Türk savunma çevrelerinin etkin dergilerinden biri olan Turkish Defence dergisi Yayın Yönetmeni Özge Kılınç, İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini vurmaya hazırlandığını ileri sürdü.
İran’ın nükleer silâh elde etmesi için sadece 2 yıl kaldığını ve bunun da Ortadoğu’daki nükleer silâhlara sahip İsrail’i tedirgin ettiğini belirten Kılınç, İsrail’in İran’ı vurmak için MOSSAD’a alternatif planlar hazırlaması talimatı verdiğini belirtti. Kılınç’a göre bu planlar içinde İsrail’in Almanya’dan aldığı Dolphin denizaltılarından “Popeye Turbo” füzeleri fırlatması ve 1981’de Irak’ın Osirak Nükleer Santrali’ni vurduğu gibi bir F-16 filosunun gerçekleştireceği hava saldırısı da bulunuyor.
İsrail’in 1981 yılında Irak’taki Osirak Nükleer Santrali’ne karşı gerçekleştirdiği imha operasyonuna benzer bir plan hazırlığı içinde olduğunu belirten Kılınç, saldırılarda İsrail’in Almanya’dan aldığı 3 adet Dolphin tipi nükleer vuruş kapasiteli denizaltıları da kullanabileceğini öne sürdü.
İsrail, Dolphin’lere nükleer başlık takıyor
Kılınç, Almanya’nın Dolphin denizaltılarını Türkiye de dahil diğer ülkelere 533 mm’lik kovanlar kullanılacak şekilde düzenleyerek sattığını, İsrail’e ise neredeyse bedava sayılacak bir fiyata sattığı bu denizaltılara nükleer savaş başlığı takılabilecek şekilde 650 mm’lik kovanlar taktığını belirtti.
İsrail’in İran’daki hedefleri vurmak için 200-250 kilometre menzile sahip Sub-Harpoon füzeleri kullanmasının muhtemel olduğunu belirten Kılınç şöyle devam etti:
“Buna göre İsrail’in, İran’ı denizaltılarından atacağı nükleer harp başlıklı Sub-Harpoon füzeleriyle vurmak için, Süveyş Kanalı ve Kızıl Deniz’den geçerek Basra Körfezi’ne gitmesi ve İran kıyılarına yaklaşması kaçınılmazdır. Zira Doğu Akdeniz’den de İsrail denizaltılarının bu kısa menzilli füzelerle stratejik kabiliyetlerinin yetersiz kalacağı aşikardır.”
İran’daki muhtemel hedeflerinin iç bölgelerde kaldığını ve bu hedefleri vurmak için başka alternatifler de kullanabileceğini ifade eden Kılınç, İsrail’in aynı amaçla yeni geliştirdiği 200-350 kilometre menzilli “Popeye Turbo” füzeleri üzerinde değişiklik yaparak menzilini 500 kilometreye çıkarmayı da deneyebileceğini kaydetti.
İsrail’in 2000 yılının Mayıs ayında Hint Okyanusu’nda, Sri Lanka açıklarında 1500 kilometrelik füze denemeleri yaptığını da hatırlatan Kılınç, bu füzelerin test atışında 7 kg. plütonyumu da içeren 200 kg. ağırlığında bir harp başlığını simüle ettiğini söyledi.
Irak’a saldırı 1,5 dakika sürmüştü
Irak’ın Bağdat’ın güneyinde Fransız firmalarına yaptırdığı Osirak Nükleer Santrali daha devreye girmeden 2400 kilometre yol katederek bölgeye ulaşan İsrail uçakları tarafından 7 Haziran 1981’de vurulmuştu. İsrail, Saddam Hüseyin’in bu santral sayesinde nükleer silâh yapımında kullanılmak üzere plütonyum elde etmesinden endişeleniyordu.
İsrail uçaklarının sadece 1,5 dakika süren bombardımanda tesisi kullanılamaz hale getirmesi karşısında Irak hava savunma bataryasının suskun kalmasını ise Kılınç şöyle açıklıyor:
“Bugün itibariyle bilinen şudur ki, Irak hava savunmasından sorumlu yüksek rütbeli subay, olay sırasında görevinin başında olmak yerine bir kahvede özel amaçlı bulunduğundan, şaşkına dönen ve neye uğradıklarına şaşıran hiçbir Irak hava savunma bataryası ya da uçağının, emir almadan bu sürpriz İsrail saldırısı karşısında ateş etme cesaretinde bulunamamış olmasıdır. Söz konusu bölgeden sorumlu Irak subayı Albay Fahri Hüseyin Cahbar ile, rütbeleri en az binbaşı olmak üzere tüm kurmay takımı olaydan bir gün sonra Irak ahalisinin önünde Saddam Hüseyin tarafından ibret amaçlı idam ettirilmiştir.”
Turkish Defence dergisi Yayın Yönetmeni Özge Kılınç, Osirak Nükleer Santrali’ne saldırı düzenleyen İsrail uçaklarından birinde bulunan pilotlardan birinin ise İsrail’in aynı zamanda ilk astronotu olan, ancak 16 Ocak 2003 tarihindeki Columbia uzay mekiği kazasında yaşamını yitiren İlan Ramon olduğunu hatırlatıyor.
İsrail’in 30 yıldır tamamlanmasına çalışılan Buşehr Nükleer Santrali’ne düzenleyeceği olası bir saldırı karşısında İran’ın vereceği bir tepkinin bölge açısından son derece riskli gelişmeler doğuracağına dikkat çeken Kılınç, Şaron hükümetinin, MOSSAD’ı, tüm sabotaj opsiyonları dahil olmak üzere nükleer santralin devre dışı bırakılması için görevlendirmiş olmasına rağmen hava operasyonu düzenlenmesi ihtimalinin daha ağır bastığı yorumunu yapıyor.
Milli Gazete 17.07.2004