Küresel ısınma nedeniyle Ortadoğu'da susuzluk artarken Fırat ve Dicle'nin bulunduğu Doğu Anadolu ve özellikle GAP bölgesi önem kazanacak. Bölge su savaşlarının odağı haline gelecek
Küresel ısınma veya iklim değişikliği, coğrafi bölgelerin ortalama ısı seviyesinin artması anlamına gelir. Isı seviyesinin artması, doğal nedenlerin yanı sıra insanların doğayı yeterince koruyamamalarından kaynaklanmakta olup küresel ısınmanın asıl nedeni olarak sera gazı olarak tanımlanan bazı gazların emisyonu neticesinde ortaya çıkan sera etkisi gösterilmektedir.
Sera etkisi ve iklim değişikliği
Güneş ışınları dünyayı ısıtarak iklimlerin ve meteorolojik değişiklerin oluşmasını sağlar. Buna karşılık dünya güneşten aldığı enerjinin bir kısmını yeniden atmosfere yansıtır.
Atmosferde mevcut olan karbondioksit gazı, buhar ve diğer bazı gazlar bir seranın camlarının etkisini oluşturarak bu enerjinin tamamının yeniden atmosfere dönüşünü engeller.
Sera etkisi denilen bu oluşum ise küresel ısınmaya ve iklim değişikliklerine neden olmaktadır.
Başta karbondioksit gazı olmak üzere sera etkisi oluşturan gazların atmosfer içindeki miktarları devamlı artmaktadır. Bu gazların artması ise bazı coğrafi bölgeleri soğutsa bile genelde küresel ısınmaya, küresel ısınma ise ekosistemin bozulmasına neden olmaktadır. İklim uzmanları, fosil yakıtların neden olduğu hava kirlenmesi nedeni ile son 50 yılda küresel ısınmanın tahmin edilenden çok daha hızlı arttığını ve 1990'lı yılların dünya tarihinin en sıcak yılları olduğunu belirtmekte ve yeterli tedbirler alınmadığı taktirde ısınmanın artarak devam edeceğini ve ekosistemin hızla bozulacağını vurgulamaktadırlar.
Atmosferin yapısını düzenleyerek sera gazlarının etkisini azaltan ormanların devamlı surette yok edilmeleri de küresel ısınmanın artmasına ve ekosistemin bozulmasına yol açmaktadır. Ormanların yok edilmeleri ayrıca sel felaketlerinin artmasına ve orman ortamında yaşayan canlıların kaybolması nedeni ile de ekosistemin bozulmasına da neden olmaktadır.
Küresel ısınmaya karşı uluslararası tedbirler geliştirme gayretleri 1990 yılından sonra başlatılmıştır. Bu gayretlerin başında ise sera etkisi yaratan gazların emisyonunun azaltılması gelmektedir. İklim Değişikliği Üzerine Hükümetlerarası Panel'in (IPPC) 1990 yılında yayımladığı raporda, sera etkisi yapan gazların emisyonunun yüzde 60 oranında azaltılması gerektiği belirtilmiştir. 1997 yılında toplanan Kyoto Konferansı'nda ise endüstrileşmiş ülkelerin, 2008-2012 yılları arasında, sera gaz emisyonlarını 1990 yılı değerinin yüzde 5.2 daha altına indirmeleri kararlaştırılmıştır.
Sanayileşmiş ülkelerin tavrı
Dünya toplam nüfusunun sadece yüzde 4'üne sahip olan ABD, küresel sera gazı emisyonunun yaklaşık dörtte birine, sanayileşmiş 15 Avrupa ülkesi ise yüzde 10'una neden olmaktadır.
Bu nedenle de başta ABD olmak üzere sanayileşmiş ülkelerin küresel
ısınmaya ve ekosistemin bozulmasına neden oldukları söylenebilir. Buna rağmen ABD, küresel ekonomik dengeleri bozabileceği iddiası ile sera gazı emisyonunun azaltılmasını kabul etmemiş, 2001 yılında ise Başkan W. Bush, Kyoto Konferansı sonuçlarına karşı olduğunu açıklamıştır.
Küresel ısınma etkisi ile yaşantımızı ve geleceğin nesillerini etkileyecek olan şu önemli hususlar gerçekleşmektedir:
Kutuplardaki buzullar erimekte ve bu nedenle de açık denizlerdeki su seviyesi yükselmektedir. Bu gelişimin, açık denizlerdeki akıntıların etkisini azalttığı için iklim değişikliklerini hızlandırması beklenmektedir. Ayrıca, buzulların erimesi ile bazı adaların ve sahil kesimlerinin deniz seviyesinin altında kalacağı ve bu bölgelerin yaşanamaz duruma geleceği iddia edilmektedir.
Küresel ısınma neticesinde stratosferin üst kısmında yer alan ozon tabakası kullanılan bazı gazların emisyonu nedeni ile de giderek incelmekte, ozon tabakasının koruyucu etkisi azaldığı için küresel ısınma hızlanmakta ve bazı kanser türlerine yakalanma olasılığı da giderek artmaktadır.
