Britanya da Avrupa Birliği de İsrail'in Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerini çoğaltmasının bölgedeki sorunları artıracağını söylüyor. Ancak kimse İsrail'i durdurmak için bir şey yapmıyor
SAİB EREKAT
Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw, geçen hafta, İsrail'in Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerini çoğaltmasının, İsrail-Filistin çatışmasına iki devletli bir çözüm bulunması yönündeki çabaları tehdit ettiğini söyleyerek endişesini dile getirdi.
Filistinliler bu açıklamayı memnuniyetle karşılıyor, fakat Britanya hükümetinin bu konuda bir şey yapmaya niyeti olup olmadığını da merak ediyor.Straw'un endişesi çok yerinde. Filistin topraklarında yasadışı biçimde inşa edilen İsrail kolonileri, uzun süredir İsrail ile Filistin arasındaki barış görüşmelerinin önünde en büyük engellerden biri. Halen 200'e yakın kolonide 400 binden fazla yerleşimci, Filistin topraklarının dört bir yanına dağılmış durumda; buna Doğu Kudüs de dahil. Yerleşimler, denetim noktaları, su kaynakları üzerindeki kontrolleri ve elektrik tesisatlarıyla, Filistin'i paramparça ediyor ve ulusal bir varoluşu imkânsız kılıyor.
Koloniler kalıcı
İsrail'in 'güvenlik' gerekçesiyle inşa ettiği duvar da, kolonileri kalıcılaştırma yönündeki son stratejisini hayata geçirmesinden başka bir şey değil. İsrail'in duvarı 1967 işgali öncesi sınıra değil, Filistin topraklarının içerisine inşa etmesi de hiç şaşırtıcı değil; böylelikle duvarın ardında kalacak Filistinlilerin sayısını azamiye çıkarırken, yerleşimcilerin yüzde 80'inden fazlasının varlığını da garanti altına almış olacak.
Straw, kolonilerin kısa süre sonra Doğu Kudüs'ü Batı Şeria'dan koparacağına dair kaygısını da ifade etti. Fakat bu kopuş zaten gerçekleşmiş durumda. Duvar ve iki İsrail kolonisi, Filistinlilerin Doğu Kudüs'ünü tecrit etti bile. Kent kurumaya başladı; Filistin okullarında öğretmen, kiliselerde rahip yok ve hastalar artık kliniklere veya hastanelere ulaşamıyor. Bunun sonucunda Hıristiyan ve Müslüman nüfus Doğu Kudüs'ten kaçmaya başladı ve İsrail kılını bile kıpırdatmıyor.
Yasalar ihlal ediliyor
Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD), Batı Şeria'daki İsrail kolonilerini ve duvarı yasadışı ilan eden ve Britanya da dahil, AB'nin tüm üyelerinin destek verdiği kararına rağmen koloniler genişliyor. İsrail son olarak 2 bin 300 yeni koloni konutunun inşasına karar verdi.
Straw'ın da gayet iyi bildiği gibi, koloniler yeni bir mesele değil. Ve her Filistinlinin de gayet iyi bildiği gibi, İsrail'in sömürgeleştirme politikasına yönelik, hiçbir eyleme veya adıma vesile olmayan uluslararası 'kaygılar'da yeni değil.
Oslo sürecinde dönemin Britanya Dışişleri Bakanı Robin Cook ve hatta ABD yönetimi, İsrail'in sömürgeleştirme çabalarını yasadışı ve barış gereklerine aykırı olarak nitelemişti. Onların bu nitelemeyi yaptığı yıl, kolonilerde yaşayan İsrailli yerleşimcilerin sayısı iki katına çıkmıştı. İsrail ve Filistin'in barış ve güvenlik içinde yan yana yaşamasını istiyorlarsa Britanya ve Avrupa Birliği, uluslararası hukuka riayet etmesi için İsrail'e baskı yapmalı. İsrail'i sömürgeleştirme siyasetinden vazgeçirmek için, ekonomik veya diplomatik, bütün zorlayıcı yollar kullanılmalı.
AB'nin İsrail-Filistin sorununa yönelik kararlı adımlar atmak konusunda gönülsüz davranması, İsrail'e AB'nin görmezden gelinebileceğini öğretmekle kalmıyor, bizzat AB'nin bayraktarlığını yaptığı değerleri zedeliyor. Ortada vahim bir çelişki var: AB bir yandan UAD'nin kararını destekleyip İsrail'in yasadışı kolonilerine karşı çıkarken, diğer yandan AB-İsrail işbirliği anlaşması çerçevesinde İsrail'le ticaret yapıyor. Filistin topraklarındaki 'apartheid rejimini' (ki BM'nin Güney Afrikalı insan hakları özel raportörü ve hukuk profesörü John Dugard tarafından "Güney Afrika'dakinden bile daha kötü" diye nitelenmektedir) sona erdirmek konusunda hiçbir şey yapmayarak AB, barışın tarafsız arabulucusu sıfatıyla uluslararası saygınlığını yitiriyor; kendisini demokrasi, özgürlük ve adalet karşıtı bir konuma sürüklüyor. Ariel Şaron'un böyle bir politika karşısında AB'yi ciddiye alması mümkün değil. Zaten almıyor da.
ABD, İsrail'e her tür yasanın üzerinde olduğunu telkin etmeyi sürdürüyor ve bunun doğurduğu felaketlere hepimiz tanık oluyoruz. Britanya ve onun AB'deki ortakları farklı bir yaklaşım sergilemeli. İsrail'i ekonomik olarak ödüllendirmeyi bırakmak ve böylece onu hukuku ihlal etmekten vazgeçmeye ve UAD kararına uymaya zorlamak, AB için iyi bir başlangıç noktası olabilir.
(Filistin Yönetimi'nin baş müzakerecisi, 15 Eylül 2004)