İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

İlkesel ama çok heyecanlı

Dünya
|

Birliğin 25 üyesi, AB Anayasası taslağı için son tur müzakerelere geçti. Dönem başkanı İrlanda, haziran ortasında uzlaşmayı sağlamak istiyor. İlkeler düzeyinde de olsa tartışma hayli hararetli

Laiklik tartışması yalnızca Türkiye Cumhuriyeti'nin gündeminde değil. Avrupa'nın geleceğine yönelik en kapsamlı kurumsallaşma sürecinin de odağına yerleşiverdi din meselesi. Paralelinde, kültürel birikim, tarihsel miras, Avrupa kimliği ve inanç kavramları etrafında derin görüş ayrılıkları ortaya çıkıyor. Aslında yüzeysel bir tartışma gibi gözüküyor. Temelde mevcut devlet-din ilişkisine bir değişiklik getirmiyor. Laiklik ve dinsel inanç özgürlüğüne sıkı sıkıya bağlı bir dengeyi korumaya gösterilen özenden taviz yok. Fakat ilkeler düzeyinde de olsa, Avrupa Birliği âlemi iyice bölündü. Tartışma kazanı fokurdadıkça, ortam ısınıyor. Vatikan'ın desteği Avrupa Birliği'nin yirmi beş üye ülkesi arasında Avrupa Birliği Anayasası taslağı etrafında son tur müzakerelere geçildi. Dönem başkanı İrlanda haziran ortasında uzlaşmayı sağlamak istiyor. Böylece AB'nin kurumsal işleyişi, üye devletler ile ulusüstü seviyedeki AB kurumları arasındaki yetki paylaşımı, AB politikalarının kapsamı ve AB yurttaşlığı gibi alanlarda önemli reformlar içeren yeni bir düzen için geriye sayım başlayacak. Bu yeni 'Anayasal Kurucu Antlaşma', bazı ülkelerde referandum ile, çoğunda yalnızca parlamentolar tarafından onaylanırsa yürürlüğe girecek. Bu çerçevede, bir süredir gündemde olan bir anlaşmazlık konusu etrafında da, son kozlar oynanıyor. AB'nin Katolik nüfus ağırlıklı ülkelerinden bazıları Vatikan'ın da desteğiyle birlikte hareket ediyor. Önerileri, AB anayasasında simgesel olarak Hıristiyanlığa atıfta bulunulması. Polonya, İtalya, Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Litvanya ve Malta'dan oluşan bu grup karşısında, İngiltere, Almanya, Danimarka, Hollanda ve İsveç gibi değişik derecelerde Protestan gelenek ülkelerinin yanı sıra, Katolik olmalarına rağmen Fransa ve İspanya da yer alıyor. Kilise'nin tarihi rolü Madrid'in bu tutumu yeni. İktidara gelen Sosyalist Parti'nin ayağının tozuyla giriştiği politika değişikliklerinin bir sonucu. Zapatero hükümeti Avrupa Birliği anayasası konusunda Varşova ile birlikte oluşturduğu veto tehdidi blokunun içini boşalttı. Artık en kalabalık üye ülkelerle eşit oy ağırlığı da istemiyor, Hıristiyanlığa atıf diye de tutturmuyor. Bu durumun işaret ettiği önemli bir Avrupa gerçeği var. Din olgusunun analizi ülkelerarası dinsel kimlik ve siyasal kültür farklılıkları ile sınırlı değil. Her ülke içindeki farklı siyasal geleneklerin ve toplumsal duyarlılık katmanlarının yaklaşımları da dikkate alınmalı. Bugün ABD'nin aksine, Avrupa ülkelerinde düzenli olarak kiliseye gidenlerin oranı yüzde onların altında. Avrupalıların yalnızca yüzde 73'ü kendini Hıristiyan olarak tanımlıyor ve bu oran önümüzdeki yıllarda daha da düşecek. Kilise, Roma İmparatorluğu'nun son iki yüzyılında ruhani güç olarak gelişti. Ortaçağ'da, kralların siyasi egemenliklerinin tanrısal meşruiyeti Vatikan tarafından tescil edilmekteydi. Böylece kilise kurumu her ülkede siyasal bir aktör konumuna geldi. Hıristiyanlık, Avrupa'nın eğitim, felsefe, ekonomi, sanat ve mimari birikimine damgasını vurdu. Bu arada, IV. Haçlı Seferi'nin, Kudüs yerine Konstantinopolis'i işgaline bahane olan, Ortodoks Kilise'nin Vatikan'dan 11. yüzyılda kopmasıyla başlayan bölünmeler, 16. yüzyılda Lutheryen, Reformist ve Anglikan kiliselerinin doğmasına neden olan Protestanlık ile devam etti. Avrupa siyasetinde din Aristokrasi ve ruhban sınıfına karşı bir burjuva hareketi olarak başlayan Fransız Devrimi ise, sanayi devrimi ile birlikte çağdaş Avrupa demokrasisinin temellerini atan süreci tetiklerken, kilise-devlet ilişkisinde de yeni bir çığır açtı. Bugünkü anlamıyla laiklik kavramı doğdu. Aynı dönem içerisinde