Annan, Türk tarafını cemaat olarak tanımlayıp bağımsız bir devlet olamayacağına, ayrışamayacağına da ayrıca dikkat çekti.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan, Rumların BM Planı’nı reddetmelerinden sonra, ileriye yönelik ne gibi bir planları olduğunu tüm dünyaya açıklamanın sorumluluğunu Rum lider Tasos Papadopulos’un omuzlarına yükledi.
Annan, kapsamlı raporunda ağır şekilde eleştirdiği Papadopulos ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, çıkmazdan kurtulunmadığı sürece iyi niyet çabalarının devam etmesini çok küçük bir olasılık olarak gördüğünü belirtti. Kofi Annan, böylece, Rum tarafının planda değişiklik isteklerini de boşa çıkarmış oldu.
Çözümü reddettiniz
Rumların “aslında planı değil, çözümü reddettiklerini’’ vurgulayan Annan, “bundan sonra iyi niyet çabaları, Ada’daki BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) durumunun ne olacağı gibi soruların cevaplarını bulmanın sorumluluğunu da Rum tarafına düşüyor.”
Annan raporunda, Güvenlik Konseyi’nin KKTC’nin devlet olarak tanınmamasını tavsiye eden 541 ve 550 sayılı kararlarına rağmen, Türk tarafına yönelik kısıtlamaların kaldırılması için yapılabilecek çok şey bulunduğunu da vurguluyor.
Kofi Annan, kısıtlamaların kaldırılmasının bu kararların ihlali anlamına gelmeyeceğini belirtiyor. Annan, Türk tarafını cemaat olarak tanımlayıp bağımsız bir devlet olamayacağına, ayrışamayacağına da ayrıca dikkat çekti.
Annan’ın “Rumların hayır demekle şimdiye dek karşı olduklarını söyledikleri statükoyu sürdürdüklerini” belirtti.
Bundan sonra ne olacak?
BM Güvenlik Konseyi’nin, Annan’ın kapsamlı Kıbrıs raporu ile UNFICYP konusunda hazırladığı raporları haftaya ele alması bekleniyor. Özel Temsilci Alvaro de Soto, Konsey’de Salı günü bir brifing verecek, daha sonra kapalı oturuma geçilecek.
Konsey, ayrıca, UNFICYP’in görev süresinin sona ereceği 15 Haziran’dan önce Annan’ın raporu doğrultusunda bir karar kabul edecek.
Güvenlik Konsey’in Annan’ın Kıbrıslı Türklere yönelik kısıtlamaların kaldırılması çağrısı yapan raporunun ardından tutumu da bu dönemde ortaya çıkacak. Dengelerin önemli olduğu Güvenlik Konseyi’nin beklenildiği üzere bir karar kabul etmemesi olasılığı da bulunuyor.
Önceki dönemlerde veto yetkisini kullanan Rusya’nın yine kararı etkilemesi olasılığı bulunurken, Kıbrıs konusunda başrol oynayan ABD ve İngiltere gibi ülkelerin tutumları ve ulusal düzeydeki girişimleri önem kazanıyor.
Konsey beklendiği gibi bir karar kabul etmese bile, Annan Raporu kendi başına Kıbrıslı Türkler’in siyasi iradesinin haklılığını göstermesi ve lehlerine güçlü unsurlar sunması açısından yeterli bir kazanç olarak kabul ediliyor.
Kıbrıslı Türkler’e yönelik kısıtlamaların azaltılması girişimlerine ilk somut örnek olarak ABD’nin KKTC vatandaşlarına 2 yıla kadar çok girişli vize vermeye başlaması gösteriliyor.
Denktaş: Teşhis koymamakta ısrarlılar
Öte yandan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs raporunda Kıbrıs Türklerinin ‘’cemaat’’ olarak görüldüğünü belirterek, ‘’Güvenlik Konseyi Kıbrıs meselesine teşhis koymamakta ısrarlı’’ dedi.
Denktaş, BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs sorununa teşhis koyması halinde, Kıbrıs sorununun, Rumların tüm Kıbrıs’ı ele geçirme siyasetinin sonucu olduğunun ve kendilerinin haklılığının ortaya çıkacağını kaydetti.
Denktaş, bir kabulü sırasında gazetecilerin sorusu üzerine, Annan tarafından yayımlanan Kıbrıs raporuyla ilgili değerlendirmede bulundu.
