Gözler ısrarla İran'a çevriliyor ama İsrail, Pakistan ve Hindistan gibi ülkeler de silahlanıyor
ABD'nin dış politika hedefleri arasında yer alan İran, son olarak uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya aldığını açıkladı. Ancak dünyadaki nükleer tehdit yalnızca AB ve ABD'nin son dönemde nükleer programı üzerinden sıkıştırdığı İran'ın oluşturduğu tehditten ibaret değil.
ABD'nin başkanlık seçimlerinden sonra İran politikasını nasıl çizeceği merak konusu. İran'ı çoktandır ''düzen dışı devlet'' ilan eden ve ''şer eksenine'' dahil eden ABD'nin, bu ülkenin uranyum zenginleştirme faaliyetlerini bahane ederek ''önleyici saldırı'' da bulunacağı konuşuluyordu.
Avrupa Birliği (AB) ise İran'ı uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçirmek için diplomatik yolları kullandı. Birliğin üç güçlü devleti Fransa, İngiltere ve Almanya'dan temsilcilerle İranlı yetkililer arasında Fransa'nın başkenti Paris'te süren on günlük görüşmelerin ardından Tahran, söz konusu faaliyetlerini daha kapsamlı ve nihai bir anlaşma yapılana kadar durduracağını açıkladı. Ve böylelikle Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ne gönderilmekten de şimdilik kurtuldu.
Anlaşma imzalamayanlar
Fakat iş İran ile bitmiyor. İsrail, Hindistan ve Pakistan gibi nükleer silahsızlanma anlaşmalarını imzalamaya bir türlü yanaşmayan ülkelerin silahlanma yarışı devam ediyor. Devletleri bir yana bırakırsak, özellikle Sovyetler Birliği çöktükten sonra başıboş kalan nükleer madde ve silahlar, dünya barışı için hâlâ büyük tehdit.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Başkanı Muhammed El Baradey , dünyada radyoaktif madde kaçakçılığında büyük artış olduğunu belirterek, teröristlerin nükleer ve radyoaktif maddeler konusunda daha bilgili ve ilgili hale geldiğini söyledi.
Irak'ı, ''bir türlü bulunamayan'' kitle imha silahları bulundurduğu gerekçesiyle haksız olarak işgal eden ABD'nin bir sonraki hedefinin İran olduğu konuşuluyordu. Gerekçeler hazırdı: Köktendinci bir rejimle yönetilen İran, ABD düşmanı radikal İslamcı gruplara destek veriyor, nükleer silah programı geliştiriyordu.
İran ise ABD'nin bu suçlamalarına karşılık sert açıklamalarda bulunuyor, ''kolay lokma olmadığı'' mesajını verirken zaman zaman İsrail'i vurabileceği tehdidinde bulunuyordu. Fakat İran pazar günü, daha önceki açıklamalarının tersine uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durduracağını bildirdi. Fransa'nın başkenti Paris'te İran ile AB arasında 10 gündür süren görüşmelerin ardından İranlı temsilcisi Hasan Ruhani , uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya alacaklarını ve bu kararın, İran'ın nükleer programı konusunda nihai bir anlaşmaya varılana kadar yürürlükte kalacağını söyledi. AB'nin üç önemli üyesi İngiltere, Fransa ve Almanya'nın diplomatik çabalarıyla gelen bu karar, İran'ı, kendisine 25 Kasım'a kadar süre veren BM Güvenlik Konseyi'ne gönderilmekten de kurtardı.
Bu arada, IAEA de bir gün sonra, 15 Kasım'da İran ile ilgili raporu yayımladı. Raporda, Tahran'ın nükleer silah üretmek için çeşitli nükleer malzemeler kullandığına kanıt olmadığı, ancak nükleer faaliyetlerine ilişkin şüphelerin sürdüğü dile getirildi.
Raporda, İran'ın uluslararası yasaları ihlal ederek nükleer faaliyetlerinin bir bölümünü geçen ekim ayına dek gizlediği belirtildi. IAEA, İran'dan uranyum zenginleştirmeyi derhal durdurmasını talep etmişti.
Rusya ve Kuzey Kore'den aldığı yardımlarla nükleer programını yürüten İran, nükleer gücünü saldırı amaçlı kullanmayacağını öne sürüyor. Fakat bu ülkenin 2003 yılı temmuz ayında 1000 kilometre menzilli Şahap-3 füzesini denediği; 2000 kilometre menzilli Şahap-4 ve 5 bin kilometre menzilli Şahap-5 füzesini geliştirme gayretlerini devam ettirdiği de iddialar arasında.
Ortadoğu'da etrafı Müslüman Arap devletleriyle çevrili İsrail, savunma ve saldırı planlarını oluştururken İran ve Pakistan'dan gelebilecek nükleer silah saldırılarını da hesaba katıyor. İran'ın elinde, Şahab-3 füzelerinin İsrail topraklarını kolaylıkla vurabileceği ileri sürülüyor. Pakistan'ın Akdeniz'e ulaşabilecek balistik füzelere sahip olması ve giderek Afganistan'daki Taliban rejimine benzer bir yapıya doğru ilerlemesi İsrail'in endişesini arttırıyor. Elinde, yüzlerce nükleer başlık olduğu bilinen İsrail, bir yandan ABD'den yeni silahlar almaya devam ediyor.
Burada sözü, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Mustafa Kibaroğlu 'na bırakıyoruz: ''... Bugün İsrail, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'na taraf olmadığı için kendisini bu yönde kısıtlayıcı bir hüküm altında görmemektedir, hem de açıkça nükleer silahlarının varlığını kabul etmediği için kimse ona, özellikle Batı dünyası 'Şu nükleer silahlarını yok et' diye bir baskı yapmamaktadır.''
Hindistan ve Pakistan
Nükleer silahsızlanma anlaşmalarına İsrail dışında imza atmayan iki ülke daha bulunuyor: Pakistan ve Hindistan. Her ikisi de 1947 yılında kurulan Hindistan ve Pakistan, o tarihten bu yana üç kez savaştı. Halkın büyük bölümü yoksulluk sınırının altında yaşayan Hindistan ve Pakistan, milli gelirinin önemli bölümünü nükleer silahlanmaya ayırıyor. Yine her ikisi, son olarak 1998 yılında nükleer bomba denediler. Pakistan'ın nükleer silah üretirken destek aldığı Çin, birçok alanda olduğu gibi nükleer gücü bakımından da ABD'nin kâbusu oldu dersek abartmış sayılmayız.
CUMHURİYET 17.11.2004