ABD Anayasası'nda yapılan birinci değişiklik ile devlet işlerinde dinin etkisine karşı, Thomas Jefferson'un deyişiyle duvar örülüyordu. Avrupa'da siyasal hareketlerin siyasal partilere dönüşmesi, yalnızca sağ ile sol arasındaki sosyoekonomik bölünme tarafından belirlenmedi. Önemli bir siyasal kutuplaşma, kilis-edevlet karşıtlığında oluştu. Sol, liberal ve çevreci partiler, Hıristiyan demokrat ve Sosyal Katolik partilere karşı aynı kampta buluştular. Aynen bugün Avrupa Parlamentosu'nda olduğu gibi. Açık tavır alan isimler Tabii aradan geçen zamanda, kilisenin siyasal etkisi iyice azaldı. Hukuksal alanda ise, din temelli yasaları savunan siyasal partiler tarih oldu. Bugün Avrupa anayasası, Katolik Kilise açısından yeni bir sosyal etki açılımı için basamak olabilir. Fransa'dan Michel Barnier, İngiltere'den Jacques Straw, Almanya'dan Jochka Fischer ve Belçika'dan Louis Michel gibi birçok dışişleri bakanı ise, Hıristiyanlık bahsinin Avrupa Birliği'nin anayasasında yer almasına açık tavır almış durumda. Karşıt görüşler Söze karışmamaya çalışarak, AB içi tartışmalara kulak verelim: - Anayasanın giriş bölümde 'Avrupa'nın Hıristiyan kökleri'ni de yazalım. - Olmaz. Laikliğe aykırı. - Laiklikle alakası yok bu önerinin. 'Hıristiyan değerler' densin demiyoruz ki. Yalnızca geçmişe yönelik bir saygı ifadesi bu. - Bu kampanyanın arkasında Papa'nın olduğu malum. Gün gelir kürtaj, ötanazi ve klonlama gibi dosyalardan başlayarak birçok alanda kilisenin tutumu bir etken olmaya başlar. - Hukuksal bağlayıcılığı olmayan bir cümle için bu kadar kesin karşı çıkış gereksiz. Üstelik bizim önerimiz sonuçta tarihsel bir gerçeği vurguluyor. - Aynı tarihsel gerçeğin Avrupa'yı yüzyıllarca kana bulayan din savaşları, engizisyon, Haçlılar ve soykırımlar gibi boyutları da var. - Onlar sapma, gerçekte bugün toplumu olumlu etkileyen bir inanç birliği mevcut. - Avrupa'nın en temel özelliği çoğulculuk. İnsancıllık. Hoşgörü. Anayasa'nın temel sloganı 'Farklılıkta birleşmek.' Uluslararası ortamı da unutmayın. Birçok ülkede Müslümanların sosyal uyumu ve terörle mücadele gibi sorunlar yaşarken, bir de AB'yi Hıristiyan Kulübü mü ilan edeceğiz? 'Kimseyi dışlamıyoruz' - Hıristiyan kulübü demiyoruz, yalnız bir tarihsel ve sosyal gerçeğin altını çiziyoruz. - Hıristiyanlığı vurgulayıp diğer dinlerin mensuplarını dışlamak çok hatalı olur. - Fakat Avrupa kimliğinin kökünde Hıristiyanlık olduğunu söylemek, bugün kimseyi dışlamak anlamını doğurmaz ki. - Kökenlere gidersek, sonuçta tektanrılı dinlerin doğum yeri Ortadoğu. İlk yayıldıkları halkların etnik kökeni aynı. Hıristiyanlık sanki Avrupa'ya mı özgü? Bolivya, Kongo veya Filipinler de mi Avrupalı? - Önerimiz kimseyi dışlamıyor, Avrupa'nın geçmişi hakkında bir referans bu. 'Müslüman ülkeler var' - Aksine, sanki AB üyeliği için yeni bir kıstas getiriyor. Üstelik resmen aday olan Türkiye ve bir gün üyeliğe ehil olacak olan Arnavutluk ve Bosna da Müslüman ülkeler. - Tutumumuz Türkiye karşıtı değil. Bu önerinin arkasındaki ülkelerin tamamı Türkiye lehine açık destek veriyor. Oysa karşı çıkan tarafta, Fransa gibi Türkiye'ye en kuşkulu yaklaşan ülke var. - Zaten Anayasa taslağında 'Avrupa'nın kültürel, dinsel ve hümanist mirası'na atıf var. Daha ötesi gereksiz. - Unutmayalım ki, bu anayasayı referandumlara götürdüğümüzde, Papa'nın desteği birçok ülkede önemli bir kitleyi olumlu etkiler. Sonuçta önemli olan esas içeriği oluşturan konularda ilerlemek. - Bu iç politik hesaba dayanarak, ortaya hukuksal açıdan kötü bir metin mi çıkaracağız? Konunun üzerine hiç gitmeseydiniz daha iyi olurdu. Bu işe Allah'ın adını karıştırmak yanlış oldu. İnşallah AB bu din meselesi yumağını çözer. Ortada halen bu açıdan dengeli ve laik bir anayasal antlaşma taslağı var maşallah. Aksi takdirde, Avrupa'da birlik süreci bu noktada tıkanırsa, maazallah yazık olur. Sonra Avrupa'nın geleceği ne olur Allah bilir? Dr. Bahadır Kaleağası/Brüksel Radikal / 29.05.2004
AKRA