Kıbrıs Türk halkının, adadaki siyasi açıdan eşit ve egemen iki taraftan biri olduğunu vurgulayan Denktaş, Kıbrıs Türk halkının cemaat olmayı asla kabul etmeyeceğini, egemenliğine sahip çıkarak kurduğu devleti sonsuza kadar yaşatacağını, bundan taviz vermesinin asla söz konusu olmayacağını söyledi.
Denktaş, ‘’Biz, bildiğimiz yolda devam edeceğiz. Bu yol, devletimizi korumak yoludur, kaleyi boş bırakmamak yoludur, egemenlik haklarımızdan fedakarlık yapmamak yoludur. Başka çaresi yoktur. Kıbrıs meselesine, büyük devletlerin doğru teşhis koyması şarttır. Bu teşhis yapılmadan şimdiye kadar yapılan yanlışlar devam edecektir. Biz bunu görüyoruz ve üzülüyoruz’’ diye konuştu.
İbretle okunacak bir rapor
Annan’ın raporunda, Kıbrıs Türk halkının ‘’cemaat’’ olarak görülmeye devam ettiğine işaret eden Denktaş şöyle dedi:
‘’Bu, ibretle okunacak bir rapor. Rumun yalancılığını ortaya koyan bir rapor, ama bütün gelmiş geçmiş Rum liderleri aynı oyunu oynamışlardır. Biz niçin uzlaşmaz olduk ve hala olmaya devam edeceğiz ve şerefle edeceğiz, çünkü devletimizden, egemenliğimizden taviz vermedik ve vermeyeceğiz.’’
Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat’ın raporu ‘’memnuniyetle’’ karşılamasına da şaşırdığını belirterek, ‘’Sayın Talat, ‘Kıbrıs Rumları bizi temsil etmez, meşru hükümet olmaktan çıkmıştır’ gibi bizce olumlu tespitler yapmıştır. Bu tespitler üzerinde durması gerekir. Bu tespitlerini yalanlayan bir rapor çıkmıştır ortaya. Bunu nasıl beğeniyle karşılar, onu ben anlamadım. Ama herhalde yaşadıkça görecektir ve öğrenecektir’’ diye konuştu.
Annan planına da atıfta bulunarak, Rumların plana ‘’hayır’’ demekle pazarlık gücünü elinde tuttuğunu, plana ‘’evet’’ diyen Kıbrıs Türklerinin ise böyle bir şansı kalmadığını ifade eden Denktaş, Annan’ın, bu durumu göz önünde bulundurarak, raporunda ‘’Rumların güvenlik konusunda endişeleri vardır’’ dediğine ve BM Güvenlik Konseyi’ne bunu kaale almasını önerdiğine işaret etti. Denktaş, ‘’Yani Rusların vetosuyla alamadıkları kararı almanın yolunu açmaya çalışıyor’’ dedi ve Kıbrıs raporunda Annan planının yeniden canlandırılmasına çalışıldığını söyledi.
‘’Rumların milli siyasetinin Kıbrıs Türküne karşı düşmanca olduğunu bilerek hareket edilmesi gerektiğini’’ belirten Denktaş şöyle konuştu:
‘’Kalemizi sağlam tutalım. Başka çaremiz yoktur. Eşit, kalıcı, 1963’ü yeniden oluşturmayacak bir anlaşma olacaksa, Rum yapılacak anlaşmanın yıkılamayacağını bilmelidir. Bu da ancak iki devlet esasına dayalı bir anlaşmadır. Gerisi kağıt üzerinde verilen haklardır, kolaylıkla alınır, ondan sonra havada kalırız.
‘Türkiye adadan çıkmayacak’ diye bu halka yalan söylenmiştir. Genel Sekreter, Allah’tan yine raporunda, ‘Kala kala 650 kişi kalacaktı, onun da zamanla tümüyle çıkması müzakere edilecekti’ demek suretiyle bizim söylediğimizi doğruluyor. Plan Türkiye’yi tümüyle adadan çıkartan bir plandır. Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarını alıp götüren bir plandır ve bütün hedef de budur. Başka türlü, AB jeostratejik haklarını, İngilizler üslerini, Amerikalılar İngiliz üslerini kullanma hakkını rahatlıkla kullanmazlar.’’
Milli Gazete, 05.06.2004