Küresel ısınma nedeni ile aşırı iklim olaylarının hızlanması beklenmektedir.
Bazı bölgeler kuraklık ve su kaynaklarının azalması nedeni ile yaşanamaz duruma gelirken, bazı bitki ve hayvan türleri yok olacak veya kendilerini yeni yaşam şartlarına uydurarak şekil değiştirmeleri gerçekleşecektir. Kuraklığın gerçekleşeceği bölgelerdeki insanlar ise su kaynaklarına ve verimli alanlara doğru göç ederken yeni çatışmalar ortaya çıkacaktır. Artan şiddetli fırtınalar, yağış sistemlerinin değişmesi ile gerçekleşecek aşırı yağışlar ve seller ise bazı coğrafi bölgelerdeki yaşam koşullarını etkileyecektir.
Küresel ısınma bazı hastalıklar nedeni ile ölümlerin artmasına neden olacağı gibi salgın hastalıklar da artacaktır.
Küresel ısınmanın ortaya çıkaracağı yeni doğa şartları da bir fasit daire oluşturarak, küresel ısınmayı ve küresel ısınmanın olumsuz etkilerini hızlandıracaktır.
'Hollanda su altında kalabilir'
Şubat ayında Türk medyasında da yer alan bir habere göre ABD Savunma Bakanlığı küresel ısınma ve etkileri ile ilgili bir rapor hazırlamış, bu raporda önümüzdeki 20 yıl içinde küresel ısınmanın hızla artacağı, bunun neticesinde de Hollanda'yı suların kaplayacağı, Avrupa kıtasında ısının 14.5 derece düşeceği, İngiltere'nin ikliminin Sibirya'daki iklime benzeyeceği, Hindistan, Güney Afrika ve Endonezya'da kuraklık ve açlık olacağı, su ve enerji kaynakları için savaşların ve Afrika'dan kitlesel göçlerin başlayacağı ifade edilmiştir. ABD Kara Kuvvetleri Stratejik
Araştırmalar Enstitüsü'nün Steven Metz ve Raymond Miller imzalarını taşıyan Mart 2003 tarihli, 'Geleceğin Savaşı-Geleceğin Savaş Alanı' adlı raporda ise su kaynakları ve verimli toprakları ele geçirme gayretlerinin yeni savaşların önemli bir nedenini oluşturacağı belirtilmektedir.
Küresel ısınmadan en çok etkilenen bölgelerden birisi de Ortadoğu'dur. Ortadoğu'da günümüzde de su sıkıntısı yaşanmaktadır. Bir insanın yıllık ortalama su ihtiyacı 800 metreküp olduğu halde bu oran Ortadoğu ülkelerinin birçoğunda kişi başına düşen su 100-300 metre küp arasındadır.
Hızlı nüfus artışı
Ortadoğu ülkelerinde nüfus hızla artarken ısınma nedeni ile su kaynakları azalmaktadır. İsrail, Suriye'ye ait Golan tepelerini ele geçirerek Ürdün Nehri ve kollarının kaynaklarına el koymuştur ve bölgeyi terk etmemeye kararlıdır. İsrail'in Tevrat'a dayalı jeostratejisi, Nil'den Fırat'a uzanan 'vaatedilmiş topraklar'a, bu topraklarda yaşayan ırklarla birlikte egemen olmayı esas alır. ABD'nin Irak'ı işgal etmesinin nedenlerinden biri de Mezopotamya su kaynaklarına, yani Fırat ve Dicle'ye egemen olmaktır.
İsrail'in bayrağındaki iki mavi şeridin Nil ve Fırat nehirlerini temsil ettiği rivayet edilir.
Küresel ısınma nedeni ile Ortadoğu'da susuzluk ve kuraklık artarken Fırat ve Dicle nehirlerini bünyesinde bulunduran Anadolu'nun doğusunun ve
özellikle GAP Bölgesi'nin önemi giderek artacak ve bu bölge su için savaşanların hedefi olacaktır. Bu bölgeye egemen olmanın en kolay yolu ise Irak'ın kuzeyinde kurulmakta olan Kürt devletini kuzeye doğru yaymaktır. Avrupa Birliği'nin empoze ettiği kültürel haklardan sonra istenecek olan federatif oluşumun amacı ise su savaşlarını ağır bir çarpışmaya girmeden kazanmak için ortam oluşturmaktır. Bu nedenle de Anadolu'nun doğusu Türkiye'nin en hassas güvenlik bölgesidir. Kıbrıs ise enerji kaynakları ve enerji ulaştırma hatları ile birlikte Ortadoğu su kaynaklarını kontrol eden jeostratejik değeri ile de önem kazanmaktadır.
Nejat Eslen: Emekli tuğgeneral
RADİKAL 25.05.2004