Türkiye’de üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağının insan hakkı ihlali olmadığı yönünde karar veren AİHM’in, Musevi ve Yehova Şahitleri’nin inanç özgürlüğünü savunduğu ortaya çıktı.
Musevi kişilere Cumartesi günü sınav yapılmasının dini yükümlülüklerine aykırı olduğuna karar veren AİHM, Yehova Şahitleri’nin de askere alınmasının inanç özgürlüğüne aykırı olduğuna hükmetti.
İSVEÇ’TE YEHOVA ŞAHİTLERİ ASKERE ALINMIYOR!
İsveçliler, Yehova Şahitleri’nin askere alınmaması üzerine İsveç Hükümeti aleyhine AİHM’e dava açtı ve bu kişilerin hem askerlik hem de alternatif hizmetten muaf tutulmasının ayrımcılık olduğunu savundu. AİHM, İsveç Hükümeti’nin Yehova Şahitleri’ne yönelik uygulamasına destek verdi ve “Yehova Şahitleri’nin mensupları günlük hayatın birçok yönünü içeren kapsamlı bir davranış kuralları silsilesine uyarlar. Bu kurallara itaatten amaç, cemaat üyeleri arasındaki katı, gayrı resmi bir toplumsal kontrolün sağlanmasıdır. Bu kurallardan birisi de, askeri ve ona alternatif hizmeti reddetmeyi gerektirir” kararını verdi.
AİHM, Musevi olan başvurucunun Cumartesi günü sınav yapılmasının dini yükümlülüklerine aykırı olduğu iddiasını da haklı buldu. İsrail’de öğrenciler derslere kippa ile giriyor ve kutsal sayıldığı gerekçesiyle Cumartesi günü resmi tatil sayılıyor.
Çifte standardı belgeleyen kararlar
RP’nin kapatılması, kurban derilerinin yarı resmi kurum tarafından gasbedilmesi ve son olarak başörtüsü yasağı konularında açılan davalarda Türkiye’deki bu uygulamaları yerinde bulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başka din mensuplarını ilgilendiren ve dini özgürlükler bahsine giren birçok davada, davacı lehine kararlar verdi. AİHM’in Müslümanlara karşı açıkça bir çifte standartlı tutum içinde olduğunu ispatlayan bu kararlardan bazıları şunlar:
YEHOVA ŞAHİTLERİ DAVASI
Thlimmenos davası olarak bilinen ve AİHM’de görülmüş din özgürlüğü konusundaki en önemli davada, Yehova Şahitleri’nin askerlik yapmalarının bu dinin temel prensiplerine aykırı olduğu kabul edilmişti. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tarafı olan ülkelerde söz konusu din mensuplarının askerlikten muaf tutulmasına karar vermişti. Mahkeme, sözleşmenin 9. maddesindeki “Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü: 1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, aleni veya özel olarak ibadet öğretim uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini ve inancını açıklama özgürlüğünü de içerir” hükmüne işaret ederek, bundan sonraki bütün davalarda söz konusu kriterleri baz alacağını ilan ediyordu.
HOFFMANN DAVASI
Hoffmann Dâvâsı olarak bilinen Avusturya aleyhine açılan bir davada ise, mahkeme, Yehova Şahidi bir anne olan Bayan Hoffmann’a çocukların velayetinin verilmemesi sorununu incelemiş ve 8. madde ile bileşim halinde 14. maddenin ihlal edildiğine hükmetmişti. Ulusal Mahkeme önünde Bayan Hoffmann’ın eski eşi, Yehova Şahitleri’nin kan naklini yasak kabul etmeleri, askerlik yapmayı ve üniforma giymeyi reddetmeleri, toplumdaki diğer bireylere kapalı, kendi içlerinde bir yaşam sürmeleri nedeniyle, çocukların toplumsallaşması ve de sağlığı açısından sakıncalı yönleri olduğunu iddia etmiş ve çocuğun velayetini babaya bırakmıştı.
HANYA KİLİSESİ DAVASI
AİHM, mezhepten çok bir tarikat görüntüsünde olan Hanya Katolik Kilisesi’ne mensup kişilerin okullarda, kamu kurumlarında ve özel işyerlerinde diğer Hıristiyanlardan farklı olarak belirli saatlerde ve yerlerde ibadet etme, belirli kisveleri giyme ve taşıma gibi dinsel yükümlülüklerinin yerine getirilmesine kısıtlama konulamayacağına hükmetmişti.
BESSARABİA DAVASI
Bessarabia Metropoliten Kilisesi davasında ise Mahkeme, başvuru sahibi kilisenin ulusal otoritelerce tanınmamasının, Sözleşme’nin 9. maddesinin ihlali olduğuna karar vermişti. Sözleşmenin tarafı olan Avrupa devletleri bu kilise mensuplarının genel Hıristiyanlık öğretisinin temellerine aykırı hareket ettikleri, toplum yararına olan genel geçer kuralları hiçe saydıkları, kendilerini toplumda sürekli olarak farklı gösterme yolunu seçtikleri ve birçok kisve kullandıklarını öne sürerek, Kiliseyi tanımama tavrının hukuki olduğunu öne sürmüşlerdi. Ancak mahkeme bu iddiaları yersiz bulmuştu.
YAHUDİLERİN ET KESİMİ DAVASI
Cha’ara Shalom ve Tsedek davası olarak bilinen davada AİHM, Fransa’daki Yahudi Cemaati içerisinde, cemaatin çoğunluğunu oluşturanlardan daha katı dinsel kuralları olan farklı bir grubun mezbahada “kaşer” kurallarına uygun olarak dini hayvan kesimi yapmaları önündeki engellerin kaldırılmasına karar vermişti.
VAKİT 05.07.2004