipleri Amerika’nın elinde olan bir oyuncu, Ariel Şaron da(...) ABD’nin 11 Eylül’ün intikamını almak için ilk saldırdığı ülke olan Afganistan’da durum hiç de parlak değil, ülkenin önemli bir bölümü aslında Karzai hükümetinin denetimi dışında. Üç gün önce, 9 Nisan tarihli The Guardian gazetesi, kuzeydeki Faryab eyaletinin General Raşit Dostum’un güçlerince işgal edildiğini yazdı. Irak’ta ise Saddam heykelinin devrilmesinin birinci yıldönümünü bile kutlayamadı “muzaffer” Amerikalılar. Amerikan işgaline karşı tepkiler büyürken ABD’nin bu çıkmazdan nasıl kurtulacağı tartışılıyor.
ABD bu duruma Başkan Bush’a akıl hocalığı ve kısaca “neo - con” diye anılan “Yeni Muhafazakar” takımın gerçekçi olmayan iddiaları yüzünden düştü. Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz gibi yönetimin içinde bulunan ya da yönetimi etkileyen yakın çevrede yer alan Richard Perle gibi “neo-con”lar Başkan Bush’u, ABD’nin gerçekten “her şeye muktedir süper güç” olduğuna inandırdılar. Bu hayal tacirleri, Irak’ta Saddam’ı devirip yeni ve demokratik bir rejim kurmanın çok kolay olduğunu, daha sonra bütün Ortadoğu’yu kapsayacak bir “rejim değişikliği” ile bölgede bir büyük dönüşüm yaşanacağını ileri sürerek savaş kışkırtıcılığı yaptılar ve Irak’ın işgalini öncelikli bir gündem maddesi haline getirdiler. Bu büyük operasyon tamamlandığında, Amerika’yı ve dünyayı tehdit eden “İslami terör”ün kökü de kazınmış olacaktı. Bush’un ‘başarı’sı nelere yol açtı?
* ABD Irak’ta istediği düzeni kurmada büyük zorluklarla karşılaştı ve tek başına bu işin üstesinden gelemeyeceği kanısı güçlendi.
* Irak’ta karşılaşılan zorluklar ve ABD’ye karşı tırmanan tepkiler, ABD’nin tüm Ortadoğu’yu peş peşe rejim değişikleriyle istediği noktaya getirmesinin ne kadar zor olduğunu ortaya koydu.
* Yalnızca Afganistan ve Irak için yapılan harcamalar 100 milyar doları aştı ABD’nin ekonomik gücünün de tek başına dünyaya hükmetmesine yetecek düzeyde olmadığı anlaşıldı.
* ABD rakipsiz askeri gücüne güvenip büyük bir gövde gösterisi yaparak kendini “dünyanın tek hakimi” ilan etmeye hazırlanırken bu plan ters tepti ve ABD’nin gücünün sınırları ortaya çıktı.
* Saddam’ın devrilmesi sonrasında Irak’ta düzen ve istikrar sağlanamazken Irak küresel terörün yeni merkezi haline geldi ve terör küresel boyuta taşındı.
* Bütün dünyada jeopolitik riskler arttı ve bunun ekonomik hayat üzerinde olumsuz etkileri oldu.
12.4.2004 / OSMAN ULAGAY / MİLLİYET