Irak'tan dünyaya yansıyan işkence görüntüleri, düşük seviyedeki memurların ya da askeri yetkililerin emir ve kuralları ihlal ederek işlediği münferit suçlar değil. ABD'nin tüm yönetim sistemini yönlendiren düşünce biçiminin ürünü. En üst düzeyden en alt seviyeye, politikacıdan askere...
Bunlar bir ABD ağacından düşen çürük elmalar mı? Bunlar bir özür ve disiplin cezasıyla telafi edilebilecek gelip geçici, sıradan olaylar mı? Ya da bu ahlaki ve mantığa dayalı kokuşmuşluğa ters açıdan bakılabilir mi? Bunlar birçok ABD'li ve İngilizin kendilerine yöneltmeye başlamaları gereken sorular.
Psikologlar, siyasetbilimciler ve düşünce grupları, 11 Eylül saldırılarından beri sürekli ''medeniyetler çatışması'' ve ''kültürlerarası diyalog'' dan bahsederek sabrımızı denediler. Şimdi ise Iraklı tutuklulara neden bu kadar sadistçe ve vahşice davranıldığına açıklık getirmeliler.
Karalama kampanyası
Washington ve New York'a yönelik saldırılar düzenlendiğinde Bernard Lewis ve Samuel Huntington gibi tarihçi ve yazarlar, İslam kültürüne karşı bir kampanya başlatmak için zaman kaybetmediler. Bizim kültürümüzün insan hakkı ihlali, baskı üzerine kurulu bir kültür olduğunu savundular. Bu iddialar, hapishane ve toplama kampı inşa etmek, baskıcı bir uygulamayı yürürlüğe koymak, Guantanamo, Afganistan ve Irak'taki tutuklulara kötü davranılmasını haklı göstermek için savunulan şeylerdi. Irak'taki Ebu Garib Cezaevi'nde yapılan vahşetin emri, askeri istihbaratın üst düzey yetkilileri tarafından verildi. ''Şeytanın askerleri'' nden özür dileme konusunda istekli olmayan bir adam olan ve acilen Afganistan ve Irak'ta savaşa girişmek için tüm İslam dünyasını yeinden düzenlemek isteyen Başkan Bush şimdi de Müslüman olan Irak halkından ''ciddi olmayan'' kendi özrünü ve savunma bakanlığıyla üst düzey askeri yetkililerin özrünü kabul etmelerini istiyor.
Bush, ABD istihbaratı tarafından, sistematik ve ağır bir şekilde yapılan bu vahşice işkence için özür diliyor. Bunlar olurken, onun yönetiminin hâlâ diğer uluslara medeniyetin gerçek anlamını, adalet, özgürlük ve demokrasi dersi verme hakkı olduğunu düşünenler olabilir.
Modern ve postmodern dünya, dijital kameralar aracılığıyla işgal güçlerinin yaşananları arkasına saklamaya çalıştıkları gizli duvarı yıkmayı başardı. Dünyanın dört bir yanında binlerce korkunç fotoğraf dolaşıyor.
Holocaust ve Vietnam gibi
Çıplak insanlar, cinsel taciz görüntüleri vs. Bu korkunç görüntüler Holocaust, Vietnam, Bosna, Ruanda, Filistin ve Hiroşima'yı anımsatıyor.
Bu yaşananlar, düşük seviyedeki memurların ya da askeri yetkililerin emir ve kuralları ihlal ederek işlediği münferit suçlar değil. ABD'nin tüm sistemini yönlendiren sistematik düşünce biçiminin ürünü. En üst düzeyden en alt seviyeye, politikacıdan askere... ABD, bu tutumuyla, İslam dünyasının radikallerini cesaretlendiriyor. Reformları küçümsüyor ve kan dökülmesini körüklüyor. Medeniyetler çatışması konusunda bu kadar ısrarla duranlar, şimdi belki bu şüpheci, anlamsız ve ırkçı etik değerlerini bir kenara bırakırlar.
SALAMA A. SALAMA
(El-Ahram, Mısır, 13-19 Mayıs sayısı)
CUMHURİYET 24.05.2004