Endonezya İslamî Adalet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Nur Hidayet Vahid, el Arabi dergisine önemli açıklamalarda bulundu.
Endonezya İslami Adalet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Nur Hidayet Vahid, 2004’ün Temmuz ayında yapılacak Parlamento seçimlerine katılacaklarını açıkladı. El -Mecelle dergisinin sorularını cevaplayan Vahid ülkede yönetim krizini İslam hukuku ile çözeceklerini söyledi.
Vahid konuyla ilgili olarak açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Endonezya’da yaşanan siyasi krizlerden dolayı yönetim ile halk arasında güven bunalımı var. Güven bunalımının olduğu yerde de ekonomi iyi gitmez. Bu güven nasıl sağlanır, diye sorduğumuzda da bence ülke insanımızın talebi doğrultusunda bir yönetim biçimi belirlendiğinde bu güven sağlanır. Ben halkın taleplerine tek veya en başta cevap verecek parti olarak İslamî Adalet Partisini görüyorum. Bizim hedeflerimiz ile halkın talepleri örtüşmektedir. Adaletsiz gelir dağılımının önüne geçilmedikçe ve sermayeyi iyi yönlendirmedikçe de halkın güveni sağlanamaz. İnşaallah biz bunların önüne geçeceğimiz gibi ülkede işsizlik sorununu da halledeceğiz.”
Yaşanılan sorunların altında yönetimin halkına, halkın da yönetime güvenmemesi olduğunu belirten Vahid, ülkede yaşanan sorunları İslam ile çözme iddiasında olduklarını, bunu da açıkça ifade ettiklerini belirtti. Vahid, bunun için de yeni yönetimin iş başına gelmesinin şart olduğunun altını çizdi.
Bizde de hortumcular başımızın belası
Hali hazırda Endonezya’nın yaşadığı ekonomik krizin başlıca sorunu olarak da 30 milyon dolardan fazla dış borcu gösteren Vahid devamla şunları kaydetti: “Bu kadar ağır borcu nasıl kapatacaklarını düşünmeyen yöneticiler hâlâ borçlanmaya devam etmektedirler. Ekonomide bir başka sorun da hortumcuların ülke ekonomisini ifsad etmeleridir.”
Ülkede yaşanan krizleri çözmek için bakanları ve milletvekillerini yönlendirecek bir yönetimin olmamasını da krizin başlıca nedenleri arasında sayan Vahid, ülkede sermaye sahiplerinin de halkın maslahatından çok kendi maslahatlarına uygun yöneticileri desteklediklerinden yakındı. Vahid, Soharto yönetimi zamanında da ekonomik krizin benzer nedenleri olduğunu ve Soharto’nun akibetinin halkın ayaklanması ile nihayet bulduğunu hatırlatarak, bugün halkın neden sokaklara çıkmadığını şöyle açıkladı: “Halkımızın tabiatında şiddet yok. Tatsızlık çıksın istemiyorlar. Soharto zamanında istemeyerek de olsa halkımız geniş protesto gösterileri düzenleyerek görevden aldılar. Gidişat beni korkutuyor. Soharto zamanında olduğu gibi fiyatlarda büyük artışlar başladı. Toplum işsizliğin pençesinde.”
Soharto’nun oğlunun başkanlık seçimlerine adaylığını da değerlendiren Vahid, “Endonezya’da parası olan başa gelir diye bir şey yok. Bunun böyle olmadığını önümüzdeki seçimlerde fırsat verilirse halkımız gösterecektir.” dedi.
Soharto’nun oğlu ile Megavati arasında yaptığı değerlendirmede Vahid, Megavati’yi daha güvenilir ve diğerinden daha akıllı bulduğunu söyledi.
Vahid ülkeyi yönetecek kişinin halkın güvenini kazanması gerektiğinin altını çizerek, “Bundan önceki yöneticilerin rüşvet, fesad, görevi kötüye kullanmak gibi şeylerden de kaçınması, benzer hatalara düşmemesi gerekir.” dedi.
Toplumsal barış ve huzurun teminatıyız
Endonezya halkının İslam’ı bilen ve yaşamak isteyen bir halk olduğunun altını çizen Vahid, ülkede diğer din mensuplarının da özgür bir ortamda yaşayacaklarının altını çizdi ve açıklamalarına şöyle devam etti: “Biz aynı zamanda toplumsal mutabakat ve huzurun güvencesiyiz. Bizim partimizin haricindeki partiler ülkede toplumsal barışı ve güveni sağlayamaz.”
“Endonezya’da terör örgütleri var mı?” şeklindeki soruya da Vahid, “Bu isim altında bir teşkilat yok. Ayrıca Soharto döneminde bazı İslami teşkilatların bazı üyeleri bombalama gibi eylemlere katıldıkları devlet istihbarat kayıtlarında var. Ancak bu olayları zamanın şartlarına göre değerlendirmek gerekir, ayrıca münferit olayları bir cemaata mâl etmek de doğru bir değerlendirme değildir.” dedi.
Endonezya’da son zamanlarda Hıristiyan misyoner faaliyetlerinin artmasına da değinen Vahid, konuyla ilgili açıklamasını şöyle sürdürdü: “Soharta ve Habibi zamanında bugünkü gibi ülkede Hıristiyanlaştırma faaliyetleri yoktu. İslamî teşkilatlara ve derneklere bugün dün olduğundan daha fazla ihtiyaç var. Artık Endonezya ordusu ve resmi makamları da, İslam’ın doğru uygulandığı zaman zannetttikleri gibi korkulacak bir şey olmadığını anladılar. Misyonerlerin amaçlarına hizmet eden tutumlarından vazgeçerek İslamî teşkilatlarla diyalog kurmaya başladılar.”
MİLLİ GAZETE 25.04.2004