Tabii daha beteri de var: Orada ‘va’dedilmiş topraklar’ denen, Urfa’dan Van’a, Mersin’den Kıbrıs’a kadar uzanan ve ‘Tevrati Sınırlar’ olarak kabul edilen hudutların resmi ve milli sınır ilan edilmesi için Likut Partisi kongresinde önerge vermiş bir delege (Şaron) laik başbakan olabilir ama bizde imam hatip mezunu bir başbakan laik hukuk adamlarının içine sinmez!) Bunlar hayatın içinden canlı ve taze saçmalıklar..
Bir de bu saçmalığı sistemleştirip adeta ‘evrensel gerçek’ haline getiren küresel aydın kalpazanlığı var. Erich Fromm’undan Bernard Levis’ine, Huntington’undan Fukuyama’sına kadar bütün ‘pop filozof’lar adeta ‘iki kere iki eşittir dört’ kesinliğinde şu yargıyı kullanırlar: Yahudilik ve Hıristiyanlık doğal olarak laikliği önerir, dolayısıyla din devleti dayatmaz, İslam ise yapısı gereği ‘teokratik düzen’ öngörür.. Bu kalpazan yargısı, ısmarlanmış ‘Medeniyetler Çatışması’nın, ısmarlanmış gerekçesidir. Batılı Katolik, Protestan ve Yahudi pop filozoflar bu küresel yalanın tetikçiliğinde ortaktırlar! Her an güncel olaylarla tekrar tekrar kanıtlandığı üzere; yeryüzünün yaşanan gerçekleri bu pop filozofları feci şekilde yalanlarken, ortalama Müslümanlar’ın diyaloğa çok daha açık, çok daha hoşgörülü olduğuna ilişkin her dem yeni kanıtlar belirirken bu yalan üzerine küresel stratejiler bina edilebilmektedir. Batı uygarlığı, saygıdeğer pek çok boyutuna rağmen sırf bu ‘küresel tuzak’ yüzünden dahi bir ‘insan karanlığı’ sayılmaya müstahaktır ve mutlaka aşılmalıdır.
17.5.2004 / ÖMER LÜTFİ METE / SABAH